Rasyonelleştirebildiklerimizden misiniz?

Seçim sonrası açıklanan yeni kabine ve sonrasındaki ekonomi yönetimi değişikliklerinden sonra, gündem ekonomi politikasındaki rasyonelleşme beklentileri ve bu hafta içinde açıklanan asgari ücret zammı oldu.

Önce ekonomi politikasındaki rasyonelleşme beklentisinden başlayalım.

Rasyonelleşmek

Hazine ve Maliye Bakanlığına tekrar getirilen Mehmet Şimşek'in görevi devralırken verdiği demeç ekonomi politikalarının rasyonel bir zemine oturtulacağı gibi net bir mesaj vermesi bakımından önemliydi. Dolayısıyla ekonominin tüm paydaşlarında oldukça pozitif bir beklenti yarattı. Diğer taraftan bu demeç, uzunca süredir uygulanan ekonomi politikalarının rasyonel olmadığının da en üst makam tarafından kabul edilmiş olduğu anlamına geliyordu ki bu da çok önemliydi. Çünkü herhangi bir sorunu çözebilmenin ilk şartı, biliyoruz ki sorunun varlığını kabul etmek.

Rasyonelleşen bir ekonomi politikasının elbette ilk adımlarından biri, olması gerekenin çok altında tutulan politika faizini artırarak Türk lirası cinsinden yatırım araçlarını cazip hale getirmek olacaktı. Diğer taraftan, yatırım araçlarının cazip hale gelmesinden de öte, bu, rasyonelleşmenin bir göstergesiydi. Bu olumlu hava ile, faizin ne kadar atılacağı konusunda ucu açık tahminler, beklentiler oluştu. Öyle ki, 40 puan faiz artışı yapılması gerektiğini düşünen, beklentisinin bu yönde olduğu belirten kurumlar bile oldu. Üstelik, normal takviminde 22 Haziran olan Para Politikası Kurulu (PPK) Toplantısı’nın öne alınması ya da ilaveten bir ara toplantı yapılması beklentisi de oluştu, ancak toplantı takviminde bir değişiklik yapılmadı ve PPK, 22 Haziran Perşembe günü toplandı ve politika faizini 650 baz puan yani yüzde 6,5 artırarak yüzde 15 yaptı.


Kaynak: Verimetrik

Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre Rasyonel kelimesi ‘akla uygun, aklın kurallarına dayanan, ölçülü, hesaplı’ demek. Şimdi buradan yola çıkarak bir iki değerlendirme yapalım:

Ekonomi yönetimi değiştikten ve TCMB Başkanlığı’na Hafize Gaye Erkan getirildikten sonra TCMB yönetiminde ve PPK’da başka bir değişiklik olmadı. Dolayısıyla 27 aydır politika faizini düşüren ya da sabit tutan 5 üyeli PPK’nın sadece 1 üyesi değiştiğinde PPK’nın bu derece ciddi bir tutum değişikliğine gitmesi aslına bakarsanız elbette ‘akla uygun’ bir durum değil, ancak ekonominin paydaşları şu anda sonuçla ilgileniyor ve bu durumu dikkate almıyor. Dikkate almıyor ama görmezden de gelmiyor. Rasyonelliğe dönüş söylemlerinin ne kadar itibar göreceği için bunların hepsi elbette bir gösterge.

Piyasalar yetersiz bulsa da, bu faiz artırımının yeterli mi yetersiz mi olduğunu bana kalırsa zaman gösterecek. Oldukça hızlı giden bir aracı en sağ şeritten en sol şeride geçirmek kolay değil. Merkez Bankası şu aşamada aracın şerit değiştireceğinin sinyalini verdi, bir yan şeride yavaşça geçti ve devam edeceğini de belirtti. Varılacak noktaya kararlı, istikrarlı şekilde gidilirse, doğru mesajlar verilerek doğru adımlar atılırsa ileride muhtemelen dönüp bu haftaki ‘makul’ artırım için 'doğru yapılmış' diyeceğiz. Ortalığı toz dumana katmadan, aracın yol tutuşunu riskli bir hale getirmeden güvenle şerit değişimi yapılmış diyeceğiz. Bankaların elinde bulunan faize dayalı menkul kıymetleri de dikkate alarak, sert bir hareket yapılmamış olmasını doğru bulacağız. Ve tam da rasyonelliğin gereği, ‘ölçülü’ hareket edilmiş diyeceğiz.

