Polis neden şiddet uygular?

Kapitalizmin doğuşundan itibaren asıl itibariyle suçtan ziyade, devlet için düzene karşı çıkma potansiyeline sahip nüfusun zapt edilmesiyle ilgilidir polis. Nitekim suçun önlenmesi asla polisin varlık nedeni olmamıştır. Bir suç ihbar edildiğinde polisin zamanında müdahale etmemesinden halkın şikayetçi olması bununla ilgilidir. Polis kanunun uygulanmasının değil, toplumun baskılanmasının bir aracı olmuştur. Tek amacı iktidara ve sermayeye hizmet olan polisin uygulamaları çoğu kez hukukun dışındadır.

Geçtiğimiz Nisan ayında Adana’da 17 yaşında bir Suriyeli genç, polis tarafından kalbinden vurularak öldürüldü. Nedeni sokağa çıkma yasağında dışarda olduğu için para cezasından korkup kaçmasıydı. Birkaç hafta önce de Nusaybin’de polis, oturdukları sitenin bahçesinde oynayan çocukları silahla havaya ateş ederek kovaladı ve yakaladığı engelli bir çocuğu dövdü. Ramazan bayramının ilk gününde Tekirdağ Çorlu’da evinin önünde oturan bir aile polis ekipleri tarafından darp edildi, olayı görüntüleyen kişinin evine zorla girmeye çalıştı. Yine bayramın ilk günü Edirne Keşan’da evlerinin önünde içki içen kişilere polis biber gazlı ve şiddetli müdahale etti, havaya ateş etti. 19 Mayıs’ta Kadıköy’de bir polis, bir motorlu kuryeyi hakaret ederek dövdü. Birkaç hafta önce Batman’da GBT uygulamasında bir vatandaşın kendisini çeviren polisten kimliğini görmek istemesi üzerine, polis hakaret edip vatandaşa saldırdı, ters kelepçe takarak gözaltına aldı. Ayrıca bekçilerin kendileriyle tartışan insanlara silah çektiği ve ateş ettiği haberleri var.
Gerçekten sadece geçen ay olan polis şiddeti haberlerini tek tek birkaç cümle açıklamasıyla beraber kronolojik olarak sıralamaya kalksam, bu haftaki yazım için üzerine yorum olarak birkaç söz daha yazmaya yerim kalmaz.
Türkiye’de polis şiddeti tırmanırken ABD’de olan bir başka polis şiddeti, bir anda ilgiyi başka yere çevirmeye yaradı. Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde elleri kelepçelenerek yüz üstü yere yatırılan bir siyah kişi, bir polisin diziyle boğazına bastırması sonucu nefes alamayınca herkesin gözü önünde öldü. Polis, çevrelerindeki kişilerin tepkilerine rağmen işkenceyi küstahça sürdürüyor ve siyah adamın “Nefes alamıyorum” sözlerine aldırmıyor. Sonra Minneapolis’te doğal olarak olaylar çıktı, protestocular emniyet müdürlüğünü ateşe verdi. Ve Türkiye’den tepkiler dile getirildi. Kendi ülkesindeki benzer olaylara karşı tepki vermeyenler ve tepki verenleri “milli” olmamakla ve emniyet teşkilatını yıpratmaya çalışmakla itham edenler, başka bir ülkedeki polis şiddetini içtenlikle kınadılar.
Evet, ben kınamaların içtenliğine inanıyorum. Başkasının şiddeti olunca vicdanlar duyarlı olabiliyor!..
Kapitalist Düzenin Kuruluşu
ABD’de yaşanan polis şiddeti çoğunlukla ırkçılıktan kaynaklanıyor. Çünkü özellikle siyahlara ve göçmenlere karşı çok sert şiddet uygulanıyor. Diğer taraftan da devletin kendi şiddet aygıtını suçlu dahi olsa kayırmasının neden olduğu keyfilik ve sorumsuzluk şiddeti besliyor. Aynı durum Türkiye için de geçerlidir. Dolayısıyla bu olaylar ne münferit denerek istisnai görülebilir ne de eğitimsizlikten denerek kural dışı görülebilir.
