Toplumsal barış için açık tartışmaya ihtiyaç var
YÖK, üniversitelere 'Terörsüz Türkiye' yazısı gönderdi. Bu yazı Barış Akademisyenlerinin üniversitelerdeki değişime ilişkin gözlemlerini yeniden gündeme getirdi.
Abbas Vural
GAZETE PENCERE - YÖK’ün üniversitelere gönderdiği 'Terörsüz Türkiye' yazısı, yıllar sonra görevlerine dönen Barış Akademisyenlerinin üniversitelerdeki değişime ilişkin gözlemlerini yeniden gündeme getirdi. Barış Akademisyenleri Doç. Dr. Güven Bakırezer ve Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun, üniversitelerde suskunluk, baskı ve belirsizliğin arttığını belirterek, toplumsal barış için açık tartışma ortamına ihtiyaç olduğunu vurguladı.
2024 yılının ekim ayında başlayan ve TBMM’de kabul edilen Çerçeve Yasa ile farklı bir evreye taşınan süreç kapsamında üniversitelere verilen rol artıyor. Yükseköğretim Kurulu (YÖK), üniversitelere gönderdiği yazıda, iktidarın 'Terörsüz Türkiye' olarak adlandırdığı sürecin sosyal, ekonomik, hukuki, siyasi, kültürel ve güvenlik boyutlarıyla değerlendirilmesini istedi. YÖK, üniversitelerin bilimsel bilgi, araştırma kapasitesi ve akademik birikimleriyle sürece katkı sunması gerektiğini belirtti.

Ancak bu süreç, barış içinde yaşam hakkı için 2016 yılında 'Bu Suça Ortak Olmayacağız!' başlıklı bildiriye imza attıkları gerekçesiyle üniversitelerinden ihraç edilen akademisyenlerin durumunu da yeniden gündeme getirdi. Barış İçin Akademisyenlerin yayımladığı verilere göre, 15 Temmuz darbe girişiminin ardından ilan edilen OHAL kapsamında çıkarılan 672 sayılı KHK ile ihraç edilen 406 akademisyenden 173’ü görevlerine dönerken, 313 akademisyen hâlâ mesleklerinden ve üniversitelerinden uzakta. Görevlerine iade edilen akademisyenler ise bıraktıkları gibi dahi bulamadıkları üniversitelerine yeniden uyum sağlamaya çalışıyor.
Yeni süreç kapsamında üniversitelere gönderilen YÖK yazısını ve toplumsal barış ile üniversite arasındaki ilişkiyi, yıllar süren hukuki mücadelelerin ardından mahkeme kararlarıyla görevlerine dönen Barış Akademisyenleri Doç. Dr. Güven Bakırezer ve Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun'la konuştuk.
DÖNDÜKLERİNDE NASIL BİR ÜNİVERSİTEYLE KARŞILAŞTILAR?
Kocaeli Üniversitesi'nden ihraç edilen ve 7 yıl süren hukuk mücadelesinin ardından görevine iade edilen Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Güven Bakırezer, 2023’te üniversiteye döndüğünde karşılaştığı ortamın çok değiştiğini söyledi.
Bakırezer karşılaştığı ortamı, "Üniversitenin büyüsü bozulmuş, neşe kalmamış. Mecaz değil. Gülümseyen, kahkaha atan insan yok. Atılmadan önce üniversitede hocalar vardı, odalarda toplanılırdı, koridorlarda seslerini duyardınız. Döndüğümde ders saatleri dışında okulda hoca yoktu" şeklinde anlattı.
Üniversite yönetiminin akademisyenlerden daha çok yayın yapmalarını beklediğini belirten Bakırezer, öğrencilerle ders dışında geçirilen zamanın da azaldığını ifade etti.
'ÖĞRENCİLER KAMPÜSLERDEN UZAKLAŞMIŞ'
Hayat pahalılığı ve azalan KYK bursları nedeniyle öğrencilerin de kampüslerden uzaklaştığını söyleyen Bakırezer, özellikle gece sınıflarında öğrencilerin üçte ikisinin çalıştığını ve derslere devam edemediğini belirtti. Bakırezer "Öğrencinin ders dışında okulda olması için de sebep kalmamış. Kampüste öğrenci etkinliği olayı bitmiş" diye konuştu.
Görevine döndükten sonraki sürecin kendisi açısından kolay olmadığını belirten Bakırezer, dayanışma içinde olan akademisyenlerin ve üniversite çalışanlarının ziyaretlerinin kendisine güç verdiğini söyledi.
2016’da bildiriyi imzalamasının ardından bazı kişilerin kendisine karşı tavır aldığını anlatan Bakırezer, aradan geçen yıllara rağmen kimi tutumların değişmediğini de ifade etti.
'ONLARIN MAKBUL HOCASI, SÖZ DİNLEYEN HOCA'
Bakırezer, hükümetin ve YÖK’ün bugün bu noktaya gelmesinin Barış Akademisyenlerini 'makbul hoca' hâline getirmediğini vurgulayarak, "Onların makbul hocası vicdanı hür hoca değil, söz dinleyen hoca" dedi ve ekledi: "Yetkililere sorsak, o günün şartlarında barış için attığımız imzanın hâlâ ihanet olduğunu iddia ederler. Şartlar değişti diye barış istemek meşru oldu. O yüzden de barış imzacıları hâlâ görevlerine dönemiyor."