Ancak unutmayalım ki piyasalarda bir Naci Ağbal travması da var. O sebeple, bu tür ‘beklenen kararlılıkta’ görünmeyen aksiyonlar hep bir ‘acaba’ oluşturuyor ya da zaten var olan ‘acaba’yı büyütüyor. Rasyonel ekonomi politikalarının yarattığı beklentiler bir sebeple yapılamazsa, işte o zaman da dönüp bu toplantıdaki bu ‘makul’ artırım için ‘Zaten daha ilk toplantıdan belliydi’ şeklinde yorumlar yapacağız.

Buradan çıkan sonuç şu, doğrudan kolayca ve bir anda vazgeçilebilirken, doğruya dönmek kolayca ve bir anda olamıyor. Hem yanlışı düzeltebilmenin aldığı bir zaman oluyor hem de hem de düzeltileceğine dair inancı oluşturmak zaman alıyor. Aynı zamanda irade sergilemeyi gerektiren bir sürece dönüşüyor.

Ve yine hep belirttiğimiz konuya geliyoruz; merkez bankacılığında ya da ekonomi yönetiminde iletişim, uygulamaya çalıştığınız politikanın çok ama çok önemli bir parçası. Doğru iletişim ve doğru yönlendirme ile rüzgarın gücünü arkanıza almak gibi bir konfor var. Bir süre geçmesini bekleyip, geçen bu sürenin sonunda sonra geriye dönüp bugünkü kararın tekrar değerlendirmesini yapmaktansa, doğru bir iletişimle ne yapılacağı ve bu yapılacakların nasıl bir takvimde ve hangi yöntemlerle yapılacağı açıklansa aslında hem güven çok daha rahat tesis edilecek hem de piyasalar sürekli ‘acaba’lar içinde varsayımlar oluşturmayacak, türbülanslar yaşanmayacak.


Kaynak: Verimetrik

Faizler

Politika faizi indirimi sürecinin piyasa faizlerinde karşılık bulmadığını zaten çok kere yazmıştım. Politika faizi yüzde 15’e çıkarmadan önceki hafta (16 Haziran haftası) kredi faizleri yine yükselişine devam etti. 16 Haziran haftasında politika faizi yüzde 8,5 seviyesinde olmasına rağmen tüketici ve ihtiyaç kredilerinin faizleri yüzde 40 seviyelerindeydi. Neredeyse her gün yeni bir tebliğle, düzenlemeyle güne başlayan bankacılık sisteminde görece düşük kaldığı görülen ticari kredi faizlerinin altında yatan sebep ise neredeyse hiçbir işletmenin krediye zaten ulaşamıyor olması. Politika faizi adımından sonra bankacılık sektörüne yönelik de rasyonel adımların atılması gerekliliği herkesce malum. Bu adımlar bir an önce atılırsa ve hem sıkılaştırmanın hem de karışıklığın önüne geçilerek sadeleşmeye gidilirse ticari kredi faizleri de piyasa normallerine dönecektir diye düşünüyorum.

Asgari Ücret

Gündemin bir diğer önemli konusu da asgari ücrete yapılacak zamdı. Bu hafta içinde asgari ücrete yüzde 34 zam yapıldığı ve net asgari ücretin 11,402 Türk lirasına yükseltildiği açıklandı. Hem asgari ücretle çalışan kişi sayısının çok fazla olması hem de asgari ücretin daha yüksek gelir elde eden çalışanların maaşları için de bir baz teşkil etmesi bakımından önemli bir gelişmeydi. Geçen yıl Temmuz ayında 5,500 lira olan asgari ücret son 1 yılda yüzde 107 artmış oldu.

