Bir gecede tutuklananlar, yıllarca korunanlar

Esra Işık ve İkizköy Gerçeği

Milas İkizköy'de, tarım arazilerinin kamulaştırılmasına itiraz eden Esra Işık, bir gece yarısı gözaltına alındı ve saatler içinde ışık hızıyla tutuklandı.

Suçu; kamulaştırma yoluyla maden şirketlerinin talanına bırakılmak istenen arazide, tapu sahiplerine haber bile verilmeden keşif yapılmasına tepki göstermek... Üstelik süreçle ilgili hukuk süreci devam ediyor, karar henüz onaylanmış değil. Yani hukuksuz biçimde tutuklanan gazeteciler, siyasetçiler, işçiler, LGBTQ+ bireyler gibi, Esra da anayasal haklarını kullandığı için tutuklu…

Mahkeme ise gerekçeyi “görevi yaptırmamak için direnmek” olarak açıklamış… Bu nasıl bir korku ki, yıllardır Akbelen ormanlarını korumak için mücadele edilen bu alanda, her seferinde türlü güvenlik önlemi alma imkânına sahip olanlar, incecik bir genç kadından çekiniyor.

Çünkü öyle çok haksızlar ki. Ve zeytin ağaçlarını savunanlar öyle çok haklı. Şöyle ki; normalde “kamulaştırma” iyidir değil mi? Sağlık, ulaşım, eğitim gibi, tüm temel ihtiyaçlar için olması gerekendir.

Ama insan hayatının iyiliği için hiç yapılmayan kamulaştırma, Milas’ta maden şirketlerinin daha fazla kazanması için yapılmak isteniyor.

Tarım alanlarının işgal edilmesiyle, doğa talan ediliyor, köylünün geçim kaynağı elinden alınıyor, köylüler şirketlere kar sağlayacak madenlerde -bu hafta bir örneğini gördüğümüz gibi- hiçbir koruyucu tedbir olmadan korkunç koşullarda, düşük ücretle ölümüne çalışmak zorunda bırakılıyor…

Esra Işık, bölgede yaşayan insanın, ağaçların, tüm canlıların hayatlarını parsel parsel sayanlara seslenirken ne kadar doğru ifade ediyor:

"Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var. Sizin '100, 200, 500 tane' diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik ömür" .

Havin Aşkan: Şüpheli Ölüm, Şüpheli Adalet

Bu ülkede “biz sayıdan ibaret değiliz” dendiğinde hemen akla gelen başka hayatlar var; kadınların hayatı. Kadın cinayetleri ve kadın şüpheli ölümleri artışını, sayılarla söylemek zorunda kaldığımız her defasında hatırlattık bu gerçeği.

Bu benzerliğe son zamanlarda, bir benzersizlik ekleniyor; anayasal hakkını kullananları jet hızıyla tutuklayan yargı, nedense kadına karşı işlenen suçlarda, özellikle de şüpheli ölümlerde olağanüstü yavaş.

Yargı kime hızlı kime yavaş davranıyor konusunda birçok örnek verilebilir ama durumu iyi sembolize etmesi bakımından Esra Işık’ın hukuki sürecinin karşısında şüpheli biçimde hayatını kaybeden Havin Aşkan davasını anlatmak istiyorum.

Havin Aşkan 24 Aralık 2024’te, İzmir’de, evli olduğu uzman çavuş İbrahim Tektaş ile birlikte yaşadığı evinde şüpheli biçimde ölü bulunmuştu. Kocasının Havin’in kendisini kapı koluna asarak intihar ettiğini iddia etmesine karşılık, ailesi buna inanmayıp bir yıldan uzun süredir ölümünün aydınlatılmasını istiyordu. Çünkü Havin’in kendisini kapı koluna asarak intihar etmesinin hayatın olağan akışına aykırı olması, kapı kolunda herhangi bir zorlama olmaması, intihar ederken kullandığı öne sürülen eşarpların üzerinde İbrahim Tektaş’ın DNA’sının bulunması gibi apaçık kanıtlar vardı. Ama kocası gözaltına bile alınmamış, aylar sonra şüpheli sıfatıyla ifadeye çağırılmış ve bu kadar açık deliller yetersiz sayılarak dosyada gizlilik kararı alınmıştı.

Geçtiğimiz günlerde nihayet ailenin ve kadınların kararlı mücadelesi sonucu İbrahim Tektaş hakkında iddianame hazırlanabildi. Bakın, Havin’in ağabeyi de durumu çok iyi ifade ediyor:

“Kardeşimin hem tırnak aralarında hem de eşarbında katil zanlısı İ.T.’nin DNA'sı varken bu nasıl hâlâ ‘yetersiz delil’ sayılıyor? Bir boğuşma olduğu, kardeşimin son nefesine kadar direndiği bilimsel bir gerçek olarak ortadayken bu şahıs nasıl tutuklanmaz?...

