Cengiz Erdil
Hayatı roman olan adam İran’ı anlatıyor
Bu coğrafyanın iki kalpli adamının öyküsünü dinlediğimde Ege’de masmavi bir akşamdı. 80’ine merdiven dayayan bu yaşlı kurdun bir kalbi Türkiye’de diğeri hayata adım attığı İran’daydı. Ege’ye yelken açarken, yüreğinin bir yanı da İran bozkır ve çöllerinin rüzgarlarıyla kavruluyordu.
Molla rejiminin baskıcı tutumu yüzünden ülkesini terk etmek zorunda kalan kahramanımızın İran ile bağı hiçbir zaman kopmadı. Gerek diasporadakilerle gerekse İran’daki dost ve akrabalarından şimdi ülkesinden acı dolu haberleri alıyor.
MOLLALARIN GÜCÜ NEREDEN GELİYOR?
İran’ın petrol gelirleri tamamen halk yararına harcansaydı, bugün ülkenin çok farklı bir yerde olacağına inanan dostumuz, sorunların başlangıcını bakın nerede görüyor;
“Sünni inanışında "Zekat " vardır. Zekat gelirinizden tüm giderlerinizi ve borçlarınız çıktıktan sonra geriye kalan net rakamın 1/40 yani yüzde 2,5... Bu meblağ şahsın kendi tespit ettiği ihtiyacı olanlara dağıtılır. Şii inancında bunun dışında "Hums" var. Hums beşte bir demek... Mümin yıllık kazancından yüzde 20’sini, yasada olmayan ama dini bir kural olarak kabul ettiği bir imam eli ile hayra harcamak için verir... Bu gariban bir köylü veya işçi için gittiği caminin imamı, zengin için ise içtihatını uyguladığı bir Ayetullah olur. Cami imamı topladığı Humstan ufak bir pay alır üst hocasına verir o da bir üstüne sonunda Ayetullahlara verir. Bu sistem sayesinde asırlardır Şii din adamları muazzam bir mali gücü ellerinde bulunduruyor. Denetimi yok teftiş eden yok...”
Şah’a karşı olan geniş cepheden sonra din adamlarının ağırlığı toplumun geleneksel yapısından dolayı daha da arttı. Humeyni din adamlarını devletin merkezine yerleştirdi.
Ancak yiğidi öldür hakkını ver derler ya; ambargolara rağmen İran güçlü bir sanayi altyapısı kurdu, Çin ve Rusya’nın da örtülü desteği olunca ABD ve İsrail saldırılarına karşı direnci arttı.
BUNDAN SONRA NE OLABİLİR?
İsrail ve ateşe attığı ABD bu kez İran’ı hazırlıksız yakalayamadılar. İran’ın haziran saldırılarından sonra toparlandığı görülüyor. “Lider kadrosunu yok ederiz. Günlerce bombalarız, halk ayaklanır” işte bu strateji yürümedi, İsrail, ABD ve Basra Körfezi’ndeki Londra parfümlü feodal beyleri baltayı taşa vurdular. Karşılarında bu kez dirençli bir İran vardı. Dostumuzun yorumu da aynen şöyle;
“İran bombardıman altında durum kötü ama halk rejim muhalefetini şimdilik bir kenara koydu ve devletinin arkasında durdu. Savaş bittiğinde halk ayaklanıp rejimi değiştiremezse öncesinden daha despot ve daha acımasız bir rejim halini alır ve Kuzey Kore misali bir devlet olur...”
Savaşların kazananı olmuyor, Herkes bir şekilde kaybediyor. Ancak konuştuğum bir eski diplomatın şu sözleri anlamlı… “En çok kaybeden ABD olacak. Trump ve hukuk tanımaz yandaşları Amerikan rüyasını kabusa çevirdiler. Benim şaşırdığım bu ülkenin finans kapitali Trump’a neden bu kadar tahammül ediyor, anlamıyorum.”