Dolar bazında baktığımızda yılın ilk yarısındaki ortalama dolar kuruyla 432 dolar seviyesinde olan asgari ücret yılın ikinci yarısı için bugünkü kurla 452 dolar seviyesine çıkmış oldu. Yılsonuna kadar dolar kurunun daha da artacağını da düşündüğümüzde ikinci yarı ortalama kuruyla bu asgari ücret 452 doların elbette altında olacaktır, hatta ilk yarıdaki 432 dolar seviyesinin altına bile inmesi muhtemeldir. 

4 kişilik bir ailenin açlık sınırı Mayıs ayında 10,362 lira olarak açıklandı. Yani asgari ücret Haziran ayında daha da yükselecek olan açlık sınırının sadece biraz üstünde görünüyor. Muhtemelen Temmuz ayında, en geç Ağustos ayında açlık sınırının altında kalacak. Dolayısıyla bu iyi gibi görünen artışlar aslında bırakın bir refah sağlamayı, sadece enflasyonun yıpratıcı etkilerinin bir nebze önüne geçmekten öteye gidemiyor. 


Kaynak: Verimetrik

Asgari ücretin açlık sınırında ya da altında olması gerçeği varken başka hesap yapmaya gerek var mı emin değilim. Ama istatistiki olarak şu veriyi de ortaya koymak lazım. Son 10 yıllık veriye baktığımızda ve tüm verileri 2013 yılı başında 100’e endekslediğimizde, son 10 yılda açıklanan resmi tüketici fiyatları 6 kat, açlık sınırı 10 kat ve dolar kuru 13 kat artarken asgari ücret 15 kat artmış görünüyor. Buradan çıkan sonuç şu, asgari ücret henüz maalesef arzu edilen seviyelerde olmamasına rağmen, karşılaştırmalı bakıldığında görece iyileştirmenin olduğu da ortada. Ancak bu sonuç, dolar kuru baskılanmasaydı, resmi enflasyon verisi gerçeğe daha yakın olsaydı çok daha farklı çıkardı. Diğer taraftan 10 yıl değil de 20 yılı ele alsak, ya da son 5 yılı ele alıp endekslemeye başladığımız zamanı değiştirsek de sonuçlar çok daha değişik olacak. 

Güven Endeksleri

Seçim öncesi, Nisan ve Mayıs aylarında tüm endekslerde yükseliş görülmüştü. Haziran ayında ise Tüketici Güven Endeksi, Ekonomik Güven Endeksi ve İnşaat Sektörü Güven Endeksi’nde düşüş görülüyor. 

Kaynak: Verimetrik

Beklentiler

Piyasa Katılımcıları Anketi’nin Haziran ayı sonuçlarına göre katılımcılar yıl sonunda Amerikan doları değerinin 26,18 Türk lirası olacağını bekliyor. Katılımcıların yıl başında yüzde 4,1 olan 2023 yılı için büyüme beklentisi yüzde 3,5’a kadar düşmüştü ancak tekrar yükselmeye başladı;  yüzde 3,8. Bu yıl sonunda yıllık enflasyon (TÜFE) beklentisindeki bozulma da maalesef sürüyor; yüzde 38,6 oldu. Cari işlemler açığındaki beklenti de negatif yönlü seyrini sürdürüyor; yıl sonu için beklenen cari açık Ocak ayında 31 milyar Amerikan doları dolayında beklenirken bu ay 40 milyar Amerikan dolarının üzerinde. Merkez Bankası politika faizi olan 1 hafta vadeli repo ihale faiz oranının 12 ay sonrası için beklenti ise seçimlerin ardından rasyonel politikalar beklentisiyle sert bir şekilde yüzde 11 seviyesinden yüzde 19 seviyesine yükseldi.

Önümüzdeki ay görüşmek üzere; sağlıklı günler diliyorum. 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Utku Ekmekçi Arşivi