Olay yerinde savcıdan önce kendi meslektaşlarını çağıran birinden bahsediyoruz. Bu, delilleri karartmak, olayın üstünü meslek dayanışmasıyla örtmek değil de nedir? Kardeşimin öldüğü gün orada olması gereken adli muayeneler ve incelemeler neden zamanında yapılmadı?...

O gün telefonuna el konuldu, vücut taraması yapıldı; ancak bir iz olsa bile, biyolojik bulguların doğası gereği 2 ay içinde yok olacağını hepimiz biliyoruz. Bu gecikme, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasını engelleyen ve telafisi mümkün olmayan büyük bir ihmaldir”.

Bir ağabeyin, bir savcının konuşması gereken biçimde adli bilimler içinden konuşabilmesi hem takdire şayan, hem çok acı… Etkin soruşturma yapma sorumluluğu olanların böyle konuşması ve dediğini yapması gerekmez mi? Maalesef görevini olması gerektiği gibi yapan savcılara, bizde de, kadın cinayetlerinde benzer bir kaderi paylaştığımız Meksika gibi ülkelerde de sık rastlanamıyor.

Bir Belgeselin Gösterdiği: Anlatılan Bizim Hikayemiz

Meksika'da kadınlara yönelik şiddeti sona erdirmeye adanmış yeni bir birim olan Kadın Cinayetleri Bürosu'nun ilk yöneticisini anlatan “The Prosecutor - Savcı” isimli 2026 yapımı bir belgesel var. Bir kadın savcı, adaletsizliğin kural olduğu bir sistemin içinde direnerek adalet üretmeye çalışıyor.

Bu çaba elbette kıymetli ama belgeselin de kısmen yer verdiği gibi sorun, bir kişinin cesareti değil, bir sistemin yapısı. Korumayan kolluğun, geciktiren yargının, kadınları görmezden gelen politikanın hüküm sürdüğü koşullarda her “iyi savcı” hikâyesi, ancak istisna olabiliyor.

Ama kadınlar istisnalarla değil, haklarla yaşar. Çünkü kadın cinayetleri münferit değil. Adalet de tekil “iyi savcıların” omzuna bırakılabilecek bir mesele değil. Bizim meselemiz de kahramanlar yaratmak değil, kadınların öldürülmediği bir dünya kurmak.

Ayrıca ortada şu soru duruyor: neden bu kadar çok kadının hayatı, birkaç iyi niyetli kamu görevlisinin insafına kalsın?

Kadın cinayetlerini durdurmak için yeterli olmasa da, yasalar var; uygulanmıyor. Mekanizmalar var; işletilmiyor. Çünkü asıl olması gereken yok; politik irade yok.

Nitekim bu belgeseli izlerken de anlıyoruz ki; adalet, bir karakter özelliği değil; bir kamu politikasıdır.

Örneğin, Meksika’da kadın cinayetleri için özel büro kurulması çok önemli bir kazanım olmasına rağmen bunun nasıl sınırlara çarptığını da görüyoruz. Bu yapımın iyi yanı da bu bence: aktarılan dava dosyalarında iyi ve kötü soruşturma örneklerini ibretlik biçimde göstermesi. Yıllardır kadın şüpheli ölümlerinde kullanılmasını önerdiğimiz, etkin bir soruşturma için kılavuz uluslararası belge olan “Latin Amerika Model Protokolünün” nasıl hayata geçirilebileceğini ve gerçeği aydınlatıp adaleti sağlayacağını da gösteriyor, bu sürece karşı direnci de…

En etkileyici yanı ise aileler... Öldürülen ya da kaybedilen kadınların yakınları, bizden binlerce kilometre uzakta bir başka coğrafyadalar ama aynen bizim gibiler. Sevdiklerinin yasını tutmaya ancak adalete kavuşurlarsa başlayabiliyorlar. Tıpkı Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Manisa temsilcimizin dediği gibi; “ “Hikâyeler farklı, acılar aynı…”

Anlatılan bizim de hikâyemiz ve bitmedi daha sürüyor o kavga, tüm dünyada.

Ve sürecek; geride bıraktığımız 8 Mart alanlarındaki direnişin gösterdiği gibi; yeryüzü kadınların özgürlük ve eşitliğinin yüzü oluncaya dek…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gülsüm Kav Arşivi

Pikaçu iklim için koşuyor

23 Kasım 2025 Pazar 07:00

Gerçek Diplomalar, Sahte Adalet

17 Ağustos 2025 Pazar 07:00

Evlerde açlık, Meclis'te kahkaha

13 Temmuz 2025 Pazar 07:00