Müsavat Dervişoğlu: Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız Aramco’nun koruması değildir
Suudi Arabistan'a askeri destek planını eleştiren İYİ Parti lideri Dervişoğlu, "Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız Aramco'nun koruması değildir" dedi. OYAK bünyesindeki Güzel Enerji ile Saudi Aramco arasında görüşmeler yürütülüyordu.
GAZETE PENCERE - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, partisinin TBMM grup toplantısına yaptığı konuşmada, Yemen'deki İran destekli Husiler (Ensarullah Hareketi) ile ülkedeki iç savaşa askeri müdahaleyle dahil olan Suudi Arabistan arasındaki çatışmalara değindi.
Hükümeti Suudi Arabistan'a askeri destek konusunda uyaran Dervişoğlu, "Kâbe’miz Mekke’dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar. Ancak, Orta Doğu’ya çöken ABD-İsrail ittifakının tuzağına düşmemek de bize kutsallarımızın tembihidir. Mesele Mekke değildir. O yüzden, müşriklerin aklıyla adım atmayalım" dedi.
Ordu Yardımlaşma Kurumu'na (OYAK) ait olan ve bünyesinde Total, M Oil ve Milangaz markalarını bulunduran Güzel Enerji firması ile Suudi Arabistan devletinin enerji şirketi Saudi Aramco arasındaki satış ve ortaklık görüşmelerini hatırlatan Dervişoğlu, "ABD ve İsrail’in bu coğrafyaya ve yeraltı zenginliklerine çökmek için kurduğu tuzağa hükümet eliyle düşmeyelim. Bizim duruşumuz bellidir: Bugünün müşriklerinin menfaati için, Peygamber Ocağı’nın neferi Mehmetçiğin ayağına taş değdirmemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Burayı iyi dinleyin: Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız Aramco’nun koruması değildir" ifadelerini kullandı.
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'ndan hükümete Suudi Arabistan tepkisi: Mehmetçik, vakfın şirketini satmaya kalktığınız Aramco’nun koruması değildir https://t.co/fPHbWW1GuJ https://t.co/3vvMphd8vB
— Gazete Pencere (@gazetepencere) October 14, 2026
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu'nun konuşmasından başlıklar şöyle:
HALK TV'YE KAYYUM ATANMASINA TEPKİ
"Gerçeklerden korkmak bir iktidar için sonun başlangıcıdır. Yalanlarla, algı oyunlarıyla ayakta kalmaya çalışan bir iktidarın yapacağı en büyük hatalardan biri gerçeğin sesini kısmaya çalışmaktır. Geçtiğimiz hafta TBMM’de, Cumhuriyet tarihinin en büyük vurgunu konuşulsun, araştırılsın istedik. İktidar ortakları ne yaptı? Meclisi kapatıp kaçtı. Gerçekleri kendileri de duymak istemiyor, öilletimiz de öğrenmesin istiyorlar.
Bu akılla ayakta kalabileceğini zanneden iktidar, bu sabaha karşı da gazeteciliğin kapısına polis gönderdi, kayyum atadı, Halk TV’nin yayınını durdurdu. Türkiye’de herkes, her kurum incelenebilir. Hukuki bir sorun varsa tespit edilir, gereği yapılır. Ancak bu iktidarın polis ve yargı aracılığıyla attığı adımlar artık hukuki olmaktan çıkmıştır. Şafak baskınları adaleti tesisten öte, bir iktidarın ömrünü uzatma çabasıdır.
"TÜRK DEMOKRASİSİ DARBELER GÖRDÜ AMA BU KADARINA ŞAHİT OLMADI"
"Kendi partisinden olmayan belediyeye kayyum. Sistemine dahil olmayan şirkete kayyum. Kendi gibi düşünmeyen demokratik kitle örgütlerine kayyum. Siyasi partiye kayyum, medyaya kayyum. Türk demokrasisi darbeler gördü ama bu kadarına şahit olmadı.
Yanlışlarının üzerini yeni ve başka yanlışlarla örtmeye çalışan bir iktidarın çırpınışlarını izliyoruz. Ama şunu biliyoruz; hakikatin önünde hiçbir engel duramaz. Raf ömrünü tamamlamış bir iktidarı da hiçbir baskı ayakta tutamaz."
