Türkiye’de iktidar ve sermaye grupları tarımı, sanayiyi, bilgi teknolojilerini ve de yapay zekayı falan boşverdi, madenlere kafayı taktı. Ülke coğrafyasının neredeyse yüzde 75-80’i madencilik sektörü için ruhsatlandırıldı, her yerde elbette en çok altın, gümüş veya nadir toprak elementleri aranıyor.
Bu yeraltı zenginliklerine bilinçle sahip çıkma meselesi değil…20 yıldır sürdürülen vahşi madencilik uygulamaları, dağlarda, ovalarda, ırmak ve deniz kıyılarında var gücüyle sürüp gidiyor. Taş ocakları, beton için orman ve tarım arazisi yağması da işin cabası…
Bu yağmada en çok üzerine gelinen bölge Kuzey Ege oluyor. Çanakkale ve Balıkesir’in başı fena halde dertte. Malum Kazdağları’nda binlerce ağaç yıllardan beri maden şirketlerince kesildi.
Şimdi sırada Kazdağları’nın bitişik komşusu Madra Dağı var. Bu dağ silsilesi, Balıkesir’in İvrindi, Havran, Burhaniye, Gömeç ve Ayvalık ilçeleri ile İzmir ilinin Bergama ilçesi topraklarında yer alıyor. Hep daha çok orman alanı, hep daha çok toprak isteyen maden şirketlerinden biri de Madra Dağı da yedi yıldan beri altın ve gümüş arıyor. Altın ve gümüş madeni için kapasite artışı isteyen şirket, bin 300 hektar alana daha göz dikti.
NELERE YOL AÇACAK?
Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği Başkanı Süheyla Doğan, bölge sakinleriyle birlikte kapasite artışına itiraz ettiklerini söyledi.
Doğan’ın verdiği bilgiye göre; Bin 300 hektara yaklaşan orman arazisi siyanürlü maden sahasına dönüştürülecek. Ocak sahası 134 hektardan 353 hektara, yığın liç alanı 83 hektardan 257 hektara, yıllık üretim kapasitesi 7 milyon 760 bin tondan 15 milyon 500 bin tona çıkarılıyor.
Madra Havzasının yeraltı suları bu yüzden tehdit altında. Madenin varlığı Madra Barajı'nın su rejimini de Kozak Yaylası’ndaki hayvancılığı olumsuz yönde etkileyecek.
Kuzey Ege Havzası ile Susurluk Havzası arasında bulunduğundan dolayı maden iki farklı havzayı aynı anda zehirleme potansiyeline sahip. 250 bin ağacın kesilmesi içme suyu kaynaklarını da etkileyecek.
Kazdağları’ndan sonra Madra Dağı’nı da unutmayalım.