Serap Durusoy
Ekonominin yeni normali: Büyürken küçülmek
Bu hafta Türkiye ekonomisini TCMB’nin faiz kararı meşgul etse de ülkemizin önemli bir ekonomik gerçekliği olan açlık ve yoksulluk gündemdeki yerini her zaman koruyor.
Açlık sınırının 30 bin 143 TL, yoksulluk sınırının ise 98 bin 188TL’ye ulaştığı ve üstelik resmi rakamlara göre dahi enflasyonun yüzde 30 olduğu ülkemizde asgari ücret ve emekli maaşlarının açlık sınırının altında kalması nedeniyle her geçen gün alım gücü düşüyor. Ücretlerin yetersizliği ve alım gücündeki azalmaya rağmen market alışverişinden faturaya kadar zorunlu harcamalardaki artışın devam etmesi dar gelirliyi çare olarak kredi kartı kullanımına yöneltiyor. Bankalararası Kart Merkezi (BKM), Aralık 2025'e ilişkin yayımlanan veriye göre Türkiye’deki toplam kart varlığı, 2024 yılının aralık ayına göre yüzde 6 oranında artış göstererek 460,6 milyon adede yükseldi. Buna göre, aralık ayı itibarıyla Türkiye'de kredi kartı sayısı 142,1 milyon, banka kartı sayısı 209 milyon ve ön ödemeli kart sayısı 109,5 milyon olduğu açıklandı. Bir önceki yılın aynı dönemine göre kredi kartı sayısının yüzde 10, banka kart sayısının yüzde 8 artarken ön ödemeli kart sayısının ise yüzde 2 düştüğü ve toplam kart sayısının ise yüzde 6 artarak 460,6 milyona ulaştığı görüldü.
Kredi kartları, banka kartları ve ön ödemeli kartlarla aralıkta yapılan toplam ödeme tutarının da bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 48 artarak 2 trilyon 511,1 milyar liraya yükseldiği gözlemlendi. Kartlı ödemelerin 2 trilyon 143,6 milyar lirasının kredi kartları ile, 359,7 milyar lirasının banka kartları ile, 7,8 milyar lirasının ise ön ödemeli kartlarla yapıldığı görüldü. Diğer yandan ödeme adetlerindeki büyüme oranı dikkate alındığında ise kredi kartlarında yüzde 13, banka kartlarında yüzde 27 artarken ön ödemeli kartlarda yüzde 74 azalma dikkat çekici oldu. Zira ön ödemeli kartlarla yapılan ödemede yüzde 76 oranında görülen azalma halkın yaşamakta olduğu nakit sıkışıklığını ve borç yükünün her geçen gün arttığını ortaya koydu.
Ayrıca enflasyonist süreç içerisinde zorunlu ödemeler için kart limitleri yetersiz kalınca kredi kartı limitlerinde de dikkat çekici bir büyüme beraberinde geldi. Türkiye Bankalar Birliği Risk Merkezi verilerine göre kredi ve banka kartları limitleri 11 ayda 12,6 milyona yükseldi. Bu büyüklük kart limitlerinin gelirden daha fazla arttığını gösterdi.
Diğer yandan tüketici kredilerinin de hız kesmediği kredi piyasasında tüketici kredisi ile ticari kredi büyüme oranı arasındaki makasın giderek açılması da bireysel borç dinamiğinin güçlü olduğunu gösterdi. Her ne kadar BDDK verilerine göre 9 Ocak haftasında bireysel kredilerin ivmesinde bir zayıflama görülse de kur etkisinden arındırılmış, 13 haftalık ortalamalar üzerinden yıllıklandırılmış verilere göre tüketici kredilerinin büyüme oranı yüzde 60,2 seviyesinde gerçekleşirken ticari kredilerin büyüme oranının yüzde 24,5 olması kredi türleri arasındaki ayrışmanın sürdüğüne işaret etti.
Bankacılık sektöründe geçen yıl kullandırılan tüketici kredileri verilerine bakıldığında da vatandaşların harcamalarını karşılamak için bankalara yöneldiği görülüyor. Tüketici kredilerinde hacim geçen yıl 1,8 trilyon TL (yüzde 47,09) artarak 5 trilyon 593 milyar TL’ye ulaştı. Toplam tüketici kredilerindeki artışın yüzde 92’si ihtiyaç kredileri ve kredi kartlarındaki büyümeden kaynaklandı. Ancak takibe düşen kredi tutarındaki artış da kredilerde yaşanan büyümeyi katladı. Toplam tüketici kredileri yüzde 47,09 artarken takibe düşen kredi tutarı yüzde 113,90 yükseldiği görüldü.
İşte tüm bu veriler dar gelirlinin açlık ve yoksullukla mücadelede yaşadığı çaresizliğin boyutunu ortaya koyuyor. Her ne kadar TÜİK toplumun en yüksek gelir grubunun tüm gelirden aldığı payın yüzde 50’den yüzde 48’e düştüğünü ve Sayın Cumhurbaşkanı da milli gelirin 1,5 trilyon doları aştığını belirtse de yüksek enflasyon ortamında harcama kalemlerini karşılamayan ve açlığın güncellenmesi sonucunu doğuran ücret artışları aslında büyürken küçülen bir ekonomi ile karşı karşıya kalındığını gösteriyor. Ekonomi yönetimi alım gücünde kalıcı iyileşme sağlanacağını sürekli olarak dillendirirken kalıcı hale dönüşen açlık ve yoksulluk her geçen gün derinleşiyor.