"İKTİDARIN MAĞDURİYET MASALINI MEŞRULAŞTIRACAK TUZAKLARA DÜŞMEYİN"
"Bu kürsüden, Türkiye’nin göz göre göre gelmesine rağmen göz yumulan bir fon skandalına nasıl sürüklendiğini anlattık. Bunun sıradan bir piyasa kazası olmadığını gibi bir magazin hikâyesi de olmadığını söyledik. Bugün bir kez daha uyarmak isterim: Türkiye bugünlere, 17-25 Aralıklardan gelmiştir. Biz, işin kendisini konuşacağımız yerde, kumpasçısını konuşmakta yetindiğimiz için gelmiştir.
O sebepledir ki; soygunlardan kendine yol açmaya çalışan FETÖ gitmiş ama soygunlar bitmemiştir. Ne hırsız karşısında kumpasçı masumdur, ne de kumpasçı karşısında hırsız! Bugün görüyoruz ki kimi siyasetçiler, siyaset yapmaktan korktuğu için, siyaseti bazı gazeteciler yapmak zorunda kalıyor. O gazeteciler de tutuklandığı için, bazı siyasetçiler gazetecilik yapıyor! Kimse bu işi magazinleştirmemeli, aklınca ava giderken avlanma tuzağına düşmemelidir. Milletimizin, malı, mülkü, serveti söz konusudur.
İktidarın mağduriyet masalını meşrulaştıracak tuzaklara düşmenin alemi yoktur! O bunu dedi, şu bunu dedi diye dedikodu çarkı kurulacağına, sistemin ve işin gerçek sorumlularının hesap vermesini sağlayacak bir yol çizilmelidir."
"BU İŞİN FATURASI 86 MİLYONUNUN ÜZERİNE YÜKLENEMEZ"
"Tüm bünyeyi sarmış bir hastalıkla karşı karşıyayız. Bugün, kamu otoritesinin gözü önünde büyüyen, denetimsizlikle beslenen ve ancak artık saklanamaz hale geldiğinde fark edilmiş gibi yapılan büyük bir vurgunla karşı karşıyayız. İş inceliklidir, çok boyutludur, organizedir… Sistemin tepeden tırnağa çürük olduğunun bir kanıtıdır.
Sorduk ve yine soruyoruz: Bu kadar büyük bir vurgun, siyasi, bürokratik ve hukuki bir koruma zırhı olmadan nasıl büyüyebilir? Aradan bir hafta geçti. İktidar partisi, halen kaçak dövüşüyor. Ancak bir kanun teklifi getirmeye mecbur kaldılar. Demek ki söylediklerimizin bir kısmını duymuşlar. Israrla tekrarlıyorum, bu işin faturası Hazine’ye, kamu bankalarına ve 86 milyonun sırtına yüklenemez. Kâğıt üzerinde şişirilmiş hayali fon değerlerinin değil, vatandaşın cebinden çıkan anaparanın ve enflasyon farkının esas alınması gerekmektedir."
"BÖYLE BİR SUÇ, HİÇBİR HALININ ALTINA SÜPÜRÜLEMEZ"
"Belli ki uyarılarımızı dinledikleri yerler var. Ama mesele yalnızca paranın nasıl geri ödeneceği değildir. Mesele, bu soygunun nasıl mümkün olduğudur. Kim göz yummuş, kim görevini yapmamıştır? Kim görevinin verdiği yetkiyi manipülasyonu önlemeye değil, kendisine haksız kazanç sağlamak veya hısım akrabasına tüyo vermek için kullanmıştır. Bir kanun çıkarılacaksa bu kanunun amacı, geçmişe sünger çekmek olamaz, olmamalıdır.
Bu soygun ne süngerle, ne betonla, ne de uyduruk gündemler üreterek unutturulabilir. Böyle bir suç, hiçbir halının altına süpürülemez. Çalınan minareye kılıf hazırlayarak vakit kaybedeceğinize, bir kere olsun, bir hastalığı tedavi etmek için adım atın."
"DEVLET HIRSIZIN KAPISINA SADAKA KUTUSUYLA GİTMEZ"
"Bir de çıkıp haksız kazanç elde edenlere 'gönüllü iade' yolu açıyorsunuz. Gönüllü iade ne demek yahu Çal ama yakalanma, yakalanırsan da iade et kurtul, öyle mi?
Soruyorum: Bir memlekette, işlenen suçun karşılığı ceza değilse, orada devletten bahsedilebilir mi? Asıl soruşturulması gereken mecralarda soruşturma ya yoktur ya da soruşturmanın gerekleri yerine getirilememektedir. Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusuyla gitmez, 'Gönlünden ne koparsa' demez. Ortada haksız kazanç varsa tespit eder, gider, onu geri alır ve cezai şartlarını yerine getirir.
