Pelin Batu
Orta Çağ’dan Yeni Çağ’a: I. Isabella’nın mirası
Ayağımın tozuyla Endülüs’ten döndüm dönmesine ama Elhamra’nın büyüsü, portakal çiçeklerinin kokusu, dev ficusların masalsı kökleri. Feria’nın rengarenk etekli ve şallı kadınları, flamenkonun deli dolu duende ruhu… Hala İspanya kozasının içinde, baharının ipeksi tozlarıyla kaplıyım. Tarihi, edebiyatı, müziği, resmi, Federico Garcia Lorca’nın kanlı dizeleri…Hepsi beni sarıp gerçeklik denen keskin ve kızgın uyarılardan uzak tutuyor. Hala hipnoz halindeyken de İspanya’da adı sık sık karşıma çıkan, kendini her fırsatta hatırlatan bir kadını size anlatmak istiyorum.
İspanya’nın “Katolik Hükümdarlar” (Reyes Catolicos) olarak anılan namlı çifti I. Isabella de Castil ve Aragon’lu Ferdinand, İspanya’daki İslam devrini temelli kapatıp yeni bir çağa adım attırdılar. Bu arada Katolik olmayanlara dört ay gibi kısa bir süre verip bir nevi “ya din değiştirin ya da defolun” dediler ki bu da bizim tarihimizi birebir etkiledi çünkü 1492 akabinde Güney İspanya’dan Osmanlı’ya büyük bir Sefarad Yahudisi göçü gerçekleşti. Karı koca eş hükümdarlar, engizisyon mahkemelerinden Kristof Kolomb’un sponsorluğuna kadar tarihin gerçek anlamda seyrini değiştiren kararlara imza attılar. Bu anlamda modern İspanya’nın doğumu da onlarla başlamış oldu. Sizlere bugün bizde çok iyi tanınmayan ama İspanya’da pek çok duvara, freske, heykele işlenmiş bu kadının ve tuhaf ailesinin tarihçesini açacağım.
KOVULDUĞU SARAYDA TAHTA OTURDU
15. yüzyıl Avrupa’sı dini gerilimin ve siyasi parçalanmaların yoğun yaşandığı bir dönemdi. Bu kaotik ortamda yalnızca Kastilya Kraliçesi olarak değil tüm dünyayı etkileyecek kararlar alan bir kadın olarak ele alınması gerekir. 22 Nisan 1451’de Madrigal de las Altas Torres’te doğan Isabella, Kastilya Kralı II. Juan’ın ve ikinci eşi Portekizli Isabella’nın kızıydı. Saray entrikaları ve kavgalarıyla dolu bir çocukluk geçirdi. Babasının ilk eşinden olan oğlu, yani üvey kardeşi tahta çıkınca, Isabel ve kendisinden iki yaş küçük erkek kardeşi Alfonso’yu anneleriyle birlikte saraydan postaladı. Kraliyete yakışmayacak şekilde yoksullukla mücadele ettiler. Kral olan üvey abisi bir kızı olunca, Isabella ve Alfonso’yu sarayına geri aldırdı- bu dönemde Isabella aristokrasiye yakışacak şekilde iyi bir eğitim aldı. İlerleyen yıllarda varis kim olacak kim olmayacak kavgası bir iç savaşa dönüşünce küçük Alfonso bir şekilde tahta geçti ama 14 yaşında vefat etti. Bu durumda taht iki kızdan birine kalıyordu, tahtı Isabella aldı ama bir şartla. Evleneceği adam için üvey abisinin onayını alması gerekecekti. Hayhay dedi ama bildiğini okudu.
KATOLİK HÜKÜMDARLAR ÇAĞI BAŞLADI
1469 yılında 18 yaşına bastığında abisinin onayını almadan ikinci dereceden kuzeni olan Aragon Prensi Ferdinand ile gizlice evlendi. (Kendisi güya ölü kardeşi Alfonso’nun kabrini ziyaret etmek için çıktı, Ferdinand ise uşak kılığındaydı. İkili akraba oldukları için yozluğuyla bilinen Papa Borgia’dan izin alarak evlenebildiler). Bu evlilik bir aşk hikâyesinin sonucunda gerçekleşmedi tamamen stratejik bir hamleydi. Amaç ülkedeki karışıklıkları sonlandırıp iki krallığın birliğini sağlamaktı. Abisi bunu bir ihanet olarak okudu ve Isabella’yı mirasından mahrum bıraktı fakat çok geçmeden ölünce ülke yine birbirine girdi. Ölümler, mücadeleler...sonunda her şey Isabella ve Ferdinand’ın kucağına düştü ve 1479’da ikili “Katolik Hükümdarlar” olarak ülkeyi birleştirerek yeni bir çağı açtılar.
Isabella tahtı ele geçirmek için diplomasiyi ve savaşı kullanmakla yetinmedi. Aynı zamanda halkın sevgisini ve desteğini kazanmayı başardı. Orta Çağ Avrupası’nda bir kadının bu kadar güçlü bir şekilde hüküm sürmesi nadir görülen bir şeydi. Siyasi zekâsı ve liderlik yeteneğinin olduğu aşikardı. İlk yaptığı şeylerden biri Elhamra Sarayına kurulup Granada’daki Müslümanların son kalesini düşürmek oldu böylelikle 800 küsur yıl süren Reconquista sona ermişti. Bu zafer hem dini hem de siyasi açıdan bir dönüm noktası oldu. İslami Rönesans döneminin aksine İber Yarımadası hızlı bir şekilde monokrom bir renge, sarı-kırmızı İspanyol Katolik birliğine evrildi.
