Mutlu Hesapçı
“Seyircileri bu kara komedide ikiyüzlülük yemeğine davet ediyoruz”
Toplumsal sınıf, ikiyüzlülük, çıkar ilişkileri ve modern kent insanının ahlaki kırılmalarını kara komedi tonuyla masaya yatıran Perde, yalnızca hikâyesiyle değil güçlü oyuncu kadrosuyla da dikkat çekiyor. Kara komedi türündeki filmin oyuncu kadrosunda Tülin Özen, Cem Zeynel Kılıç, İpek Türktan, Faruk Barman, Duygu Karaca, Bedir Bedir, Özlem Durmaz ve Kürşat Demir yer alıyor. Cem Zeynel Kılıç’ın senaristlerinden biri olduğu ve başrollerden birini üstlendiği filmde, oyuncu performansları kadar keskin diyaloglar da öne çıkıyor. Tek mekânda geçen ve bir yemek masasını toplumsal yüzleşme alanına dönüştüren yapım üzerine Cem Zeynel Kılıç ile filmin çıkış noktasını, Samet karakterini ve Perde’nin alt metnini konuştuk. Film sessiz, sedasız az sayıda sinemada vizyona girdi, izlemenizi öneririm. Herkese iyi pazarlar dileriz.

“Yanlış anlaşılma korkusuna dayalı bir fikirden yola çıkıldı”
‘Perde’ filminin hikâyesi nasıl ortaya çıktı, çıkış noktanız ne oldu?
Özkan Çelik ile tek mekân filmlerin bütçe ve film yapılması açısından daha olanaklı diye konuştuktan sonra Özkan’ın yanlış anlaşılma korkusuna dayalı bir fikri vardı. Sonra birlikte bu fikri bir senaryoya dönüştürdük.
“Özkan, Samet karakterini beni düşünerek ve hayal ederek yazdığını söyledi”
Sizi oyuncu olarak biliyoruz ama bu filmde hem senaristlerden biri hem de oyuncu olarak yer alıyorsunuz. Senaryosunu yazdığınız bir projede oynamak nasıl bir duygu, karakteri yazarken kendiniz için mi yazdınız?
Oyuncu olarak yazdığınız, yarattığınız karakterleri başka oyuncuların hayata geçirmesi müthiş bir duygu. İzlerken daha bir bağ kuruyorsunuz o oyuncularla, hele bir de kendi yeteneklerini ve tecrübelerini katmalarını izleyince insan övünç duyuyor. Oynadığım Samet karakterini Özkan, beni düşünerek ve hayal ederek yazdığını söyledi ama ben yazarken asla ne kendimi ne başka bir oyuncuyu düşünerek yazmam. Karakterleri sınırlandırmamak ya da bir çerçeveye sokmamak için.

“Çalışkan, kurnaz, sosyal iletişimi güçlü, faydacı biri”
‘Perde’ orta sınıfı çok iyi analiz eden, özellikleriyle, alışkanlıklarıyla perdesiz veren ve özellikle Samet’in geçmişten bugüne sınıf atlama değişimini zaaflarıyla ortaya koyan bir film. Ne dersiniz bu yorumuma ve Samet sizce nasıl bir karakter?
Samet için yaptığınız yorum çok doğru. Dediğiniz gibi Samet karakteri, tam adı ise Abdülsamet. Doğu kökenli köylü bir aileden gelen, devlet yurtlarında okuyarak eğitimini tamamlayan ve sistemin kodlarını iyi çözüp karşısına çıkan fırsatları iyi değerlendiren — ki karısı Zeynep de bu fırsatlardan biri — kısa zamanda genel müdür mertebesine gelmiş. Geldiği yere, kültüre gittikçe yabancılaşmış; şimdi sahip olduğu imkânlarla orta sınıf mensubu ve belki ileride bu sınıfı da geride bırakmak isteyen biri. Çalışkan, kurnaz, sosyal iletişimi güçlü, faydacı biri.
“İyi ekonomide erkeğin eli her zaman daha güçlü olmaz mı? Ya da kadının?”
‘Bilip de bilmemezlikten gelme’, ‘işine geldiği gibi davranma’ özellikle karı-koca arasında filmin çatısını ve çatışmasını oluşturuyor. Aslında evlilikler ve aile dediğimiz hikâye biraz da bu eksen etrafında mı devam edebiliyor ve çoğu evliliğin devam ediyor olması bir denge işi mi?
Evliliği bilmiyorum ama bence toplum olarak bu davranışlar birçok mecrada çok yaygın. Çıkarcı ilişkilerin iş yaşamında, sosyal hayatta olduğu gibi evliliklere de bulaşması kaçınılmaz. Para ve mal mülk edinme arzusu ya da daha fazlasını isteme, tüketime dayalı bir yaşam elbette evliliklere de bulaşacaktı. Evlilikler ile ekonomi arasında ciddi bir ilişki olduğunu düşünürsek; iyi ekonomide erkeğin eli her zaman daha güçlü olmaz mı? Ya da kadının? Neyse, evlilik devam etsin diye yanlışı görmezden gelmek bence ikiyüzlülüktür.
“Ben bakmazdım”
Kim olsa gözü kayar ve bakar mı o perdenin arkasına?
Ben ikinci kez bakmam, hatta oradan uzaklaşırım. Ama sanırım bu davranış kişiden kişiye değişir. İzleyenler kendilerine bir sorsunlar içlerinden... Ama ben bakmazdım.

