Haldun Solmaztürk
'Donroe' “Ordunun görevi diktatör özentilerine hizmet etmek değildir.!”
2020 yılı yazıydı; Washington’da ‘ırkçılık karşıtı’ gösteriler vardı. Irkçı bir polis bir siyahiyi ‘taammüden’ öldürmüştü. Trump, beklenmedik şekilde, Beyaz Saray’dan çıkıp yakındaki bir kiliseye yürürken yanındakiler arasında Genelkurmay Başkanı Mark Milley de vardı.
Trump, o gün kilisenin önünde bir İncil’i havaya kaldırarak poz verip açıkça dini ve din duygularını siyasi amaçla istismar etmişti. Milley, hemen ertesi gün, “Başkanın yanında görünerek, asker siyasi konularda taraf tutuyormuş izlenimi verdiği için” Amerikan halkından özür diledi. Trump çok kızmıştı ama Milley’in tutumu değişmedi; Senato’ya verdiği ifadede, “Sadakatim ülkeye, millete ve Anayasayadır, [Krala değil.!]” diyecekti.
Donald Trump, kendini hep ‘seçilmiş kral’ olarak gördü, görüyor; Başkan olarak “Ne isterse yapmaya hakkı olduğuna” inanıyor. Anayasa’yı takmıyor; ‘gücü’ kimseyle paylaşmıyor.
İstatistikçileri (Amerika’nın TÜİK’i) işten atıyor, üniversiteleri tehdit ediyor, müzelerde nelerin sergilenip sergilenmeyeceğine müdahale ediyor. Ama yasama, yargı, eyaletler, yerel yönetimler, ordu, polis, medya, hatta kendi partisi, yani kurumlar ve siyasi kültür direniyor.!
Bağımsız medyayı—özellikle de kadın gazetecileri—hiç sevmiyor, çünkü sorularıyla onu rahatsız (!) ediyorlar.
Daha 2017’de, ilk başkan seçildiğinde, bir CNN muhabirini, “Sus, sen soru soramazsın!” diye azarlamıştı. Yakın zamanda New York Times, Trump’ın ilerleyen yaşının ‘Çalışma temposunu etkilediğini’ yazmıştı ki doğruydu. Kadın köşe yazarına “İçi de dışı da çirkin.!” diye saldırdı. Bir ‘terör’ eylemiyle ilgili soru soran kadın CBS muhabirini “Sen aptal mısın?” diye haşladı; Epstein’i soran Bloomberg muhabirine “Kes sesini domuzcuk.!” dedi.
Beyaz Saray balo salonu onun çılgın projesi.!
“İnşaat ana binaya zarar vermeyecek” dedikten sonra Beyaz Saray’ın bir bölümünü yıktırdı. İnşaatın giderek artan maliyetini sorguladığını sandığı (!) CNN muhabirine “Aptal ve kötüsün.!” diye saldırdı ama muhabir aslında balo salonunu değil, Venezuela’yı sormuştu.?
Yine de medya korkmadı, sinmedi, direndi—direniyor.!
Cumhuriyetçiler, Temsilciler Meclisi’nde de Senato’da da çoğunluktalar ama ‘Yasama’ da ‘krala’ direniyor…
Trump, 6 Ocak 2021’de, kaybettiği seçimi ‘şiddete başvurarak’ kazanmak (!) için beyaz ırkçı kitleleri Amerikan Kongresi’ne sürdüğünde ona ilk karşı çıkan kendi Başkan Yardımcısı Mike Pence olmuştu. Sonraları Senato’da yapılan oylamada yedi Cumhuriyetçi de Trump’ı ‘suçlu’ buldular; "Anayasayı ve yeminini [Evet, yeminini] çiğnemiştir, suçludur” diyorlardı.
Senato, Trump’ın ‘Dışişleri Bakan Yardımcısı’ olarak önerdiği kişiyi ‘ırkçı ve cinsiyetçi’ olduğu için reddettiğinde bazı Cumhuriyetçi senatörler de Demokratların yanında yer aldılar.
