Mehmet Şandır
Yaman çelişki
Dünya küresel savaşa sürükleniyor...
Bu savaşı dehşetle seyrederken siyasi iktidarın doğa ile savaşını göz ardı ediyoruz!
"Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü 7 Şubat 2026 tarihinde ilan ettiği 317 No’lu ihale kapsamında 548 bin 696.07 hektar sahayı satışa çıkardı. İhale edilen maden sahaları; tarım alanlarını, köyleri, baraj göletlerini ve ormanları kapsamaktadır.
25 Mart’ta başlayan ve 10 Nisan’da tamamlanacak olan ihale sürecinin ilk dört gününde 18 ilde 80 ruhsat sahası satıldı. Polen Ekoloji Kolektifi tarafından yapılan veri analizi ve haritalandırma çalışmasına göre; sadece bu dört günlük sürede maden şirketlerine teslim edilen toplam alan 92 bin 215 hektara ulaşarak 2025 yılı boyunca satılan toplam ruhsat alanını geride bıraktı.
Balıkesir, 29 ruhsat sahası ve toplam 38 bin 322 hektarlık alanla bu ihalenin en yoğun yaşandığı il olarak öne çıkıyor. Artvin, Ankara ve Amasya gibi illerde de geniş ormanlık alanları ve su havzalarını kapsayan çok sayıda mega maden ruhsat sahası satıldı.
Çanakkale’den Bitlis’e, Batman’dan Burdur’a kadar uzanan bu geniş ölçekli satışlar, Türkiye’nin doğal mirası ve yerel yaşam alanları üzerindeki yıkım baskısını her geçen gün artırıyor" (yazılı basından derlenmiştir)
"Parsel parsel satmak" bu olsa gerek...
Bu bir doğa savaşıdır! Sonu hüsranla bitecektir; bedelini toplumca ödeyeceğiz!
Doğa kendisinden alınanları misliyle geri alır; bu, tarihen ve ilmen sabittir!
Sel/heyelan mevsimi yaklaştı; başta Karadeniz bölgesi olmak üzere yurdun her bölgesinde aşırı yağışların felakete dönüştüğünü her yıl olduğu gibi seyredeceğiz. İlim insanları sel felaketlerinin yalnızca iklim değişikliği ile açıklanamayacağını, yağışların şiddetine karşı direnç oluşturan bitki örtüsünde ciddi azalma oluşması selin felakete dönüşmesine zemin hazırladığını ifade etmektedir.
Aynı tespitleri Çevre ve Şehircilik Bakanlığı da rapora bağlamıştır.
'Bitki örtüsünü azaltan' en önemli sektör maden işletmeciliğidir.
Türkiye'de (bazı raporlara göre) ülke topraklarının yaklaşık %60'ı (yaklaşık 46-47 milyon hektar) maden arama veya işletme ruhsatı ile birilerine devredilmiştir. Bu ruhsatlı alanlar, milli parkların, ormanların, meraların ve tarım arazilerinin büyük bir bölümünü kapsamaktadır
Türkiye genelinde, doğal nitelikleri ve nadir canlı türleri ile korunması gereken ve milli park olarak ilan edilen alanların yüzde 51'i maden sahası olarak ruhsata bağlanmıştır. İl bazında örnek vermek gerekirse Zonguldak, Tekirdağ ve Kırklareli'ndeki milli parkların yüzde 97'si, Muğla'dakilerin yüzde 85'i, Artvin'dekilerin de yüzde 84'ü ruhsatlı maden sahalarıdır.
Türkiye'de maden ihalelerinin yoğun olduğu 24 ilde yapılan bir inceleme, mera alanlarının yüzde 55'i maden ruhsatlıdır. Hayvancılığın katili bu sonuçtur.
Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğünün iddiası olan "Yaşam için maden, yaşam için çevre!" sözü, yaman bir çelişki hatta bir aldatmacadır!
Çünkü, maden sektörünün yaşama katkısı yüzde bir bile değildir; (GSYİH'nin %0.905), halbuki kullandığı çevre Türkiye'nin yüz ölçümünün % 60'ına ulaşmaktadır. Yani Gayri safi yurt içi hasılamızın yüzde birini topraklarımızın yüzde altmışını kullandırarak elde edebiliyoruz.
Doğal çevreyi yaşanmaz hale getiren başat sektör açık ara maden ve taş ocağı işletmeciliğidir. Bu gerçek ortada dururken; dağlarımız yeşil örtüden soyunurken sanki maden ve çevreyi ayrılmaz bir bütün gibi sunmak asla masum değildir, aldatmadır, çelişkidir!
Doğayla ve doğayı savunanlarla savaşmak bu iktidarın karakteri haline geldi; Geçen ayın sonunda Muğla'nın Milas ilçesinde "toprağımı satmam, ormanımı kestirmem" diyen köylülerin direnişini izledik; Esra Işık, İkizköy muhtarının 25 yaşındaki kızı; tapulu arazilerinin kamulaştırılmasını engellemek istedi; bilirkişi heyetine karşı çıktı; sonuç, "Görevi yaptırmamak için direnme" suçlamasıyla tutuklandı.
Milas'a bağlı yedi köye ait 679 adet ekili tarım parselinin termik santrallerde kullanılmak üzere kömür çıkartmak için kamulaştırılması "Cumhurbaşkanlığı Acele Kamulaştırma Kararnamesi" ile başladı.
Akbelen Ormanının santrallere tahsis edilmesine yıllarca karşı çıkan yöre köylüleri bu defa kendi yaşam alanlarını savunmak zorunda kaldılar; kamulaştırmaya engel olmaya çalıştılar...
Doğayı zehirleyen termik santraller için toprağını ve doğasını savunanlar hapse atıldılar...
Doğayla savaş akılsız bir savaştır; sonu hüsrandır!
Toprağını savunmak vatanı savunmaktır!
Esra kızımız bir kahramandır!