CHP ve dış politika

Türkiye’de ilginç bir kanaat yerleşmiş durumda: AKP giderse dış politika “aksar”, Türkiye “zayıflar”, ülke “sahipsiz” kalır. Bu kanaat veriyle, somut örnekle falan beslenmiyor. Daha çok bir hissiyat, bir refleks. O yüzden soruyu baştan ve açıkça sormak gerekiyor: Bugünkü dış politika gerçekten bu kadar başarılı mı?

Son on yıla baktığımızda tablo ortada. Avrupa Birliği ile müzakereler fiilen durmuş durumda. Vize serbestisi hayal. Gümrük Birliği güncellenemiyor. ABD ile ilişkiler kronik kriz halinde. Komşularla “sıfır sorun”dan “herkesle sorun” noktasına gelinmiş. Doğu Akdeniz’de masada yokuz ama masaya kızıyoruz. Yatırımcı Türkiye’yi riskli ülke olarak görüyor. Pasaportumuzun itibarı düşmüş, gençler vize randevusu kuyruklarında sürünüyor.

Bu tabloya bir de son yılların zikzaklarını ve U-dönüşlerini eklemek gerekiyor. Bir dönem edilmedik hakaret kalmayan “darbeci” Sisi’yle bugün kucaklaşılıyor; “katil” suçlamalarıyla anılan liderler kırmızı halılarla karşılanıyor. “Ver papazı, al papazı” denilerek meydanlarda alkış toplanıyor, sonra bizim papaz gelmeden onlarınki VIP’ten uğurlanıyor. “Bu can bu tende oldukça vermeyiz” denilen gazeteci, bir sabah serbest bırakılmış olarak uçağa bindiriliyor. Kaşıkçı cinayetinde “davayı sonuna kadar takip edeceğiz” deniyor; birkaç yıl sonra dosya, hiçbir ikna edici açıklama yapılmadan olayın “şüphelisi” konumundaki ülkenin yargısına devrediliyor.

Dış politika ilke ve stratejiyle değil; iç siyasetin ihtiyaçlarına göre sertleşip yumuşayan bir zikzak hattında yürütülüyor. Dün söylenen bugün inkâr ediliyor. Devlet yönetiminde geri adımlar elbette olabilir. Ama bu kadar sık, bu kadar keskin ve bu kadar gerekçesiz olmaz.

Şimdi dürüstçe soralım: Buna gerçekten “başarılı dış politika” mı diyeceğiz?

Türkiye’de dış politika uzun süredir sonuç üretme sanatı olmaktan çıkıp bir gösteri alanına dönüştürüldü. Sert sözler, yüksek perdeden çıkışlar, sürekli kriz dili… “Sabrımızı test etmeyin”ler, “Bir gece ansızın gelebiliriz”ler, “Osmanlı tokadı” tehditleri… Bunlar içeride alkış alıyor olabilir. Ama dış politika içeride alkış toplamak için yapılmaz. Dış politika, sessizce sonuç almak içindir.

Bugünkü iktidarın dış politikadaki en büyük sermayesi “sertlik” görüntüsü. Oysa sert olmakla güçlü olmak aynı şey değildir. Güçlü ülkeler bağırmaz; güçlü ülkeler aradığında telefonu açılan ülkelerdir. Güçlü ülkeler kriz çıkaran değil, kriz çözendir. Güçlü ülkeler yalnız kalan değil, etrafında müttefikleri olan ülkelerdir.

AKP’nin yarattığı “biz gidersek her şey çöker” algısının kaynağı da tam burada yatıyor. Muhalefet, dış politikayı uzun süre fazla teknik, fazla akademik bir dille anlattı. Oysa seçmenin sorduğu soru basit: “Bu dış politika benim hayatıma ne katacak?”

Cevabı net verelim: Dış politika kötüyse döviz yükselir. Döviz yükselirse enflasyon artar. Enflasyon artarsa mutfak yanar. Yani dış politika soyut bir alan değil; doğrudan sofradaki ekmektir.

CHP’nin anlattığı tam olarak budur. Dış politikayı kitaplardan bildiğini değil, dış politikayı insanların hayatını kolaylaştırmak için yapacağını söylüyor ve savunuyor. Bağırmadan, kavga etmeden, her gün yeni bir kriz icat etmeden de ülke yönetilebileceğini hatırlatıyor.

Bu iktidarın “devlet tecrübesi” olduğunu söyleyip duruyorlar. Evet, bir tecrübe var. Ama bu tecrübe, devletin kurumlarının içini boşaltmış olmaktan ibaret. Oysa devlet dediğiniz şey şahıslarla değil, kurumlarla yönetilir. Bugün Türkiye’nin dış politikası kurumlardan çok kişisel ilişkilere ve o kişilerin her gün değişebilen ruh hâllerine dayanıyor. Bir gün sert, ertesi gün yumuşak. Bir gün dost, ertesi gün düşman. Kimse Ankara’nın yarın ne yapacağını bilmiyor. İşte bu öngörülemezlik, Türkiye’yi zayıflatıyor.

CHP’nin vaadi devrim değil; normalleşmedir. Devlet ciddiyeti. Kurumsallık. Öngörülebilirlik. “Türkiye yarın ne yapacak?” sorusunun cevabının her zaman belli olmasıdır.

Türkiye’nin daha fazla bağırmaya değil, daha fazla sonuç almaya ihtiyacı var. Daha fazla kavga etmeye değil, daha fazla itibara ihtiyacı var. Daha fazla yalnızlığa değil, daha fazla müttefike ihtiyacı var.

CHP Türkiye’yi dış politikada itibar, öngörülebilirlik ve sonuç üreten diplomasiyle güçlendirmeyi; ülkemize bugün kaybettiği güveni yeniden kazandırmayı vaat ediyor.

Belki de soruyu artık tersinden sormanın zamanı gelmiştir:
Bu kadar sert, bu kadar gürültülü, bu kadar iddialı bir dış politika yürütüldü de… Türkiye bugün dünyada tam olarak hangi noktada?

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi

23 yılın muhasebesi

31 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

28.075

25 Aralık 2025 Perşembe 07:00

Gülşah Durbay’ın ardından

17 Aralık 2025 Çarşamba 07:00

Kurultayın ardından

02 Aralık 2025 Salı 07:00

Yerinde bir karar

25 Kasım 2025 Salı 06:59

“İddianame”

17 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Halkı yanıltıcı bilgi

10 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Kimin Yerinde Olmak İsterdiniz?

03 Kasım 2025 Pazartesi 07:00

Toplu İğne Masalı

30 Ekim 2025 Perşembe 07:00