“Sistemi iyi kullanma yeteneği kendisi için olumlu olan tek şey galiba”
Samet iyi gibi görünen, dışı cilalı, aslında kötü biri mi ve bu insanlardan çevremizde çok var mı? Karakterinizin hak verdiğiniz, sevdiğiniz yönleri neler, hak vermediğiniz ve sevmediğiniz yönleri neler?
Samet günün adamı, yükselmek hedefine ulaşmak için çalışan ve ne gerekirse yapabilecek biri. Ve statüsünü yükseltmek ve kaybetmemek için elinden geleni yapabilecek biri. İlişkilerini ona fayda sağlayacak şekilde dizayn eden, kısacası kapitalist düzenin olağan davranışlarını sergileyen biri. Elbette çevremizde sık görebileceğimiz bir karakter. Sokak hayvanlarına olan hassasiyeti, özellikle kedilere; eski kıyafetlerini apartman görevlisiyle paylaşması, hak ettiğini düşünmese de okul arkadaşını iş yerinde kollaması gibi özellikleri olumlu görünse de aslında kendini kentli olarak kabul etmesi, ettirmesi ve geldiği yerden bu konuma yükselmesiyle egosunu kendinden aşağı insanlara karşı tatmin etmesi... Olumlulukları bile eşittir olumsuzluklara çarpıyor maalesef. Ama bu düzende sistemi iyi kullanma yeteneği kendisi için olumlu olan tek şey galiba.
“Tek mekanda ve bir akşamda geçiyor”
Tek mekanda kara komedi çekmenin zorlukları neler oldu?
Tek mekan ve bir akşamda geçtiği için karakterin dramatik çizgisi yani duygu ve düşüncelerini ertesi gün bıraktığınız yerden devam ettirme zorluğu vardı. Araya başka olaylar, sahneler girmediği için aynı duygu ve istekleri tekrar aynı yerden devam ettirmek zorundasınız.
“Yeteneğine ve tecrübesine güveneceğimiz oyuncular olmalıydı”
Cast çok başarılı, oyuncu kadrosunu nasıl kurdunuz?
Cast’ı hem görünüş olarak uygunluğa hem de diyalog ağırlıklı senaryo olduğu için yeteneği ve tecrübesine güveneceğiniz oyuncular olmalıydı. Böyle olunca ilk olarak bildiğimiz oyunculara gittik, çoğu böyle oluştu; bir iki karakter için de doğru referanslarla bulundu diyebilirim.
“Bir yemek masasında insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün değil”
Karakterlerin gerçek yüzleri bir masa etrafında ve uzun içkili bir sohbette ortaya çıkıyor. Hani derler ya yemekte ya seyahatte tanırsın insanları diye… Bu düşünceden mi yola çıktınız ve bir yemek masasında dönen sohbette insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün mü?
Bir mekanda insanları toplamak için ya bir kutlama ya bir cenaze vb. olay lazımdı. Biz de kutlama yemeğine karar verdik. Masa sahnesinin uzun olması özellikle düşündüğümüz bir şeydi. O sahnede hem dediğiniz gibi karakterlerin kim oldukları ama hem de onların kadına, suça, göçmenlere gibi görüşlerine de yer verip sonraki sahnelerde nasıl ikiyüzlü davrandıklarını göstermek istedik. Tek plan beni hep cezbeder. Ama bu bilgileri verirken yani karakterleri tanırken didaktikten uzak, organik, temposu yüksek ve eğlenceli de olmalıydı. Seyirciyi o masaya oturtmak gerekiyordu. Seyirci hiç konuşmayan, izleyen ve dinleyen olunca masadaki tüm karakterlerin kendilerini nasıl gösterdiklerini bilip sonraki sahnelerde diğer yüzlerini görüyordu. Dolayısıyla bir yemek masasında insanların gerçek yüzlerini tanımak mümkün değil.