KRISTOF KOLOMB’U KELEPÇEYLE İSPANYA’YA GETİRDİ
Isabella, hükümdarlığı boyunca Hristiyan kulübünü konsolide etmekle kalmadı; keşfedilen cesur yeni dünyadaki zındıkları zorunlu bir şekilde Hristiyanlaştırıp “ruhlarını kurtarmış” olarak cenneti garanti etmiş oldu. Aslında Cenevizli bir denizci olan Kristof Kolomb nice namlı şahsı ikna edememişti fakat Isabella ve Ferdinand, Kolomb’u kabul edip ona müthiş imtiyazlar verdiler. Kolomb onlara uzun ve tehlikeli bir kara yolu olan İpek Yolu’nu ve meşakkatli Umut Burnu rotasını ekarte ederek Batı’dan ulaşacağını vaat etti. Karı koca şayet Uzak Doğu ve Hindistan’a farklı bir şekilde ulaşmayı becerirse, bu topraklarda valilik ve bulunan tüm hazinelerin yüzde onunu vaat ettiler. Böylece Kolomb büyük bir motivasyonla bilmeden yeni dünyayı keşfetti- ama bunu hiçbir zaman itiraf etmedi. Günlüğünden gördüğümüz üzere West Indies’in hiç de Hindistan ya da Çin’e benzemediğini söylüyordu ama hayatının sonuna kadar bozuntuya vermedi. Çünkü o zaman Isabella ve Ferdinand’la yaptığı antlaşma boşa çıkacaktı. İkinci seyahatinden sonra Isabella, Kolomb’un yaptığı zulümleri öğrenince onu kelepçeletip İspanya’ya geri getirtti. Kraliçeye söylenenler arasında yeterince altın, gümüş ve değerli taşlar getirmezlerse köleleştirdiği yerlilerin ellerini kollarını hatta burunlarını kesmekten kız çocuklarına tecavüz etmeye kadar sayısız suç vardı. Köleliğe karşı olduğundan değil ama bu işkencelerin artık kendi hükmü altında olan Dominik ve Küba halkına reva görülmesi Isabella’ya göre kabul edilemezdi. Kristof Kolomb neredeyse tüm haklarını kaybederek geri döndü ve İspanya tacına “küs” vaziyette de öteki tarafa göçtü. Isabella yeni dünyadan gelmiş olan domates, biber, patlıcan gibi yeni keşiflerle mutfak tarihinin temellerinin değişmesine ön ayak olduğu gibi Sevilla yüzyıllar boyunca Kolomb’un getirdiği tütün üzerindeki hakları da elinde tuttuğu için belki altın ve gümüşten çok bunlar sayesinde zenginleşti.
AVRUPA HANEDANLARI BİRBİRİNE BAĞLANDI
Isabella ve Ferdinand’ın evliliği “tandem regnum” yani birlikte hükmetme modeli oldu. Isabella, Kastilya’nın iç işleri ve maliyesinden sorumluyken Ferdinand daha çok askeri meselelerle ilgileniyordu. Eşit hükmediyorlardı ama tüm tarihçiler hem fikir ki siyasetin ipleri Isabella’nın elinde duruyordu. İkilinin yedi çocuğu oldu ve beşi erişkinliğe ulaştı. Bunların arasında uğruna şiir yazdığım Deli Juana lakaplı Juana Loca, Portekiz Kraliçesi olacak olan Maria ve Isabella, kadın katili İngiliz Kralı VIII. Henry’nin ilk eşi olan Catherine of Aragon’un stratejik evlilikleri sayesinde Avrupa hanedanları birbirine bağlandı. Tek oğulları Juan ise genç yaşta öldü. Isabella çocuklarının eğitimine çok önem verdi. Evliliklerinde Ferdinand’a çok bağlıydı ve deli kızına geçmiş olduğu düşünülen “kıskançlık” geni ondandı. Saraydaki kadınları denetler, aşırı dindarlığı ve sadeliğiyle tanınırdı.
ENGİZİSYON MAHKEMESİ KURUP CADI AVI BAŞLATTI
Isabella’nın birleştiriciliği, modern ulus-devlet mefhumunun tohumlarını atması ve küresel keşifler çağını başlatması açısından çok önemlidir. Öte yandan 1478 yılında karı koca İspanyol Engizisyon Mahkemelerini kurarak insanlık tarihinin en korkunç cadı avını da başlattılar. İlk olarak “Conversos” veya “Moriscos” denilen Hristiyanlığa geçmiş olan Yahudi ve Müslümanları hedef almış olan engizisyon mahkemesinin vahşi kararları sonucunda binlerce kişi evini barkını bırakarak ülkeyi terk etmek zorunda kaldı. Engizisyon mahkemelerinin karanlığını yakalayan Goya gibi ressamlar, zamanın hukuksuzluklarını, cadı avlarının şeytani taraflarını gösterir. İspanyol kraliyetinin amacı homojen bir Hristiyan ulus yaratmaktı ve bunda çok geçmeden başarılı oldular. Ama neyin pahasına? Bugün “engizisyon” kelimesinin uyandırdığı ürkütücü his Isabella ve Ferdinand’ın eseri.
Öte yandan dindarlığı ve kararlığıyla tanınan Isabella, Orta Çağ’da bir kadının pekâlâ kendi adına hüküm sürebileceğini gösterdi. Onun kararları kendi dönemini değil sonraki yüzyılları de şekillendirdi. 1504 yılında sadece 53 yaşındayken hayata gözlerini kapadığında ardında bir vasiyet bıraktı. İspanya’nın birliğini arzuluyor, Cebelitarık’ın kontrolünü öngörüyor, Kuzey Afrika’ya yayılmayı hayal ediyor ve Yeni Dünya’daki yerlilere adil davranılmasını istiyordu. Ölümüyle Kastilya yas tuttu o kadar ki, hala yasta! Bugün bile Isabella adına anma törenleri yapılıyor.