Yoksa bunun adı hukuk değil, tıpkı daha evvel gördüğümüz gibi aklanma borsaları olur. Altını bir kez daha çiziyorum, FETÖ borsası rezaletini yaşayan Türkiye’ye, bu defa da fon soygunu borsası gibi bir rezaleti yaşatamanıza asla ve asla izin vermeyeceğiz."
İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, fon soruşturmasında "fahiş kazanç" iadesi için hesap açılmasına tepki gösterdi: ????Devlet, hırsızın kapısına sadaka kutusu ile gitmez. "Gönlünden ne koparsa" demez. Ortada haksız kazanç varsa tespit eder, gider onu geri alır ve cezai şartlarını yerine getirir ????Yoksa bunun adı hukuk değil daha evvelden gördüğümüz gibi aklanma borsaları olur. FETÖ borsası rezaletini yaşayan Türkiye'ye bu defa da fon soygunu borsası gibi bir rezaleti yaşatmanıza asla izin vermeyeceğiz.
— Gazete Pencere (@gazetepencere) October 14, 2026
"SİZİN HİÇ Mİ GÖREV VE SORUMLULUK AHLAKINIZ YOK?"
"İktidar kendini yine aynı tanıdık bahanelerle savunmaya çalışıyor. Ama bilsinler ki, 'Biz de kirliyiz ama onlar bizden daha kirli' gibi sözlerle çamur edebiyatı yaparak ve başka davalara atıfta bulunarak kendilerini kurtaramazlar.
İlk günlerde 'Bu soygun kime giderse gitsin gereği yapılacak' diyenler yavaş yavaş, 'Dış güçlerin oyunu, FETÖ’nün kumpası' gibi laflara başladılar. Soruyorum: Yahu kardeşim sizin hiç mi görev ve sorumluluk ahlakınız yok? FETÖ mü atamış SPK’yı, BDDK’yı? O fon şirketlerine çalışma iznini dış güçler mi vermiş? Hayır!
Hepsinin altında tek bir imza var. Kamu bankaları milyarlarca lira teminat sağlamış, piyasayı denetlemesi gerekenle, denetlenecek yerin yönetimi aynı kişiye teslim edilmiş. Vallahi Sülün Osman’ın aklına gelmezdi böyle bir şey! Devleti siz yönetiyorsunuz, atamaları siz yapıyorsunuz, izinleri sizin kurumlarınız veriyor. Denetlemek sizin göreviniz, işler patlayınca da dönüp suçluyu dışarıda arıyorsunuz.
Ben size meseleyi o özlü sözümüzle izah edeyim: Hırsız içeriden olunca kapı kilit tutmaz. Orayı burayı suçlamayı bırakın. Bir kere de kendi yaptığınıza bakın! Aynaya bakın aynaya! Eyy hırsızların, vurguncuların hamileri aynaya bakın aynaya. Suçlu orada."
"GAZETECİYE HAPİS, HIRSIZA LEKELENMEME HAKKI"
"Gazeteciye hapis, mesaj atana gözaltı, sonra bir de lekelenmeme hakkından bahsediyorsunuz. Hırsıza lekelenmeme hakkı, İmralı canisine umut hakkı, katile unutulma hakkı yahu sizin lekelenecek yeriniz mi kalmış? İşte söylüyorum: Kurtluğunuz kocamış, metaliniz paslanmış, ahlakınız çürümüş, neyiniz kalmış lekelenecek sizin? Hukuk, sevdiğinizi koruyup sevmediğinizi cezalandırmanın adı değildir. Hak, iktidar çevresine gelince hatırlanan, vatandaşa gelince unutulan bir imtiyaz değildir."
"SPK YÖNETİMİNE ACİLEN GÖREVDEN EL ÇEKTİRİLMELİ"
"Ülkemizin sermaye piyasalarındaki hassas durumunu da gözeterek sözlerimi oldukça dikkatli seçmeye gayret ediyorum. Ancak, lamı cimi yok, SPK yönetimi acilen görevden el çektirilmelidir! Gerçi görevden el çektirilmesi gereken kişi belli de, neyse konuyu dağıtmayalım. Onun da gereğini zaten milletimiz yapacaktır! Çoğu gitmiş azı kalmıştır.
