Mutlu Hesapçı
“Hiç politik davranmayacağım, sektör beni içine almadı”
Taies Farzan ile Türkiye’de yaşarken tanıştım. Zaman içinde de arkadaş olduk hatta düğününe bile gittim. Aradan çok uzun yıllar geçti ve Taies’i görmedim. “Oyunumla Türkiye’ye geliyorum” deyince ben de heyecanlandım. Az kaldı, kavuşacağız. Taies şimdi Almanya’da yaşıyor ve tek kişilik oyunuyla ‘6 Nisan’da İstanbul BOA Sahne Kadıköy’de olacak.
Taies’in tanıştığımız dönemde şaşırarak dinlediğim hikayesi aklıma geldi. İran’dan Türkiye’ye uzanan bir göç, çocukluk hafızasında yer eden savaşın izleri ve yıllar içinde Almanya’ya taşınan bir oyunculuk yolculuğu… Oyuncu Taies Farzan, hayatının dönüm noktalarını, Türkiye’de yaşadığı deneyimleri ve tek kişilik oyunu ‘Dansöz’ ile Türkiye’de oynayacak olmanın heyecanını bizlerle paylaştı.

Fotoğraflar: Iveta Rysava
Taies, köklerin İran'a dayanıyor. İran Devrimi sonrası Türkiye'ye göç etmişsiniz. Nasıl bir yolculuktu? 9 yaşındaymışsın; neler hatırlıyorsun ve bu durum seni nasıl etkiledi?
Ben deniz kenarına tatile gittiğimizi düşündüğüm için çok mutluydum. Ayrıca İstanbul büyülü bir şehir. Annemlerin dublajdan arkadaşlarının da burada olması ve onlarla harika vakit geçirmemiz çok keyifli gelmişti. Bunun sadece bir yaz tatili değil de göç olduğunu, yaz sonu İran’a dönmeyip ev aramaya başladığımızda anladım. Güvenli bir yerde olup sürekli ölüm korkusu yaşamamak, özgürce gezebiliyor olmak ve özellikle de deniz kenarında bir şehirde olmak iyi gelmişti bana. Sadece keşke bize durumu gelmeden önce anlatıp evimizle, eşyalarımızla, arkadaşlarımızla bir daha görüşmemek üzere vedalaşmamıza, belki çok sevdiğimiz birkaç eşyayı yanımıza almamıza izin verseydi annem ve babam. Yeni bir dil, yeni bir kültür, alıştığımdan daha farklı, daha mütevazı yaşam şartları ve yaşamaya dair bir sürü soru işareti… İstanbul’da yaşamak çok kolay olmasa da hayat bize ikinci bir şans vermişti. Hem de savaş olmayan bir ülkede. Dört elle hayata sarılmak ve hakkını vermek gerekirdi, verdim de. Okul hayatım takdirnamelerle geçti. Okulun voleybol takımında, halk oyunlarında ve korodaydım. Dolu dolu, harika bir altı sene geçirdim İstanbul’da. Taa ki Almanya’ya gelene kadar…
“Savaş öyle derin izler bırakıyor ki üzerinden yıllar geçse de silinmiyor o izler”
Çocuk yaşta savaşın gölgesinde büyümek senin için nasıl bir deneyimdi? O günlerden bugüne kalan duygular neler?
O dönem İran-Irak Savaşı başlamıştı. Kırmızı alarm verildiğinde sığınaklara gitmemiz gerekiyordu; sığınak dediğim apartmanın bodrum katı. Bir gün annem oradaki kalorifer dairesinin farkına vardı. Yani güvende olalım derken kendimizi tehlikenin ortasına atıyormuşuz. Bende hâlâ o dönemden kalma korkular var. Bu yaşıma geldim, hâlâ her gök gürültüsünde sıçrarım. Annemlerin her an içeri atılma korkusu, yiyeceklerin kuponlarla satılmaya başlanmasıyla birlikte oluşan uzun sıralar vb. Savaş öyle derin izler bırakıyor ki üzerinden yıllar geçse de silinmiyor o izler. Acısı hele hiç geçmiyor. O yüzden ne zaman bir savaş haberi duysam yüreğimde derin bir ağrı hissederim. Her iki taraf için de.
Baban şah döneminin gözde oyuncularındanmış…
Evet, babam da annem de hem oyuncu hem de seslendirme sanatçısıydı. Babam ayrıca yönetmenlik de yapıyordu.
“Değişim? Ne yazık ki benim gibi sıradan, ölümlü bir insanı aşan bir soru”
Şu anda İran'a açılan savaşa dair düşüncelerin nedir? Orada akrabaların var mı ve İran'da nasıl bir değişim olur?
Düşüncelerim yorgun, endişeli. Akrabalarım var tabii. Kalbim tetikte, şu anda neyin ne olduğunu bilmediğim bir şeyin içindeyim. Öyle duruyorum. Ben çok kötü oluyorum, kuracak cümle bulamıyorum, konuşmak çok zor. Kayıplarımız var. Değişim? Ne yazık ki benim gibi sıradan, ölümlü bir insanı aşan bir soru. Temennim artık kan dökülmemesi ve insanların huzur içinde yaşayabileceği bir ortamın oluşması.

