Bu hafta şu “ilke” diye pazarlanan çifte standartla bir yüzleşsek ve Maduro’yu yazsak diye içimden geçirirken düşüncelerim başka yerlere uçtu. Yine de bir çift sözüm var. Bugün hukuku kim için askıya aldığımız, yalnızca Maduro’yu değil, yarın kendimizi nasıl savunacağımızı da belirliyor, biliyor musunuz? Eğer özgürlüğü emperyalistlerin mizansenine teslim edersek, geriye kalan şey yalnızca “yüksek ahlaklı” bir seyirci tribünü olur. Yani ya alkışlarız ya da susarız.
Liberallerin ne şiş yansın ne kebap tutumu bana fenalık verdi. Kulaklarımız, Maduro’nun emperyalist bir ülke tarafından kaçırılmasını “efendim işte uluslararası toplum, otoriterleri böyle teşhir eder, hukuk arkadan gelir” kıvamında açıklamalarla gerekçelendirmelerinden kanıyor. Bir de şöyle diyorlar: Yirmi birinci yüzyılda güç böyle gösterilirmiş, romantik olmamalıymışız.
Bir gün, zamanı geldiğinde, bizdeki liberalleri anlama kılavuzu yazacağım. Piyasanın tansiyonunun düşmesini bekliyorum (dermişim).
GÜNCELLEME
Cumhuriyet Halk Partisi kendi köklerini güncellemek mecburiyetindedir. Bu bir iletişim meselesi değil, bir yön meselesidir. Ülkede yeniden paylaşımın, dayanışmanın ve kamusal aklın dilini güncellemek mecburiyetindedir. Çünkü ana muhalefet partisinin bugün yaşadığı şey bir oy problemi değil, bir anlam problemidir. Toplumun büyük bir kısmı kendini bu dilin içinde bulamıyor.
Şu ana kadar yapılanlar toplumun ruhundan bir şeyleri eksiltiyor. Sağdan ödünç alınan söylemler gençleri, emekçileri, güvencesizleri sessizce dışarı itiyor. Bu bir strateji hatası değil fikrimce. Bir stratejistin aşırı düşünce hatası. Hem zaten sağdan alınan dille soldan umut nasıl kurulur? Kimse bana pragmatizm demesin, rica ederim. Kulak kanamamız yeni durdu.
Alt sınıfla üst sınıf arasındaki gelir farkı arşa değmişken, eğitim ve sağlık karanlık bir kuyunun içindeyken CHP’nin yumuşak geçişlere ihtiyacı yok, netliğe ihtiyacı var. Özellikle geçtiğimiz on yılda hepimiz yurttaşlıktan alındık, müşteriliğe itildik. Üstelik, satıştaki “olmayan ağacın olmayan gölgesi” için “kaç para tutar” diyerek bekleşiyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi’nin şiddetle, hemen, şimdi, beklemeden sol nefese ihtiyacı var. Daha yüksek sesle konuşmaya, az ve öz cümleler kurmaya, popülizmin kıyısından geçenle yol ayrımına gitmeye ihtiyacı var. En çok da öz eleştiriyi erteleyenlerle yüzleşmeye.
Ben şahsen öz eleştiri veriyorum; geçtiğimiz haftayı Türkiyeli liberallerin motivasyonunu anlamaya çalışarak geçirdim.
Boşa geçirdim.
Neymiş? “Yirmi birinci yüzyılda bu işler böyle”ymiş… Liberallerin tek yaptığı bir izleyici ahlakı üretmek. O sol nefes alınmadığında böyle oluyor işte. Kulak kanaması bile normalleşiyor…