Gönç Selen
İdeal devlet, filozof kral
Felsefeye biraz olsun ilgisi olanlar bu yazının başlığındaki iki kavramın nereden geldiğini bilir. Bunları, felsefe tarihinin en önemli filozoflarından Platon’un meşhur diyaloğu Devlet’ten biliyoruz. Aslına bakarsanız ikisi de onun doğrudan dile getirdiği kavramlar değil. Platon yorumcuları sayesinde girdiler hayatımıza.
PLATON DEVLET’TE NE DİYOR?
Platon’a atfedilen filozof kral kavramının bir yorum olarak ortaya çıkışı temel olarak şu pasajdan kaynaklanır: “Filozoflar devletlerde kral olmadıkça ya da bugün kral ve yönetici dediklerimiz gerçek ve ciddi anlamıyla filozof olmadıkça, siyasal güçle filozofluk aynı kişide birleşmedikçe, bugün bu işlerden yalnız birine ya da ötekine kendini veren birçok yaratılışlar böyle davranmaktan alıkonulmadıkça ne sitelerin ne de insan soyunun dertleri bitip tükenmeyecektir sevgili Glaukon. Bu olmadıkça, tasarladığımız site de gerçekleşebileceği kadar gerçekleşemeyecek, gün ışığına kavuşamayacaktır. İşte uzun zamandır söylemekten çekindiğim şey buydu, toplumun kanısına aykırı düşeceğini biliyordum çünkü. Gerçekten de başka türlü ne devlet ne de kişiler için mutluluk yolu olmadığını kavramak kolay değildir.” (Platon, Devlet, V. Kitap, 473d)

Sokrates ile Platon’un kardeşi Glaukon arasında geçen diyalogdan yaptığım bu alıntı, sadece filozof kral kavramının çıkış noktası değil, bence aynı zamanda Platon’un Politeia (Devlet) adlı eserinin en önemli cümlesi. Çünkü Platon’un bu eserinde merkeze aldığı hemen her şeyi özetliyor. Gelin şimdi bu alıntıyı biraz analiz edelim ve onun siyaset felsefesine dair en temel görüşlerini anlamaya çalışalım.
“Filozoflar devletlerde kral olmadıkça ya da bugün kral ve yönetici dediklerimiz gerçek ve ciddi anlamıyla filozof olmadıkça, siyasal güçle filozofluk aynı kişide birleşmedikçe, …” bölümü, çok net anlaşılacağı gibi ya bilge insanlar yönetici olmalı ya da yöneticiler bilge olmalı anlamına geliyor. Bu anlamda, Platon’a göre devleti yönetecek kişiler hem yönetici kumaşına ve lider kişiliğe sahip olmalı hem de çok çok iyi eğitilmeli. Bu eğitim sadece siyaset alanında değil, hemen her alanda olmalı. Bir yönetici hem doğayı hem de insanı anlamalı. Hem geometrinin hem de etiğin evrensel bilgisine sahip olmalı. Astronomi, müzik, matematik, ekonomi bilmeli. Savaş sanatına hâkim çok iyi bir stratejist olmalı. Bunun modern bir okumasını yapacak olursak şunu söyleyebiliriz. Bir insan devlete yönetici olacaksa, multidisipliner ve gerçek anlamda liyakat sahibi biri olmalı.
Alıntıyı analiz etmeye devam edelim…
Bu sözün hemen arkasından gelen bölüm şöyle: “…bugün bu işlerden yalnız birine ya da ötekine kendini veren birçok yaratılışlar böyle davranmaktan alıkonulmadıkça ne sitelerin ne de insan soyunun dertleri bitip tükenmeyecektir sevgili Glaukon.” Bu bölüm ise Platon’un bu eserde esas merkeze koyduğu adalet anlayışına zemin hazırlayan düşünceyi ifade ediyor. Çünkü Platon, devlet içerisinde yaşayan herkesin, kendi tabiatı gereğince görev alması gerektiğini, adaletin de ancak böyle tecelli edebileceğini söylüyor. Bunu da şöyle açıklayabiliriz.
Platon’a göre insan ruhu üç parçadan oluşur. 1. Logistikon (akıl) 2. Thymoeides (cesaret) 3. Epithymetikon (arzular). Bu üçlü her insanda vardır. Platon, bunu bir benzetmeyle şöyle anlatır. Akıl baş bölgesinde (beyin), cesaret göğüs bölgesinde (kalp) arzular ise batın bölgesinde (üreme organları) bulunur. Fark ettiyseniz bu tanım ve benzetmede aynı zamanda hiyerarşik bir yapı var. Akıl en üstün olan, cesaret orta kademe, arzular ise en alt kademede yer alır. Platon, ruhun bu üç hâlini ya da parçasını, büyütülmüş bir model olarak devlete de uygular.
Logistikon, yani aklın devletteki karşılığı yöneticilerdir. Bir anlamda filozof kraldır. Thymoeides (cesaret) ise devlette koruyucuları, yani askerleri temsil eder. En aşağıdaki Epithymetikon yani arzuların devletteki karşılığı da zanaatkârlar ve çiftçilerdir. Bir başka deyişle yönetme becerisi olmayan sınıf. İşte bu hiyerarşi içerisinde herkesin yeri doğaldır. Yani herkes kendi doğasına uygun, bir başka deyişle yatkın olduğu işi yapmalıdır. Herkesin kendi işini yapması ve başkasının işine karışmaması adalettir.