“İnsanlara, mesleğime, kendime olan inancımı kaybediyordum”
Bir dönem Türkiye’de yaşıyordun, biz de seninle o dönem tanıştık. Oyunculuk kariyerine burada devam etme kararı almıştın. Ne oldu da Türkiye’den gitme kararı aldın, sektör seni içine almadı mı?
Ne güzel bir soru. Aslında o kararı hayat benim adıma aldı; 2007 senesinde “Kader” dizisiyle ilk kez sektörle tanışmıştım sonra 2008 “Gölgesizler”, 2010 “İçimdeki Sessiz Nehir” derken aynı yıl TV8’de dış yapım olarak yayınlanacak olan bir programın yapımcısından haftada beş gün canlı yayın teklifi gelince kalmaya karar verdim. Sonra da yapımcı paramı ödemediği için programı bırakmak zorunda kaldım. Artık kalmak için sebebim yok derken eşimle ilişkim başladı ve ben tam on sene İstanbul'da kaldım. Hiç politik davranmayacağım, sektör beni içine almadı. Almış olsaydı zaten dizilerde görürdünüz beni. Çok çabaladım. Üç defa menajer değiştirdim. Kimse sebebini bana açıklayamadı. Yine de büyük bir inatla devam ettim ama mutsuz olmaya başladım. İnsanlara, mesleğime, kendime olan inancımı kaybediyordum. Yine de bırakmak istemiyordum güzelim İstanbul’u. Dönme kararını hamile olduğumu öğrendiğimde verdim. Gel gör ki Berlin’e geldikten dört ay sonra sektör beni hatırlayıp “Kırmızı Oda” dizisine çağırdı.

“Tiyatro oyuncularının hak ettikleri değeri görmediklerini fark ettim”
Türkiye'de biz seni “Gölgesizler” filmiyle tanıdık. Sonra hangi projeler oldu? Sende iz bırakan, Türkiye'de oyunculuğa dair neler var ve gözlemlerin neler oldu?
“İçimdeki Sessiz Nehir”, “Operasyon ARGO”, “O.H.A. Oflu Hoca’yı Aramak”, “Adam ve Çocuk” gibi birkaç filmde oynadım. İstanbul Devlet Tiyatrosu'nda rahmetli Kenan Işık’ın Antigonesi oldum. Benim orada yaşadığım yıllarda tiyatro oyuncularının hak ettikleri değeri görmediklerini fark ettim. Şu anda sanırım biraz daha farklı. İlk yıllarda ne iş yaptığımı soranlara oyuncuyum dediğimde hemen hangi dizide oynadığımı sorup dizide olmadığımı öğrenince aşağılar bir tonda “hıı tiyatrocusun” demelerini anlayamıyordum. Çünkü Almanya’da tiyatrocu değilsen oyuncu değildin o yıllarda. Aslında hâlâ öyle ama o zamanki kadar katı değil. Dolayısıyla küçümsenmek tuhaf geliyordu. Bence Türkiye’de inanılmaz iyi oyuncular var. Hele hele çalışma şartları da göz önünde bulundurulacak olursa bence harikalar yaratıyorlar. Tabii burada emekçi kamera arkası ekibini de es geçmemek lazım. Bence inanılmaz bir özveri var. Ve işte oyunculuk derslerinde de hep vurguladığım tutku burada devreye giriyor. Çünkü tutku olmazsa çekilir çile değil bizim sektör.