Şiddet polis kurumuna içkindir, çünkü kuruluşunun amacı kapitalist sınıflı toplum düzeninin sağlanmasıdır. Asıl işlevi suçu önlemek ve asayişi sağlamak değil, düzeni korumak ve toplumu zapturapt altına almaktır.
Mark Neocleous, Toplumsal Düzenin İnşası: Polis Erkinin Eleştirel Teorisi adlı kitabında polisin kapitalist düzenin inşasındaki merkezi görevini tarihsel bir perspektiften anlatmaktadır. Ona göre, polis örgütü, düşkünler ve işçiler olarak ayrıştırılan yoksul sınıfların yönetilmesini ve ücretli emek düzeninin kurulmasını sağlamıştır. Kapitalizm, sanayi toplumunu şekillendirirken kimse emeğini ücretle satmayı, işçi olmayı kolayca kabul etmemiştir. Polis işte tam burada “rıza” üretimini sağlayan bir rol üstlenmiştir.
Bu bakımdan Neocleous, polis kurumunun kökenini zapt etmeyle ilgili toplumsal uygulamalarda aramayı önerir. Neocleous’a göre, polis örgütünün odağında yoksulluk sorunu, dolayısıyla yoksul sınıfların denetlenmesi, yoksulların zapt edilmesi vardır. Polis toplumu zapt etme ve şiddet aracılığıyla şekillendirir ve düzenler.
Bu nedenle polisin tarihi, devlet iktidarının tarihidir. Neocleous’a göre, devletten bahsetmeksizin polisi tartışmaya kalkmak, sermayeden bahsetmeksizin ekonomiyi tartışmaya benzer. Neocleous, polisin kapitalist devletin en önemli aygıtlarından birisi olduğunu ve toplumda iktidarın uygulanışını sağladığını söyler. Polis örgütünün kurulmasındaki amaç, sermayenin toplumsal iktidarının ve ücret rejiminin yerleştirilmesidir. Düzen kapitalist üretim tarzını temel aldıkça, polis teşkilatı da ücretli emek düzeninin inşasını ve yoksul sınıfların yönetilmesini esas almıştır.


Ücretli Emeğin Doğuşu
Ücretli emek düzeninin yerleştirilmesinde, 1834’te İngiltere’de yürürlüğe giren yoksulluk yasası önemlidir. Çünkü bu yasa yoksulluk ile düşkünlük arasında bir ayrım yapmıştır. Bu yasayla yoksul oldukları halde çalışabilecek durumda olanlar, yani genel olarak işçi sınıfı, çalışamayacak durumda olanlardan, yani düşkünlerden hukuki olarak ayrıştırılmış ve sosyal yardımdan muaf tutulmuştur. Böylece çalışabilecek halde olan herkes çalışmaya, yani ücret karşılığı emeğini satmaya zorlanmıştır. Ayrıca devlet, bu ayrımla sosyal görevlerinden de kendini azade kılmakta ve yoksullara desteği hayırseverlik olarak sadece düşkünlerle sınırlamaktadır.
Polis kelimesinin kökeni 15. yüzyılın sonlarına kadar gider. Fransızca “policie”den türemiş olan kelime İngilizce’ye “policy” diye geçmiş. Anlamı, toplumla ilgili düzenleme ve denetleme. Gündelik dilde polis kontrolü için söylenen “uygulama” da karşılıyor bence.