Gelelim alıntının üçüncü bölümüne…
“…Bu olmadıkça, tasarladığımız site de gerçekleşebileceği kadar gerçekleşemeyecek, gün ışığına kavuşamayacaktır. İşte uzun zamandır söylemekten çekindiğim şey buydu, toplumun kanısına aykırı düşeceğini biliyordum çünkü. Gerçekten de başka türlü ne devlet ne de kişiler için mutluluk yolu olmadığını kavramak kolay değildir.” İşte burada da aslında yorumcuların ideal devlet diye adlandırdıkları kavrama atıf yapıyor. Platon, ideal bir site (ideal devlet) tasarladı. Ama o devleti filozof kral yönetmeyecekse ve adalet olmayacaksa ideal devletin de pek mümkün olmadığı ima etmiyor mu?
KALLIPOLIS
Devlet’in VII. Kitabı 527c’de şöyle diyor Platon: “Öyleyse şu da belli ki senin ‘güzel site’nin yurttaşlarından geometriyi hiç ihmal etmemelerini isteyeceğiz. Hem bu bilimin ikinci dereceden bir takım yararlı sonuçları da var ki küçümsenemez.” Daha önce tasarımından bahsettiği ideal devleti aslında ilk kez burada açık açık ifade ediyor. Güzel site dediği kavram, aslında ideal devlet’e denk geliyor.
Metnin Yunanca orijinaline baktığımızda, Platon’un ideal devlet kavramını kullanmadığını, bunu ifade eden kelimenin Kallipolis olduğunu görüyoruz. Yukarıdaki cümlede yer alan güzel site aslında bu kavramın birebir çevirisi. Kallipolis, tam olarak bu anlama geliyor. Metnin İngilizce ve Fransızca çevirilerinin de hemen hepsinde benzer şekilde çevrilmiş. İngilizcede fine city (güzel kent) Fransızcada Cité de Beauté (Güzellikler kenti) ya da Belle République (Güzel Cumhuriyet) şeklinde çeviriler var. Ancak Devlet eserinin tüm metnini ele alacak ve kavramı bu bağlamda anlayacak olursak, Platon’un Kallipolis’ten kastı adaletin gerçekleştiği devlet. Bunu açıkça ifade eden tabire sadece Platon’un Tüm Eserlerinin Redhouse, 2024 baskısında rastladım. Çevirmen Benjamin Jowett yoruma dayalı bir tercih yaparak Kallipolis için fair city (adil kent) kavramını kullanmış.
İşte bu adil kent ya da adil devlet, Platon’un felsefesinin merkezinde olan İdea kavramından da yola çıkarak yorumcular tarafından felsefe tarihine ideal devlet olarak da ifade edilmiş.

İDEAL DEVLET VE FİLOZOF KRAL BİRER ÜTOPYA MI?
Platon, Devlet’te bu kavramların toplum tarafından anlaşılmasının, dolayısıyla kabul edilmesinin zor olduğunu söylüyor. Yani kendisi de bunun mümkün olamayacağının biraz olsun farkında. Devlet’te bu imkânsızlığı net bir şekilde kabul etmese olgunluk çağında yazdığı Yasalar adlı eserinde filozof kral kavramını yumuşattı. Belli ki yıllar içerisinde o da fark etti ki böyle bir insan bulmak, bulunsa da siyasi gücün ona verilmesi pek mümkün değil.
Platon’a göre ideal devlet kavramının da filozof kral’ın varlığına bağlı olduğundan, bir anlamda ondan da vazgeçtiğini söyleyebiliriz. Peki neden vazgeçti? Neden bunu mümkün olmadığını düşündü? Acaba insan ideal olanı gerçekleştirecek kadar akıllı mı değil yoksa burada ahlaki bir problem mi var? O gün Platon’un olması gereken olarak ortaya attığı ama sonrasında kendisinin de mümkün görmediği bu idealler bugün gerçekleştirilemez mi? Bugün Kallipolis kurmak, başına geçecek bilge yöneticiler bulmak mümkün mü?
İsterseniz sorular üzerine biraz düşünelim, haftaya tekrar buluşup tartışalım.