Meclis’te bütün partilerin eşit biçimde temsil edildiği gerçek bir araştırma komisyonu kurulmalıdır. Kim kazandı, kim erken çıktı, kim bilgi aldı, kim göz yumdu, kim korudu; millet, bunların tamamını öğrenmelidir. Çalınan artık beytül mal da değil, milletin cebindeki paradır. Burada laf ebelikleriniz sökmez. Yaptıklarının milletin boğazına dayandı. Yalana ayırdığınız vakti hakikatlere ayırsaydınız, bugün her şey bambaşka olurdu."
"FETÖ'DEN PKK'YA KADAR EL SIKMAYAN TERÖR ÖRGÜTÜ KALMADI"
"Hatırlayalım, buraya nerelerden geldik? Tren kazalarından, maden facialarından, otel yangınlarından, dağıtılamayan maskelerden, kendi bakanlığına dezenfektan satan bakanlardan, depremzedeye çadır satan Kızılay’dan geldik. Bebek ölümlerinden, çocuk istismarlarından, kadın cinayetlerinden geldik.
Dağlarımızda maden diye delinmedik tepe kalmadı. Üzerine beton dökülmeyen plaj kalmadı. Yakılmayan, kesilmeyen ormanımız kalmadı. Çeteler şehirlerimizi, uyuşturucu gençlerimizi, kumar ve bahis aileleri sardı.
Biz buraya, alınamayan savaş uçaklarından, aınıp kullanılamayan füzelerden geldik, 'dostum Esad'lardan, 'darbeci Sisi'lerden geldik. Bedeli milyarlarca dolar, milyonlarca sığınmacı olan, dünya lideri masallarından geldik. Kürsüde Gazze’ye yakılan ağıtların, konu ticarete gelince, kubbede hoş bir sedaya dönmesinden geldik. FETÖ’den, PKK’sına kadar, eli sıkılmayan terör örgütü kalmadı.
Biz buraya hesap sorulmadığı için geldik. Biz buraya, hırsız evin içinde olduğu için geldik. Biz buraya, kediye ciğer, tilkiye kümes, kurda kuzu, eşkıyaya kervan emanet ettiğimiz için geldik. Bu iktidar ve ortaklarının işbaşında kaldığı her gün bu bedeller artacaktır, fatura ağırlaşacaktır. Her bir gün, en az bir yıl kaybediyoruz. İnsanca yaşamaktan uzaklaşıyoruz. Medeniyet vasıflarımızı kaybediyoruz. Hakkımız olanı savunmadıkça, her birimize daha azı, daha kötüsü reva görülüyor."
"TÜRKİYE'DE İKİLİ BİR DEVLET VAR"
"Daha önce defalarca bahsettim. Türkiye’de ikili bir düzen, ikili bir devlet vardır. Biri, tepesinden mutlu azınlığın inmediği devlettir. Diğeri de, mutsuz çoğunluğun tepesine binen devlettir. En hayati noktalarda bile vatandaş için hareket etmesi gereken reflekslerin köreldiği bir devlet."
"HAK ETTİĞİMİZ BİR CUMHURİYET İÇİN VARIZ"
"21 Eylül’de Millî Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında okul güvenliği için bir protokol imzalandı. Daha imzalar kurumadan Turgutlu’da öğrencilerimiz yaralanmıştır. Osmaniye’de bir öğretmenimiz, okul bahçesinde silahlı saldırıda hayatını kaybetmiştir. Başakşehir’de çocuklarımız, bıçaklı saldırının hedefi olmuş, 10 yaşındaki bir evladımız hayatının baharında gitmiştir. Münferit hadiseler deme noktasını geçeli çok olmuştur. Asıl mesele olayın hiç yaşanmaması için gereken sistemi kurmaktır.
Ekonomi, kentleşme, aile, medya ve iletişim bunun parçasıdır. Elbette eğitim ve bilim bunun merkezindedir. Çağ değişiyor, problemler değişiyor. Devletin de bunları görme, önleme, denetleme ve yönetme kapasitesi değişmek zorundadır. Sürekli hasar tespiti yapan, her felaket sonrası da amorti verir gibi telafi yaptığını zanneden bir düzeni hiç birimiz hak etmiyoruz. Hasar alınmadan tedbir alan ve eylemde bulunan bir devlete ihtiyacımız var. Yürütmek yerine yönetmeyi şiar edinmiş bir iktidara ihtiyacımız var. Bizler de, İYİ Parti de bunun için varız. Ezcümle, işleyen, çalışan, hak ettiğimiz bir Cumhuriyet için varız!"