“Yoz bir kültür ve kimlik kargaşası içinde yaşıyoruz”
İnsan geçmişini, geldiği noktayı bu kadar çabuk unutur mu ve geçmişinden birilerini kendisiyle birlikte bu hayatta taşımaz mı? Bu sonradan görme dedikleri insanın karakterini değiştiren bir şey mi?
Galiba hayatı tüketime, satın almaya dayalı yaşadıkça geldiği noktayı o tüketime kurban edecektir. Zaten almak ve ödemek için yaşanılan ya da yaşananın bir hayat olduğunu zanneden bizlerin, geldiğimiz yeri düşünecek kadar ne bir enerjimiz ne de zamanımız oluyor. Sosyal hayatımız bile tüketime dayalı; o yüzden geçmişimizi zaten tüketiyoruz işte, belki bayramlar gibi gelenekleri gerçekleştirmek bile isteksiz, yorucu ya da bir görev hâlinde. Sonradan görme dediklerimiz sahip olduklarını diğer sahip olanlarla paylaşmak ister. Kendisini yeni geldiği yerde görmek, orada kalmak, oranın meyvelerini toplamak ister; o yüzden artık bir öncekilere ihtiyacı kalmamıştır. Yoz bir kültür ve kimlik kargaşası içinde yaşıyoruz...
“Ödül gelebilir galiba demeye başladık ama tabii ki emin değildik”
Film çok etkileyici, oyunculuklar ve diyaloglar çok sahici. Nitekim festivallerden ödüllerle dönen de bir film oldu. Ödüllendirilmeyi bekliyor muydunuz, özellikle En İyi Senaryo Ödülü almak sizi başka türlü motive etti mi?
Beklemiyorduk ama sonra seyircinin filme olan tepkisini görünce senaryonun ve oyunculukların beğenilmesi, ödül gelebilir galiba demeye başladık ama tabii ki emin değildik. Fakat seyirci bizi çok mutlu etmişti ve izleyen arkadaşların övgüsü... Senaryo ödülü elbette motive etti ve yeni planlar kurmamıza sebep oldu.
“Senaryonun hangi öğesinin baskın olması o filmin değerini değiştirmemeli”
Festivalde filminizi izlemiştim; festival filmi değil diyenlere inat ödüller aldınız. Bu ayrım ve tanımlama sizce neden? Filme dair yorumlar neler oldu?
Diyalog ağırlıklı bir senaryo olduğu için tiyatro ile benzeştirenler olmuş. Bu bana ilginç geldi. Senaryonun hangi öğesinin baskın olması o filmin değerini değiştirmemeli; sinemasal olarak değerlendirme daha doğru olurdu. Nereye koyacağız peki Andre ile Akşam Yemeği’ni, On İki Öfkeli Adam’ı ya da Bergman sinemasını... Ayrıca bir tiyatro metninin yapısı sahneye göre, seyircinin gördüğü o çerçeveye ve imkânlarına göre biçimlenir. Biz bu senaryoyu oyun yapmak istiyoruz, öyle bir fikir var ama olur mu bilmiyorum fakat karar verirsek oturup bu senaryoyu tiyatro metnine dönüştürmemiz lazım. Sizin filmde gördüğünüz yakın planlar vb. teknik olanaklar tiyatroda olmadığı için birçok sahne atılacak ya da değişecek, hatta yeni sahneler yazılacak.

“Sizin tanıdığınız insanlar bunlar ve bu insanlar nasıl ikiyüzlü davranıp çıkarları için yaşıyorlar göstermek istedik”
Gişede iş yapacak bir film diyebilirim ve filminiz vizyona girdi. Bu filmi neden izlesinler, filmin sizce derdi ne ve ne anlatmak istediniz sinema seyircisine?
Seyirciye bakın, mutlaka siz ve sizin tanıdığınız insanlar bunlar ve bu insanlar nasıl ikiyüzlü davranıp çıkarları için yaşıyorlar göstermek istedik. Gülerek, yer yer gerilerek izleyecekleri hikâyede çok iyi bildikleri farklı toplumsal kesimlerdeki insanların nasıl farklı olmadıklarını ve neredeyse aynı ahlak anlayışına sahip olduklarını göstermek istedik. Seyircileri bu kara komedide ikiyüzlülük yemeğine davet ediyoruz.