Pelin Batu
Bir Lekelenme Hikâyesi (daha): Mecdelli Meryem
Tek tanrılı dinler, günaha yeltenen, insanı cennetten kovduran ve dolayısıyla da doğum acısı gibi “cezalarla” terbiye edilen kadının tarihidir. Musevilikte, Hristiyanlık ve Müslümanlıktaki pek çok kutsal kitapta, güçlü kadın figürler, tanrının annesi kabul edilip tapınılan Magna Materler ve kahramanlık esatirlerine rastlıyoruz. Bununla beraber, Delilah ve Jezebel gibi kötücül vamp kadınlardan, Sodom ve Gomore gibi yozlaşmış yerlere özlemle (geri) bakıp tuzdan bir sütuna dönüşen Lut’un eşine kadar düşmüş kadınlar da vardır. Ama bu hep böyle miydi? Dinler tarihini kaleme alan Elaine Pagels gibi akademisyenlere göre özellikle Tevrat ve İncil üzerinde yaptığı çalışmalardan yola çıkarak, yüzyıllar içinde pek çok kadının adının karalandığını ve silindiği biliyoruz. Burada Junia çok çarpıcı bir örnek teşkil eder. İncil’in Romalılar 16:7 kitabındaki Junia, Havari Pavlus tarafından “elçiler arasında seçkin” olarak nitelendirilir. Junia erken dönem Hristiyanlıktaki en önemli havarilerden biri olarak adlandırılmıştır. Hristiyanlığın ilk 400 yılında İsa peygamberin pek muhterem kadın havarisi olarak yerini korur heyhat 6-10. yüzyıllarda İncil metnini çoğaltan rahipler ismini bir erkek ismi olan “Junias” olarak değiştirmeye başlarlar. Orta Çağlarda Junia artık erkek Junias olmuştur. Kadın olduğu tamamıyla unutulur. Daha hazin bir dönüşüm hikâyesi için Mecdelli, yani Magdala kasabasından olan Meryem’e (Mary Magdalene) bakmamız gerekir. Günümüzde “fahişe” olarak bilinen Mecdelli Meryem’in bu şekilde anılması tamamen bir kişinin yaftalayıcı vaazı yüzünden öyledir. Ama bugün o vaazı herkes unutmuş, bir fahişenin ayaklarını yıkayacak kadar affedici İsa figürüne kilitlenmiştir. Gelin size Magdelena’nın metamorfozunu anlatayım.
MERYEM, DİRİLEN İSA’YI İLK GÖRENDİR
İncil’in en eski kitabı olduğu düşünülen Pavlus’un kitabı, yaklaşık M.S. 50-60 yıl sonra kaleme alınmıştır, bu en eski Hristiyanlık metninde Mecdelli Meryem’in adı geçmez. Keza Pavlus’tan kısa bir süre sonra kaleme alınmış ve kanonik İncil kabul edilen Markos, Matta, Luka ve Yuhanna İncillerinde Meryem birdenbire en önemli figürlerden biri olarak karşımıza çıkar. Antakyalı bir doktor olan Luka, incilinde (8:2) İsa’nın Mecdelli Meryem’in “içinden yedi cin çıkardığını” belirtir. Burada İsa’yı şifacı olarak resmeder, Magdalena’nın ahlakı ya da günahkârlığına dair pejoratif hiçbir ifade yoktur. Tüm İncillerde Mecdelli Meryem, İsa’nın çarmıha geriliş sahnesindeki az sayıda kişiden biridir, mezarını ilk ziyaret eden kişilerin başındadır ve daha da önemlisi Yuhanna İncili’ne göre dirilen İsa’yı gören ilk kişidir. Bu tariflerden yola çıkarak Meryem’in İsa’nın hayatında önemli ve sevilen bir kişilik olduğunu çıkarmak zor değildir. Hatta bazı yorumcular, İsa’nın bu denli yakınında yer aldığı için onu en güvenilen havari ilan etmiştir. Kısacası, hiçbir metinde fahişe olduğuna dair bir ibare yoktur. Peki bu nereden çıktı diye soracak olursanız, sizlere Papa I. Gregory’i tanıtmam icap eder.