"TÜRKİYE KİMİN DÜŞMANINI KENDİ DÜŞMANI İLAN EDİYOR?"
"Yaklaşık 8 ay önce Türkiye’nin Suudi Arabistan ve Pakistan’la imzalamayı düşündüğü ortak savunma anlaşmasını ve olası sakıncalarını belirtmiştim. Bu ülkelerle ilişkilerimizi geliştirelim, ticaretimizi büyütelim, diplomatik ilişkilerimizi kuvvetlendirelim. Buna itirazımız yok. Ama ekonomik ilişki başka şey, başka devletlerin güvenlik yükünü kendi sırtına almak başka şeydir.
Bu iktidar, dış politikada yıllardır iki ayrı hikâye anlatıyor. İşine geldiğinde 'Devletlerin dostu düşmanı olmaz, çıkarları olur' diyor. İşine geldiğinde ahlak, kardeşlik ve kutsal değer nutukları atıyor. Mavi Marmara’da başka, Mısır’da başka, Kaşıkçı cinayetinde başka, bugün başka konuşuyor. Şimdi Mekke Anlaşması’nı önümüze koyuyorsunuz.
Peki soruyorum: Türkiye kimin düşmanını kendi düşmanı ilan ediyor? Daha ortadan soruyorum, bu ittifak kime karşıdır? İsrail’e mi, İran’a mı, ABD’ye mi yoksa başka bir ülkeye mi? Ortak tehdit nedir ve kimdir? Tanımı nedir bunlar biliniyor mu?"
"SÜLEYMAN ŞAH'IN TÜRBESİNİ KORUYAMAMIŞ ADAMLARSINIZ NEYİ KONUŞUYORSUNUZ?"
"Bir savunma ittifakının en temel unsuru, ortak tehdittir. Halen üyesi olduğumuz NATO kurulduğunda tehdit belliydi. Sovyet yayılmacılığıydı. Mekke Anlaşması’nda ise Türkiye bir güvenlik garantisi veriyor fakat bu garantinin hangi somut tehdide karşı olduğu dahi belli değildir. Yarın Suudi Arabistan, İran’la çatışırsa ne olacaktır? Türkiye de o savaşın tarafı mı olacaktır? 1639’dan beri sınırlarımızın değişmediği bir komşuyla, başkasının hesabına savaşmayı mı konuşacağız?
Mehmetçik başka devletlerin siyasi tercihlerinin bedelini mi ödeyecektir? Kendi dış politika seçeneklerimizi neden Riyad’ın önceliklerine göre belirleyelim? Şimdi bize açıklamanız gereken budur.
Türkiye, neden sınırları, tehdidi ve nihai maliyeti belirsiz, yeni bir askeri yükümlülüğün içine sokulmaktadır? Kitabın ortasından konuşalım: Bırakın bu 'Hâdimü’l-Haremeyn' laflarını meselenin bu olmadığını gayet iyi biliyoruz. Siz Süleyman Şah Türbesi’ni koruyamamış adamlarsınız. Neyi konuşuyorsunuz?"
"KABE'MİZİN YAKININDA BOMBA PATLARSA ZATEN ANLAŞMAYA GEREK YOK"
"Ben meselenin aslını anlatayım. Anlaşmanın adını duygusal tarafımızdan yararlanmak için mahsus Mekke koydular. Hepimiz için kıymetli bir diyardır. Bugün ortalık iyice karışmaya başladı. Riyad’da bombalar patlıyor, elimiz yüreğimizde. Şeytan öyle bir tezgâh kurar ki, yarın Allah korusun Kâbe’mizin yakınında bir bomba patlasa zaten anlaşmaya gerek yok biz yerimizde duramayız.
Bakın şunu net şekilde söyleyeyim ki, ileri geri laf edemesinler: Kâbe’miz Mekke’dedir. Ona bir el uzanırsa dünya yerinden oynar. Ancak Orta Doğu’ya çöken ABD-İsrail ittifakının tuzağına düşmemek de bize kutsallarımızın tembihidir.