Üç yıldır verdiği Siyaset Bilimi derslerinde dersin kavramlarını ülkenin sorunlarıyla ilişkilendirmeye çalıştığını belirten Bakırezer, öğrencilerin Kürt sorununa ilişkin yaklaşımlarının yıllar içinde değiştiğini anlatarak, şu anekdotu aktardı:
"'MHP ile HDP arasında bir uzlaşma olamaz mı?..' Kürt sorunu üzerine ilk yılki esas sorum buydu. Öğrencilerin büyük kısmı sorunun kendisine kızıyordu. 'Türkçü' olanların el kaldırmalarını rica etmiştim ve sınıfın yarısı el kaldırmıştı. Üniversiteden uzak kaldığım yıllarda genç insanlar demek bayağı kuvvetli etnisist bir tedrisattan geçmişler hem okulda hem medya ile. Devlet Bahçeli meseleyi yeniden ele alınca rahatladım tabii, ondaki otorite bende yok. Ama öğrenciler yıllardır tam zıt yönde endoktrine edildikleri için, şimdi Bahçeli’ye inanmak istemiyorlar."
YÖK’ün üniversitelere gönderdiği yazıyı da değerlendiren Bakırezer, siyasal rejimlerin sorunları kalıcı biçimde çözmesinin yurttaşların bilincine bağlı olduğunu, bunun için de açık tartışmalara ihtiyaç bulunduğunu ifade etti. Bakırezer "Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu şey yurttaşların hükümet beyanlarını dinlemesi değil. İhtiyaç, yurttaşların her sorunu bizzat kendilerinin açık biçimde tartışabilmesidir. Bütün siyasal ortamlarda ve en çok da üniversitelerde" diye konuştu.
Doç. Dr. Güven Bakırezer ayrıca, gerçek bilim insanlarının YÖK’ün taleplerinden bağımsız olarak üniversiteyi özgür bir tartışma alanı hâline getirme mücadelesini sürdüreceğini ifade etti.
'ODAM VERİLMEDİ, OKULUN BAHÇESİNDE ÇALIŞTIM'
Ankara Üniversitesi Dil, Tarih ve Coğrafya Fakültesi (DTCF) Sosyoloji Bölümü’ndeki görevine iade edilen Doç. Dr. Mustafa Kemal Coşkun da üniversiteye döndüğünde akademisyenler üzerindeki baskıların arttığını gözlemlediğini belirtti. İstinaf mahkemesinin iade kararını onamasına kadar kendisine çalışması için ofis verilmediğini söyleyen Coşkun, bu süreçte okulun bahçesinde çalıştığını ifade etti.
Gözlemlerini, "Eskiden herkes her şeye ses çıkartırdı, çok daha iyiydi anlamında demiyorum ama şimdilerde bir sıkıntı var herkeste" sözleriyle özetleyen Coşkun, üniversitelerdeki mevcut atmosferi “bir kaçma hâli, suskunluk hâli” olarak tanımladı. Muhalif olmayan akademisyenlerde bile bıkkınlık gördüğünü vurgulayan Coşkun "Kimse üniversitenin şu anki hâlinden memnun değil. Çünkü birçok şey belirsiz. Kadro alıp alamayacağınız, söylediğiniz ya da yaptığınız bir şeyden hakkınızda soruşturma açılıp açılmayacağı, aşırı merkeziyetçi yapı" diye konuştu.

Eskiden her gün üniversiteye geldiğini ve öğrencilerle, meslektaşlarıyla vakit geçirdiğini anlatan Coşkun, bugün ise yalnızca derslerinin olduğu günlerde üniversiteye gittiğini söyledi.
'AKADEMİSYENLER NEDEN 10 YILDIR İŞİNE DÖNEMİYOR?'
Coşkun ayrıca, Barış İçin Akademisyenlerin bildiriye imza attıkları dönemde farklı saikler olduğunu ve sivillerin öldüğünü hatırlattı. Bugünkü barış sürecinin ise farklı saikler içerdiğini düşündüğünü belirten Coşkun, iktidara şu soruyu yöneltti:
“Barış mı istiyorsunuz? O zaman neden 10 yıl önce barış istedikleri için işlerinden atılan insanları hemen işlerine geri döndürmüyorsunuz?"
İmzacı akademisyenlerin yarısından fazlasının hâlâ görevlerine dönemediğini hatırlatan Coşkun, barış hedefleniyorsa bu durumun acilen ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi.
YÖK’ün üniversitelere gönderdiği yazıyı da eleştiren Coşkun, yazının aydın ve entelektüellerin süreç hakkında söz söylemediğine ilişkin tartışmaların ardından gönderildiğine dikkat çekti:
"Aydın dediğiniz emirle konuşacaksa zaten ona entelektüel/aydın denmez. Ama işte YÖK’ün istediği ‘aydın’ tipi de bu, ben ne söylüyorsam onu söyle demeye getiriyor. Kaldı ki burası ilkokul değil."
Kimsenin bir akademisyene ilk dersinde ne anlatacağına ilişkin emir veremeyeceğini savunan Coşkun, YÖK’ün yazısının Türkiye’de akademisyenlerin içinde bulunduğu durumu da gösterdiğini söyledi.
Kaynak:Haber Merkezi