Polis kelimesinin 15. yüzyılda ortaya çıktığına dair, feodalizmin çöküşüne kadar götürülebilecek bir takım nedenler var. Bir üretim tarzı olarak feodalizmin belirleyici özelliği, ekonomik ve politik egemenliğin birliğidir. Üretim fazlasının alınmasına dair mekanizma olarak serflik, ekonomik sömürünün ve politik-hukuki zorun eşzamanlı olarak işlediği bir biçimdi. Ticaretin ve sanayinin gelişmesi, işbölümünün, nüfus hareketliliğinin artması ve para ekonomisinin giderek önem kazanmasıyla birlikte, ayrıcalıklı zümrelere dayanan toplumsal düzen ve ona bağlı olarak da efendinin serf üzerinde uyguladığı politik ve ekonomik baskı süreç içinde zayıfladı. Politik ve yasal güç, adım adım yerel düzeyde azalıp “ulusal” düzeyde arttı. Serflerin feodal egemenlik sisteminden kademeli özgürleşmesi, onlar için aynı zamanda yoksullaşma ve proleterleşme sürecinin başlaması anlamına geliyordu.
Polis topluma karşı önlem olarak çıktı
Büyük nüfus kayıplarına neden olan 1349’daki veba salgını ücretlerin ikiye katlanmasına ve birçok alanda emek hareketliliğinin artmasına neden olurken, ücretli emeğin de ortaya çıkmasına yol açtı. Artan nüfus hareketliliğiyle kiracılar topraklarını terk edip gittiler ve kentlerde işsiz, aylak ya da iş arayan kalabalık nüfusu oluşturdular. Bu nüfus aynı zamanda efendisiz, yani özgür bireylerden oluşuyordu. Zaman içinde bu kesimlerden birçok kişi ve grup toplumsal hareketler düzenlediler. 16. yüzyılda Avrupa genelinde kentler isyanlara sahne oldu.
İşte bu nedenden dolayı polis, devletin giderek daha çok tedirginlik duyduğu toplumsal hareketlere karşı önlem almak amacıyla ortaya çıkmıştır. Kapitalist düzenin kurulması için yeni etkili araçlara ve uygulamalara ihtiyaç vardı. Feodal düzenin temelini oluşturan zümreler yok olunca kapitalist düzenin inşası için yeni araçlara ihtiyaç duyulmuştur. Aristokrasinin otoritesinden özgürleşen ve giderek birey olan kimselerden oluşan bir toplumda mutlakiyetçi devlet yeni düzeni dayatmak için aygıtlar üretir.


Yoksul Sınıfların Denetimi
Dolayısıyla polis, kapitalizmin doğuşundan itibaren asıl itibariyle suçtan ziyade, devlet için düzene karşı çıkma potansiyeline sahip nüfusun zapt edilmesiyle ilgilidir. Nitekim suçun önlenmesi asla polisin varlık nedeni olmamıştır. Bir suç ihbar edildiğinde polisin zamanında müdahale etmemesinden halkın şikayetçi olması bununla ilgilidir. Polis kanunun uygulanmasının değil, toplumun baskılanmasının bir aracı olmuştur. Polis, devletin ideolojisine ve sermayenin çıkarına göre düzeni sağlamanın ve korumanın, toplumu yönetmenin aracıdır. Bu bakımdan tek amacı iktidara ve sermayeye hizmet olan polisin uygulamaları çoğu kez hukukun dışındadır.
Kapitalist ve milliyetçi toplumsal ilişkilerin toplumu şekillendirdiği bir dönemde yoksul ve emekçi sınıflar tehlikeli görünüyordu ve hala öyle görülmektedir. Bu nedenle yoksullar ve işçiler, polis denetimine ve şiddetine tâbi başlıca kategori oldular. Yoksulların ve işçilerin denetimi ve baskı altında tutulması, polis aygıtının esas nedenini oluşturmuş ve halen de oluşturmaktadır. Polis, yoksul sınıfın zapt edilmesi anlamına gelmiştir ve halen de gelmektedir.
Bu bakımdan Osmanlı’da polisin karşılığı olarak “zaptiye” denmesi anlamlıdır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Süreyya Su Arşivi