O GÜNDEN SONRA KİLİSE İÇİN MAGDALENA ARTIK BİR FAHİŞEDİR
Papa I. Gregory ya da daha ihtişamlı titriyle Gregorius Magnus, M.S. 592 yılında Roma’da verdiği bir vaazda Luka 7’de okuduğu (ve Magdalena ile alakası olmayan) “günahkâr kadın” ifadesini nedense geçmişinde cinsel günahlar işlemiş kadın olarak, İsa’nın cin çıkarma sahnesini ise yedi ölümcül günahla ilişkilendirerek Mecdelli Meryem’i büyük günahlar işlemiş ama sonra tövbe etmiş bir kadın olarak yorumlar. O günden sonra kilise için Magdalena artık bir fahişedir. Ve bu düşünce günümüze kadar gelir. Katolik Kilisesi 1969 yılında bu konuya açıklık getirip Magdalena’yı fahişelik statüsünden çıkartmak babında litürjik bir reform yaparak Mecdelli Meryem’i Luka’da belirtilen “günahkâr kadından” ayırt eder. Çok geç… 6. yüzyıldan itibaren sistematik bir şekilde fahişe olarak adlandırılmış bir kadın neredeyse 1500 yıldır fahişe olarak kalmıştır.
“İSA GERÇEKTEN BUNU BİR KADINA MI AÇIKLADI?”
Asıl ilginç olan 1945’te M.S. 2 ve 3 yüzyıllara ait metinlerde karşımıza çıkan Gnostik Meryemdir. Nag Hammadi’de keşfedilen ve bugün “Filipus İncili” ya da “Meryem İncili” olarak adlandırılan erken dönem Hristiyan metinlerinde Madalenamız, İsa’nın öğretilerini en iyi anlayan kişi olarak tarif edilir. Filipus İncili’nde Meryem için kullanılan “koinõnos” kelimesi “eş” “ortak” ya da “ruhsal yoldaş” anlamına gelir. Ve bu metinlere göre Meryem, İsa’ya diğer öğrencilerinden daha yakındır. İsa’nın yegane ruhdaşı ve yoldaşıdır. Bu yüzden de Hristiyanlığın kurucu azizi olarak bilinen ve Vatikan’daki katedrale ismini veren Aziz Petrus ile çatışan bir portre çizer. Zira Petrus, daha sonra İncil’deki kadın figürleri silip yaftalayacak olan erkek egemen kilise kafasının bakış açısını şu sorusuyla simgeler: “İsa gerçekten bunu bir kadına mı açıkladı?” Bu ifadelerin 2. ve 3. yüzyılda yazılmış ve daha sonra ana İncil kanonuna alınmamış olan işbu İncillerden yola çıkarak ilk başlarda kadınların 12 havarilerin arasında yer aldığı, İsa’nın en güvendiği kişinin bir kadın olduğu vb. ibarelerden dolayı erken dönemdeki teolojik tartışmalarda kadının rolünün daha ön planda olduğunu, daha sonraki yüzyıllardaysa bunun sistematik bir şekilde silindiğini söyleyebiliriz. Apokrif metinlerinde Meryem neymiş, sonra ne olmuş, görüyoruz. Ayrıca, çamur at izi ya da lekesi kalsın klişesinin de ne denli çalıştığını da anlamış oluyoruz.
En sevdiğim şairlerden Rilke, onun için “Sie kam, um zu lieben, und wusste nicht wie” (Sevmek için geldi ama nasıl seveceğini bilmiyordu) der. Aslında bence biliyordu. Bildiği için dinini sevmek üzerine kuran, size vuranlara dahi öteki yanağını çevirmeyi öğütleyen bir marangoz peygamber onu sevdi, güvendi. Ve göklere yükselirken bir tek ona kendini gösterdi.