Perdenin arkasında kalanlar: Musikinin üç dehası Maria Anna Mozart, Fanny Mendelssohn, Clara Schumann

Dünyada müzik tarihi, özellikle de Batı müziğinde, dahi figürlerinin etrafında örülen mitlerle huşu içinde yazılır. Klasik müziği bilmeyenler bile Mozart’ın çocuk yaşta krallara verdiği konserleri ve yazdığı senfonileri bilir. Keza romantik müziğin ilahları sayılabilecek Mendelssohn ve Schumann’ın besteleri konuşulur ama onların aynı derecede, hatta belki de daha fazla yeteneğe sahip kız kardeşleri ya da eşleri arka plana atılmış ve yakın tarihe kadar unutulmuştur.

Bugün sizlere toplumsal cinsiyet normları yüzünden görünmez kılınmış, yaratıcılıkları ve üretimleri sınırlanmış ya da kısıtlanmış, adları erkek akrabalarının adı altında ezilmiş üç kadından bahsedeceğim. Üçünün de ortak noktası, olağanüstü yeteneklere sahip olmalarına rağmen bestecilik kariyerlerinden mahrum bırakılmış ve kutsanan aile mefhumu adına üretimlerinin daraltılmış olması. Bugün bazılarının bestelerine ulaşabiliyor, konser salonlarında dinleyebiliyoruz. Fakat hala kardeşlerinin veyahut kocalarının gölgesindeler.

Maria Anna (Nannerl) Mozart (1751-1829)

Wolfgang Amadeus Mozart’tan beş yaş büyük olan Nannerl’in çocukluğu da tıpkı kardeşi gibi, babaları Leopold’un onları saray saray, kilise kilise gezdirip konser turneleri yaparak geçti. Zamanın kronikleri ve anı yazarları, Nannerl’in klavsen çalma konusunda ne kadar maharetli olduğunu göstermektedir. Baba oğul arasındaki mektuplaşmalarda da Nannerl’in ne kadar iyi bir müzisyen olduğu açıkça belirtilir. 1764 yılından bir mektupta Leopold kızının “son derece zor pasajları kusursuz bir biçimde icra ettiğini” yazar. Nannerl, sadece iyi bir piyanist değil deha kardeşi gibi beste yapmaya da meraklıdır fakat belli ki sirk maymunları gibi dolaştırılıp bu şovları üzerinden para ve nam kazanmak ailenin işine gelir. Dolayısıyla Nannerl’in hiçbir bestesi günümüze ulaşmamıştır. Ancak Wolfgang mektuplarında ablasının bestelerini över ve kendisini beste yapmaya teşvik edenin Nannerl olduğunu belirtir. Tüm bu yeteneklerine rağmen Nannerl 18 yaşına bastığında, ailesi tarafından sahnelerden eli ayağı çektirilir çünkü evlenme çağına gelmiştir. Zira kamusal alanda sanatla uğraşmak ancak “düşük kadınlara” mahsustur. 1784 yılında evlendirildiğinde müzik kariyeri bilfiil sona ermiştir. Nannerl’in kendi yazılarında ve kardeşinin ölümünden sonra kaleme aldığı notlarda müzikten koparılışına dair kırgınlığını okuruz. Kısacası Nannerl Mozart, müzik tarihine bir “potansiyel” olarak değil, bastırılmış bir dahi olarak geçer.

Fanny Mendelssohn Hensel (1805-1847)

Fanny Mendelssohn, Felix Mendelssohn’un ablası olarak müzik tarihine geçmiş ve fakat bu tanım onun bağımsız olarak besteci kimliğini gölgede bırakmıştır. Fanny de zamanın en iyi müzik hocalarından ders almış, önemli bestekarların parçalarını genç yaşta ezberden çalabilecek yeteneğe sahip bir çocuktu. Bu kadar parlak bir öğrenci olmasına rağmen babaları Abraham, tıpkı Leopold Mozart gibi, müzik kariyerinin kızlara uygun olmadığını düşündüğü için kızını frenler. Babası 1820 tarihli mektubunda, “Müzik Felix için bir meslek olabilir, ama senin için ancak bir süs” ifadesini kullanmıştır. Kimi tarihçilere göre Fanny 460 kompozisyon bestelemiş, bunların çoğu kardeşi Felix’in adı altında yayımlanmıştır. Bazı liedleri uzun yıllar Felix’in olarak çalınır. Mesela Felix’in Op. 8 ve Op. 9 liedlerinin Fanny’ye ait olduğu bugün belgelerle kanıtlanabilir. Fanny bu durumu mektuplarında açıkça dile getirmese de günlüklerinde bestelerinin “sessizce çekmecede kalmasından” hüzün duyduğunu ifade eder. Ancak hayatının son yılında kendi adıyla eserlerini yayımlanmaya başlamış ama bu ölümünden birkaç ay öncesinde gerçekleştiği için bestekarlığı yaşamı boyunca rafa kaldırılmış bir hobi olarak unutturulmuştur. Bugün müzikoloji çalışmaları Fanny’nin armonik cesareti ve form anlayışının çağının ne kadar ilerisinde olduğunu gösterir.

Clara Schumann (1819-1896)

Bu üç kadının arasında müzisyen olarak en fazla tanınan Clara Schumann’dır ancak bu da eşi Robert Schumann’ın üzerinden şekillenmiştir. Babası bir piyano öğretmeni ve müzik aletleri satıcısıdır. Kızının dehasını görür ve Clara “çocuk dahi” olarak nam salar. Kocası Robert’la neredeyse çocuk yaşta tanışır, Robert ondan 10 yaş büyüktür. Robert Schumann’ın kimi eserlerinde Clara’nın fikirlerinden yararlandığı bilinir. Kendi besteleri de vardır ama toplumsal kodlar yine aynı şekilde onun geri planda kalmasını sağlamış hatta bu durumu kendisi de içselleştirmiştir. Clara bir günlüğünde, “Bir kadın besteci olabileceğini düşünmemeli. Hiç kimse bunu başaramadı; ben neden başarabileceğimi düşüneyim?” diye yazmıştır. Robert genç yaşta ölünce Clara, sekiz çocuğunu büyütmek için konser kariyerine ağırlık verir ve besteciliğini neredeyse tamamen bırakır. Zamanın önemli entelektüelleri ve yazarlarıyla tanışır, piyano konserleri ve dersler verir ama besteciliği, hem yakını olan Brahms hem de kaybettiği kocasının hep gerisinde kalacaktır.

Sonuçta her üç kadının yaşamları, bireysel trajedilerden çok yapısal bir dışlanmanın ve hor görülmenin tezahürüdür. Bu kadınların üçü de son derece yeteneklidir fakat müzik tarihinde esameleri okunmaz. Besteleri kardeşleri ya da eşleri aracılığıyla dolaşıma girer ama isimleri kalmaz. Mektuplar, günlükler ve çeşitli belgeler sayesinde bizler de bugün bastırılmanın tarihini okuruz.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Pelin Batu Arşivi