“Çok dil bilmiyorum, hepi topu dört buçuk”
İyi eğitimler aldın, aileden gelen entelektüel bir alt yapın var ve çok dil biliyorsun... Kaç dil biliyorsun, biraz kendinden ve eğitiminden bahseder misin?
Çok dil bilmiyorum ya. Hepi topu dört buçuk. Ha bir de İspanyolca öğrenmeye başladım ama daha çok başındayım. Benim eğitim serüvenim çok inişli çıkışlı. Almanya’dan oyunculuk mezunuyum ama Sosyoloji, Felsefe, Film Tarihi de yan dallarım. Bana sorarsan ama aldığım en iyi eğitim hayatın verdiği eğitim.
“Ünlü olmadığım için kötü veya değersiz bir oyuncu olmuyorum başkalarının gözünde”
Almanya'ya neden geri döndün ve oyunculuğunu orada devam ettirme kararını neden verdin?
Aslında eşim olmasaydı çoktan dönmüştüm. Daha önce de belirttiğim gibi oğlum için döndüm. Mutsuz bir anne olmak istemedim. Almanya’da öncelikle insan olarak saygı gördüğümü düşünüyorum. Mesleğim ikinci planda. Ünlü olmadığım için kötü veya değersiz bir oyuncu olmuyorum başkalarının gözünde. Sabahları çöpleri toplayan belediye çalışanı da, doktoru da, öğretmeni de, oyuncusu da aynı saygıyı görüyor. Kimsenin kimseden üstünlüğü yok. Ve bu benim için çok önemli.
“Dünyanın her yerinden e-casting göndermek mümkün”
Uluslararası bir oyuncu olmak ve dünyanın farklı yerlerinde çalışabilmek açısından Almanya’da yaşamak senin için önemli bir motivasyon mu? Bunun ne gibi avantajları var?
Belki daha geniş bir vizyon için cesaretlendirici yanı olabilir. Özellikle de vize açısından. Ama bence bu biraz insanın hayattaki hedefiyle daha çok bağlantılı. Günümüzde artık dünyanın her yerinden e-casting göndermek mümkün. Ve belirttiğim gibi seyahat etmekle ilgili bir engel yoksa o zaman illa ki Almanya’da olmak gerekmiyor. Öte yandan da Türkiye’de olmasaydım Ben Affleck ile çalışamazdım. Projeden haberim bile olmazdı.
Kaç yıl oldu Almanya'da yaşamaya başlayalı, oyunculuk ile ilgili neler yapıyorsun ve orada yaşam nasıl geçiyor?
Beş sene oldu. Dört kısa metraj, Kahire’de çekimleri sekiz ay süren harika bir dizi, bir uluslararası dokufiktion, üç tiyatro oyunu, iki yıl Neuköllner Oper’da oyunculuk. Bunun yanı sıra online kamera önü oyunculuk dersleri, gençlerle tiyatro çalışması, şiir okumaları ve bir senedir üzerinde çalışmaya başladığım ve bu sene sonuna kadar bitirmeyi umduğum bir kitap.
“İstanbul BOA Sahne Kadıköy’de 6 Nisan’da ‘Dansöz’ oyununu Türkçe üst yazı ile Almanca oynayacağım”
Almanya'da oynadığın tek kişilik oyunun “Dansöz” ile Türkiye'ye geliyorsun. Oyun ne anlatıyor, ne zaman ve nerede oynayacaksın?
Oyun benim için o kadar çok şey anlatıyor ki özetlemekte hep zorlanıyorum. Oyun kafalardaki “dansöz” fantezisini parçalarken ardındaki karanlık çarkları ifşa ediyor: erotize eden, tüketen, hükmeden ataerkil düzen ve kapitalizm. Bakmanın ve görmenin ne anlama geldiğini sorgulatıyor. Şamil Yılmaz’ın yazıp yönettiği ve Sezen Keser’in de yedi senedir oynadığı bu oyunu ben Almanya’da üç dilde oynuyorum. İstanbul BOA Sahne Kadıköy’de 6 Nisan’da 20.30’da Türkçe üst yazı ile Almanca oynayacağım.

Özledin mi Türkiye'de oynamayı, heyecanlı mısın?
Çok özledim ve heyecanlıyım. En son hamileyken yine tek kişilik bir oyunla Kasım 2019’da İstanbul’da sahnedeydim. Uzun zaman olmuş. Almanya’ya döndükten sonra gelen Instagram mesajlarından tiyatroda ne kadar güzel bir seyirci kitlesine ulaştığımı fark ettim. Umarım zaman açısından hepsiyle olmasa da bazılarıyla bu oyunda yeniden bir araya gelme şansım olur.
“Hayat bana öyle güzel hediyeler verdi ki onların yanında Oscar sönük kaldı”
Hayallerin, hedeflerin ve sırada hangi projeler var?
Bir zamanlar Oscar almak gibi hayallerim vardı. Ama artık yok. Hayat bana öyle güzel hediyeler verdi ki onların yanında Oscar sönük kaldı. Anne olduktan sonra en büyük hayalim en az yüz sene yaşamak. Hedeflerim çok. Ama en önemlisi mutlu bir çocuk yetiştirmek. Projeler? Öncelikle kitabımı bitirmek istiyorum. Yine yapımcılığını ve oyunculuğunu üstleneceğim bir çocuk oyunu ve bir yetişkin oyunu var sırada. Bu esnada eski bir mülteci olarak on sekiz yaş altı mülteci çocuklarla çalışmak için ön hazırlık.