Haldun Solmaztürk
‘Türk milleti adına’ Bir insanın yıllarını çaldılar.!
Anayasa'ya göre "Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız ve tarafsız mahkemelerce kullanılır". Bu yüzden mahkemelerin kararlarında ‘Türk milleti adına’ ifadesi vardır.
Eski AKP milletvekili Hüseyin Kocabıyık o mahut 19 Mart 2025 günü, “Recep Tayyip Erdoğan... geleceğin yer burası mıydı? Biz bunlar için mi mücadele ettik? Bunun için mi mahkemelerde süründük yıllarca? Sen aslında kendine darbe yaptın haberin yok!" diyordu. AKP Merkez Disiplin Kurulu'na sevk edildi ve dört gün sonra partisinden ihraç edildi.
Kocabıyık, Nisan ayındaki bir sosyal medya paylaşımında, "Yakın-uzak dostum, arkadaşım, akrabam-yakınım ne kadar hâkim ve savcı varsa, hiçbiriyle görüşmeyeceğim, telefonlarına çıkmayacağım, selamı sabahı keseceğim. Çünkü onlar adaletsiz düzenin paralı askeri haline getirildiler, bunu da kabullendiler. Hepsi olanı biteni görüyor, yaşıyor ve SUSUYORLAR!" diyordu.
Kocabıyık, 7 Ekim’de ‘Cumhurbaşkanına hakaret ve iftira’ suçlamasıyla tutuklandı, mahkum oldu, 72 gün hapiste kaldı.
Kocabıyık somut gerçeği dillendiriyordu.
Hakimler ve savcılar, olanı biteni görüyor, yaşıyor ve susuyorlar…!
Osman Kavala, iki gün önce hapiste geçen 3000 günü tamamladı; 8 yıldır tutuklu…
Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 1 Kasım’da—savcılıkça ifadesi alınmaksızın mahkemeye sevk edilerek—TCK Md.309 (Cebir ve şiddet kullanarak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın öngördüğü düzeni ortadan kaldırmaya …teşebbüs…) ve TCK Md.312 (Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını …engellemeye teşebbüs…) suçlarından tutuklandı.
İddianame, ancak Şubat 2019’da—15 ay sonra—hazırlandı. Anayasa Mahkemesi, üç ay sonra, ‘Kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiği’ başvurusunu 5'e karşı 10 oyla reddetti.
Karşı oy veren Anayasa Mahkemesi Başkanı, “Soruşturma makamları kayda değer yeni bir delil ortaya koymadan, başvurucunun [2013 Gezi sonrası] aradan dört yılı aşkın bir süre geçtikten sonra tutuklanmasının neden gerekli olduğunu gösterebilmiş değillerdir” diyordu.
Aynen böyle oldu…!
Duruşmalar, Haziran 2019’da Silivri’de başladı ama HSK bir ay sonra heyeti değiştirdi.
Kavala, Ekim 2019’da—ilk tutuklamadan iki yıl sonra, ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan tahliye edildi ama diğer suçtan (!) içeride kalmaya devam etti.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi iki ay sonra ‘Bir suç işlediğine ilişkin makul şüphe olmadığından’ ihlal kararı verdi ama mahkeme kendini bu kararla ‘bağlı’ hissetmedi.
18 Şubat 2020 günü, ‘Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan da beraat etti ama aynı gün dört ay önce ‘tahliye edildiği’ ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan tekrar tutuklandı ve Silivri’de kalmaya devam etti.
Aynen böyle oldu…!
Bir ay sonra, bu sefer TCK Md.328 (Siyasal veya askeri casusluk) suçundan da tutuklandı.
Sonraki ay; iki ay önce tutuklandığı ‘Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan bir kez daha tahliye edildi; çünkü ‘casusluk’ suçlamasını zaten devreye sokmuşlardı.!
Aynen böyle oldu…!
Anayasa Mahkemesi, Kavala’nın ikinci ‘ihlal’ başvurusunu da Aralık 2020’de—bu sefer 7’ye 8—reddetti. Anayasa Mahkemesi Başkanı karşı oy yazısında “Başvurucu hakkında son üç yıl içinde temelde aynı delillere dayalı olarak üç kez tutuklama, üç kez tahliye, bir kez de beraat kararı verilmiştir. …ikinci ve üçüncü kez tutuklanmasına karar verilirken …herhangi yeni bir bulgu ortaya konulamamıştır. …bir de casusluk suçundan tutuklanmasının neden gerekli olduğunun gösterildiğini söylemek mümkün değildir” diyordu.
Ağustos 2021’de Gezi davası ‘Çarşı’ davasıyla birleştirildi. Bu birleşmenin nasıl olduğu yargının içine düştüğü ‘içler acısı, acınası’ durumun aynasıdır ama bu yazının konusu değil…!
Şubat 2022’de—altı ay sonra—Çarşı ve Gezi davaları birbirinden ayrıldı—tefrik edildi.!
Aynen böyle oldu…!
Osman Kavala, 25 Nisan 2022’de daha önce beraat ettiği ‘Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırıldı; iki yıldır tutuklu kalmasına gerekçe olarak uydurulan ‘Casusluk’ suçundan ise beraat etti.
Aynen böyle oldu…!
AİHM, Temmuz 2022’de ikinci ihlal kararını verdi ama Yargıtay Eylül 2023’te cezayı onadı.
Anayasa Mahkemesine ayrıca yapılan iki ihlal başvurusu da dört yıldır orada bekletiliyor.
Avrupa Konseyi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi süreçleri de yürüyor ama “AİHM kararları bizi bağlamaz” diyen bir hukuk ve yasa anlayışı için hiçbir kıymeti harbiyesi yok.!
Bu arada Anayasa Mahkemesi Başkanı, Yargıtay Başkanı, ‘hukuk devleti’ bakanı ve de ülkenin, “Herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağım” diye—üstelik üç kez—yemin etmiş Cumhurbaşkanı ‘hukuk ve adalet’ nutukları atmaya devam ediyorlar.
Temelde aynı delillere dayalı olarak üç kez tutuklanan, üç kez tahliye edilen, bir kez beraat eden, sonunda da—daha önce beraat ettiği suçtan—müebbete mahkum olan bir insan 3002 gündür hapisteyken…
Bunlar masal değil, vatandaşı olduğumuz bu ülkede oluyor ve ‘Bizim adımıza’ yapılıyor.
Hakimler ve savcılar, olanı biteni görüyor, yaşıyor ve susuyorlar…!
‘Bizim adımıza’ insanların yıllarını çalıyorlar.!
Biz bir şeyler yapana kadar da çalmaya devam edecekler…
Guguk.! Guguk.! Guguk.!