Adalet Bakanlığını—Trump’a rağmen—Epstein dosyalarını açmaya zorlayan da yasamanın ‘krala’ direnişiydi.
Oralardaki Meclis ve Senato komisyonları bizimkiler gibi değil; onlar çalışıyorlar.
Trumpçı Pam Bondi Florida başsavcısıydı; Trump onu—başsavcıyı—Adalet Bakanı atadı.!
Bondi, geçen Çarşamba Temsilciler Meclisi Adalet Komisyonu önündeydi. Trump, kendi kışkırtmasıyla Kongre’ye saldıran—darbeye teşebbüs eden—ve mahkum olan 1600 hükümlüyü, göreve başladığı ilk gün, başkanlık yetkisini kullanarak affetmişti. Anlaşıldı ki, bunlardan biri Adalet bakanlığında ‘danışman’ olarak işe alınmış. Bakan Hanım, bu yapılanlara bir açıklama getirmek yerine Meclis üyelerine hakaret etmeyi, onları aşağılamayı tercih etti. Kendisine anayasal sorumlulukları hatırlatıldı, haddini aşmaması uyarısı yapıldı.
Yasama gibi yargı da direniyor…
Bir senatör—ve beş emekli asker ve istihbarat görevlisi, “Kanunsuz emirlere uyulmaması” uyarısı yapmışlardı. Trumpçı Savaş Bakanı ‘binbaşı’ Hegseth, emekli denizci albay senatör hakkında ‘İsyana teşvikten’ suç duyurusunda bulundu ama yargı işlem yapmayı reddetti.
Diğer kurumlar da anayasayı ve demokrasiyi korumakta kararlılar.!
Adalet Bakanlığı, 6 Ocak Kongre saldırısı soruşturmasını yürüten sekiz savcıyı işten attı ama FBI Başkanı, Bakanlığın ‘soruşturmada görevli’ ajanların ihraç edilmeleri talebini reddetti.
Trump’a sorarsanız, “Merkez Bankası Başkanı’nın onunla hiçbir zaman fikir ayrılığı olmamalı”, yani Merkez Bankası Başkanı da—bazıları gibi—kurşun asker olmalı.!
Ama Merkez Bankası Başkanı, Trump’ın ‘faizleri düşürme’ baskısına—ve hakaretlerine—direndi, Merkez Bankası’nın bağımsızlığını savundu. Adalet Bakanlığı geçen ay bir bina ihalesine ‘fesat’ karıştırmaktan Merkez Bankası Başkanı hakkında soruşturma başlattı. Eski merkez bankası başkanları, maliye bakanları, ekonomistler ve on iki Merkez Bankası yöneticisi ortak bir bildiriyle, “Yapılan, Merkez Bankası’nın bağımsızlığına yargı yoluyla saldırıdır—Başkan yargıyı silah olarak kullanıyor” dediler.
Ez cümle, kurumlar ve kültür ‘krala’ direniyor.
ABD Genelkurmay Başkanı Org. Mark Milley, 2023 Eylül’ünde emekli oldu. Orduya veda konuşmasında “Amerikan ordusu demokrasiyi savunmak için vardır, diktatör özentilerine hizmet etmek için değil.!” diyordu.
‘Seçilmiş Kral’ olduğunu sanan Trump’a direnen bu kurumları var eden ve demokratik direnişi mümkün kılan 1787 tarihli Amerikan anayasası ve ona ruh veren siyasi kültürdür!
İki yüz otuz dokuz yıllık Anayasa, sadece 27 ‘ekle’ ayakta kaldı ve siyasi yozlaşmaya direndi.
Ama burada asıl anlaşılması gereken kitlelerin rolüdür. Anayasayı koruyan ve kollayan, diktatör özentisi ‘seçilmiş krala’ karşı duran aslında Amerikan halkıdır.!