Şimdiden başlayan ve Müslümanların hassasiyetini sömürmeye kalkanları uyarıyorum: Evet Kâbe’mize ev sahipliği yapan Mekke’yi canımız pahasına koruyalım. Ama şuna dikkat edelim, mesele Mekke değildir. O yüzden, müşriklerin aklıyla adım atmayalım. Peygamber ahlakı neyi gerektirdiyse onu yapalım. Bunları bu kadar uzun anlatıyorum biliyorum ki istismar etmeye kalkışacaklar. Bizim istismar bile edilebilecek bir yanlış kelamımız olmayacak. Kuruluşumuzun 10. yılına dayandık. Söylediklerimizle imtihan edilmedik."
"MÜŞRİKLER İLE PETRO-DOLARLAR İÇİN ŞEYTANA TESLİM OLMUŞ AİLE SALTANATININ NE FARKI VAR?"
"ABD ve İsrail’in bu coğrafyaya ve yeraltı zenginliklerine çökmek için kurduğu tuzağa hükümet eliyle düşmeyelim. Sorarım size, Mekke’nin müşrikleri ile bugün petro-dolarlar için şeytana teslim olmuş aile saltanatının ne farkı vardır? Amerika’ya İsrail’e kafa tutuyormuş gibi yapıp, Amerikan ve İsrailli petrol şirketlerinin doymak bilmez iştahına nimet mi taşıyalım?
Bizim bu konudaki duruşumuz bellidir: Bugünün müşriklerinin menfaati için, Peygamber Ocağı’nın neferi Mehmetçiğin ayağına taş değdirmemek için elimizden gelen her şeyi yapacağız. Sesime kulak verin. Burayı iyi dinleyin: Mehmetçik, vakfın şirketine satmaya kalktığınız, Aramco’nun koruması değildir. Ve Mekke’yi korumak için de önce Medine’yi anlamak lazımdır. Büyük şeytanın değirmenine su taşıyanlar, Medine’yi kolay kolay anlayamazlar. Medine'yi anlamak için Fahrettin Paşa'nın şuurunda olmak lazım."
"KARADENİZ'DE GEMİNİ KORUYAMIYORSAN NEYİN GÜVENLİK GARANTİSİNİ VERİYORSUN"
"Dünya liderliği teraneleriyle duygu istismarı yapanlara bir sorum daha var: Biz bütün bunları konuşurken Karadeniz’de neler oluyor? 2022’den bu yana Karadeniz’de onlarca Türk sahipli, Türk işletmeli veya Türk bağlantılı ticari gemi, saldırıların hedefindedir. Türk denizcileri hayatını kaybetti yahut yaralandı. Olaylar olunca, 'Temas kurduk', 'Uyarıda bulunduk', 'Yakından takip ediyoruz' diyorsunuz.
Peki sonuç? Gemiler vurulmaya devam ediyor. Türk denizcisinin canı tehlikeye girmeye devam ediyor. Karadeniz’de kendi vatandaşının ve kendi ticaretinin güvenliği konusunda sürekli 'denge', 'arabuluculuk', 'arka kapı diplomasisi' anlatıyorsunuz. Şimdi soruyorum: Karadeniz’de kendi geminin güvenliğini sağlayamıyorsan, kendi denizcinin hakkını açıkça savunamıyorsan, kendi vatandaşına kimin saldırdığını milletin Meclisine açıkça anlatamıyorsan, hangi ülkeye, neyin güvenlik garantisini veriyorsun? Suud’un güvenliğini konuşuyorsunuz da Karadeniz’de Türk’ün güvenliğine gelince sesiniz çıkmıyor.
Karadeniz çırpınacak bir gün. Çırpınmaya da başlamış gibi görünüyor. Dünya liderliği, başka başkentler için büyük laflar etmek değil; dünya liderliği, önce kendi vatandaşının canını, kendi bayrağının itibarını, kendi devletinin bağımsız karar verebilme hakkını koruyabilmektir. Türkiye, barıştan yana olacaktır. Türkiye, arabuluculuk yapacaktır. Ama barışçıl olmak başka şey, sessizlik başka şeydir. Denge başka şey, acizlik başka şeydir. Diplomasi başka şey, vatandaşının hakkını unutmak bambaşka şeydir. Türk vatandaşının canı, Türk ticaretinin güvenliği, Türk bayrağının itibarı hiçbir diplomatik denklemin dipnotu değildir."
Saudi Aramco, GüzelEnerji'nin tesislerini ziyaret etti
OYAK-Saudi Aramco görüşmeleri: Total tabelasının yerini Aramco alabilir
Kaynak:ANKA