Serap Durusoy
Savaşın ekonomide yarattığı anafor
ABD ve İsrail’in saldırılarıyla başlayan İran savaşı üçüncü haftasına girdi. Misilleme saldırıları devam ederken İran’ın Hürmüz’ü tamamen kapatma yönünde açıklamasının ardından ABD de Hark adasının işgalinin masada olduğunu elektrik santrallerinin ve su kaynaklarının vurulacağını belirtti. Hiç şüphesiz ki böyle bir gelişme sivil yaşamı çok olumsuz bir şekilde etkiler. Trump körfez ülkelerine yalnızsınız mesajı verirken Hürmüz’ün faturasını körfez ülkelerine ödetmeyi planladığı gibi ABD’nin boğazı kullanmadığını belirterek bu konuya Avrupa, Güney Kore ve Çin’in müdahil olması gerektiğini savunuyor. Benzeri olarak İsrail Başbakanı Netanyahu ise Avrupa ülkelerini savaşa çağırdı.
Yaşanmakta olan bu süreç içerisinde Trump’ın çelişkili açıklamaları da gündemdeki yerini koruyor. Trump “İran öldü İran ile ateşkes istemiyorum” dedi ardından ateşkes şartlarını açıkladı. ABD’nin şartları arasında beş yıl boyunca İran’ın füze programını yürütmemesi, uranyum zenginleştirmesinin durdurulması, nükleer tesislerin devre dışı bırakılması, İran yönetiminin füze sınırı içeren anlaşma imzalaması ve Hizbullah gibi vekil gruplara desteğin sona erdirilmesi gibi başlıklar yer alıyor. Bunun karşılığında İran’a yönelik yaptırımların kaldırılması taahhüt ediliyor. Trump yönetimi müzakerelerde bulunsa da Ortadoğu’ya asker sevkiyatı ve hava saldırılarının devam ettiği kamuoyuna yansıyan bilgiler arasında yer alıyor.
İran ise ateşkes ilan edilmesini ve gelecekte saldırı olmayacağının garanti edilmesini, bölgedeki ABD üslerinin kapatılmasını ve savaş zararları için tazminat ödenmesini talep ediyor. Görüldüğü üzere ABD direniyor, İran vazgeçmiyor.
Öte yandan Trump yaptığı bir diğer açıklamada “İran’da biz de anlaşma istiyoruz hayatımın en büyük anlaşması olacak” yönünde bir değerlendirmede bulununca Trump geri adım attı bir uzlaşma mı olacak beklentisi güçlenirken devamında “Hiçbir şeyi garanti etmeyen bir anlaşma yapma ihtimalimiz oldukça yüksek ben bir şey garanti etmiyorum” dedi. Ancak İran iki ülke arasında görüşme yapıldığını reddetti. Trump dün de “Rejim değişti nükleer programdan vazgeçtiler İran bize bir hediye verdi” dedi.
Bu çelişkilerle dolu açıklamalardan diplomatik bir diyalog çıkmazsa savaş fırtınasının kısa bir sürede dinmesi zor. Haliyle bu belirsizlik durumu piyasalardaki istikrarı ortadan kaldırdığı gibi sağlıklı bir fiyatlamanın gerçekleşmesini de zorlaştırıyor. Özellikle petrol fiyatları en büyük endişeyi oluşturuyor. Nitekim Fitch Hürmüz boğazının altı ay boyunca fiilen kapalı kalması durumunda Brent petrolün varil fiyatının bu yıl ortalama 120 doları bulabileceğini öngördü. Morgan da petrol fiyatının 120 doları aşması durumunda Asya’da ciddi risklerin oluşabileceğini belirtti. Benzeri olarak Goldman Sachs ise petrol fiyat tahminlerini 77 dolardan 85 dolara çıkardı ve savaşın asıl etkisinin ham petrol yerine rafine ürünlerde olacağını belirtti.
Diğer yandan enerji tedariki de bir diğer endişe kaynağını oluşturuyor. Nitekim G7’den küresel enerji tedarikine destek çağrısı geldi. Açıklamada Hürmüz Boğazı ve kilit su yolları başta olmak üzere deniz rotalarının güvenliğinin muhafaza edilmesi gerektiği belirtilirken enerji tedarik zincirinin emniyetinin ve enerji piyasalarının istikrarının korunması istendi.
Görüldüğü üzere yaşanmakta olan bu jeo -politik dış şok, dünya ekonomisini kaos ortamına sürüklüyor. Bu kaosun süresi uzadıkça ve savaşın ölçeği genişledikçe dünya ekonomisi yüksek enflasyon ile tedarik zincirindeki aksamalar nedeniyle üretim daralması yaşayacak. Savaşın Türkiye’ye faturası da ağırlaşıyor. Türkiye her ne kadar hedef olmamaya ve Ortadoğu’daki bu savaşa dahil olmamaya çalışsa da enerji bağımlılığından dolayı yaşadığı kırılganlık savaşın ekonomik etkilerinin derinden yaşanmasına neden oluyor. Türkiye’nin enerji darboğazı dışında, yük taşımacılık trafiğinin bozulması, petrol fiyatlarındaki hareketliliğin enflasyonu yukarı yönlü baskılaması, cari açık da görülecek artış, güvenlik, göç, turizm ve bölgesel ticaret kanalları gibi birçok yönden etkileniyor.
Her ne kadar salı günkü EKK toplantısının ardından yapılan açıklamada Türkiye ekonomisinin güçlü ve makro ekonomik şoklara karşı dayanıklılığını koruduğu belirtilse de rezervler eriyor ve sermaye kaçıyor. Ayrıca petrol fiyatlarındaki artışın adeta domino etkisi yaratarak her şeyin maliyetini katlaması özellikle akaryakıt zamlarının gıda fiyatlarını uçurması dar gelirlinin geçinme mücadelesini çok daha zorlaştırıyor.
Birleşik KAMU-İŞ ‘in araştırmasına göre mart ayında açlık sınırının önceki aya göre 1850 TL artış göstererek 35 bin 829 TL’ye yoksulluk sınırını ise 106 bin 826 TL’ye ulaştığı dikkate alındığında savaşın yarattığı ekonomik anaforun gıdaya erişimi güçleştireceği ve dar gelirlinin bu ekonomik yükü kaldıramayacağı gerçeği ile karşı karşıya kalınıyor.