/

Tarım alarm veriyor

Yeni binyıla umutlarla girmiştik. Bölgede “Körfez Savaşıyla” (1990) başlayan altüst oluşun durulmasını beklerken, dengelerin radikal biçimde değişeceğini çok azımız öngörmüştü.

Yeni binyıla umutlarla girmiştik. Bölgede “Körfez Savaşıyla” (1990)
başlayan altüst oluşun durulmasını beklerken, dengelerin radikal biçimde
değişeceğini çok azımız öngörmüştü.
Üzerinden 20 yıl geçti.
Oysa Yeni Binyıldan insanlığın
ilerlemesi adına fazla, çok fazla şeyler
bekliyorduk.
Başdöndürücü hızla gelişen iletişim
teknolojisi sayesinde, “Küreselleşme”
rüzgarlarının Dünyamızı küçük bir köye
dönüştüreceğini sandık.
20.Yüzyılın sonlarına doğru en ince
ayrıntılarına kadar hesaplanmış sinsi
bir tasarımın, ustalıkla hazırlandığını
ve beklentilerimizi teslim alacağını
sezinleyemiyorduk.
Büyük Savaşın ardından ortaya çıkan
iki kutuplu, iki ayrı siyasal ve ekonomik
sistemle yönetilen Dünyamız gerilerde kalmıştı. “Yeni Dünya Düzeni” adı
verilen bir süreç başlıyordu, bildiğimiz
uygarlıkların sonuna gelinmişti. “Global
Köyümüzde” daha az çalışacak, daha
fazla tüketecektik. Mili saniyelik sürelerde işlemler yapan bilgisayarlar ve yapay
zeka, insanlığa şimdiye kadar görülmemiş olanaklar sağlayacaktı.
Piyasa Ekonomisi efsanesi, malların, emeğin (insanların) ve sonunda
sermayenin Dünya’nın her köşesinde
serbestçe dolaşmasını sağlayacak bir
düşünce ortamını yaratmak amacıyla
kutsanıyordu.
Ortadoğu; kısa sürede D.Yergin’in;
“19.Yüzyılın ikinci yarısından günümüze kadar Dünya Tarihi, petrol ve onu ele
geçirme mücadelesinin kronolojisinden
ibarettir” tezinin deneysel laboratuarına dönüşmüştü. Bu zorlu süreçte, Bölge
petrol ve doğal gaz kaynaklarını ve onların ihraç yollarını ele geçirmek amacıyla, otuz yıl boyunca kana bulandı.
ABD; binlerce km uzaklıktaki “Merkez
Kuvvetleri” komuta merkezinde bilgisayar ekranlarından “düşmanlarını”
izliyor, üstlerine dilediği anda bombalar
yağdırıyordu. Siyasal İslamla Ortadoğuda yüzyılı aşkın doğal mütteffikiyle
tam işbirliği yaparak, bölge insanlarına
cehennemi bu dünyada yaşatıyordu.
Bizleri her şeyi gözetlediklerine,
bildikleri ve denetdiklerine inandırmışlardı. Uzayı ele geçirmeye, Mars’ta
koloniler kurmaya hazırlanıyorlardı.
Ama uzun süredir ortaya çıkmasını
bekledikleri bir virus ile baş edemedi
bu küresel güce tapanlar.
Sadece bizde değil, bu yeni düzenin
kurucusu olma iddiasındaki ABD’de
bile maske dağıtımını, yoğun bakımdaki hastalara yeterli solunum cihazlarını
sağlamayı beceremediler.
Duran hava trafiği ve sanayi üretiminin azalmasıyla frenlenen tüketim
alışkanlıkları, insanlığa yeniden doğaya, eskilerin deyimiyle “Tabiat Ana”ya
hatırlatacağa benziyor.
Bu süreçte Türkiye’nin de yoğunlaşması gereken konu doğayı korumak.
Ama ne yazık ki, hala gelişmeleri
okuyamıyorlar.
Keşke okusalardı.
Salda Gölü’ne bu salgını fırsat
bilerek iş makinelerini sokmazlar,
Atatürk Havalimanı’ndaki hazır ve boş
binalar dururken, pistleri kullanılmaz
hale getirerek, yeni bir hastahane inşa
etmezlerdi.
Tarımdaki tutumları da farklı değil.
Bilinçli olarak ve -ne yazık ki-, siyaset kurumunun işbirliğinde yok edilen,
yerli üretim kabiliyetinin ne denli önemli olduğu günümüzde daha çok ortaya
çıkıyor. Bizi yönetenlerin Dünyadaki bu
gelişmelerden en küçük bir ders dahi
almadıkları da.
Öyle olmasa, önümüzdeki dönemde
üretimin düşmesine neden olacak,
ekim ve dikim sürecinin başladığı bu
günlerde, mevsimlik işçilerin Urfa’ dan,
Hatay ve Ege’ye gidişlerindeki engelleri kaldırmak için çırpınan çiftçilerin
seslerine kulak verirlerdi.

0  0,00