Mahfi Eğilmez yanıtladı: Enflasyonu neden düşüremiyoruz?
İktisatçı Mahfi Eğilmez, yapısal reformlar ve hukuk düzeniyle desteklenmeyen ekonomi politikalarının enflasyonla mücadeleyi zorlaştırdığını belirterek, fiyat istikrarı için güven ortamının tesisinin öncelikli koşul olduğunu söyledi.
GAZETE PENCERE - İktisatçı Mahfi Eğilmez, Türkiye ekonomisindeki kronik enflasyon sorununu ve beklentilerin fiyatlama davranışları üzerindeki etkilerini kapsamlı bir analizle değerlendirdi.
Mahfi Eğilmez, kişisel blog sayfası üzerinden paylaşıtğı analizde şunları aktardı:
"Türkiye’nin uzun süredir çözemediği temel ekonomik sorunların başında enflasyon geliyor. Zaman zaman düşürülüyor gibi görünse de kısa süre sonra yeniden yükseliyor. Demek ki sorun yalnızca enflasyonu düşürmek değil, düşürülen enflasyonu kalıcı hale getirebilmekte yatıyor.
Enflasyonla mücadelede ilk kural, onun yükselmesine izin vermemektir. Türk siyasetine egemen olan; “ekonomi büyüsün, canlı kalsın, enflasyon biraz artsa da sonra düşürürüz” şeklindeki anlayış son derece yanlıştır. Çünkü enflasyon yalnızca fiyatların yükselmesi değildir. Aynı zamanda beklentilerin bozulmasıdır. Beklentiler bozulduğunda insanlar gelecekte fiyatların daha da artacağını düşünmeye başlar. Bu beklenti yerleştiğinde enflasyonu düşürmek çok daha zor hale gelir.
İkinci önemli konu, enflasyonun kaynağını doğru belirlemektir. Eğer ortada bir talep enflasyonu varsa yani insanlar aşırı harcama yapıyorsa, bunu durdurmanın yolu faizleri ve vergileri artırarak talebi kısmaktan geçer. Buna karşılık sorun maliyetlerden kaynaklanıyorsa yani bir maliyet enflasyonu söz konusuysa, o zaman üretim maliyetlerini yükselten unsurları frenlemek gerekir.
Türkiye gibi üretimin büyük ölçüde ithal girdilere dayandığı ekonomilerde kur artışı doğrudan maliyet artışı yaratır. Kur yükseldikçe ithal hammadde pahalanır, bu da üretim maliyetlerine ve sonuçta fiyatlara yansır. O nedenle böyle ekonomilerde kuru baskılamak kısa vadede enflasyonu frenleyen bir araç haline gelir. Ne var ki yüksek faiz ve düşük kur politikası uzun süre sürdürülebilecek bir uygulama değildir. Bir süre sonra sanayi kesimi zarar görmeye, ihracat gücü zayıflamaya ve cari açık büyümeye başlar.
Enflasyon konusunda yapılan önemli hatalardan biri de her şeyi tek nedene bağlamaktır. Oysa ekonomide sorunlar çoğu zaman çok nedenlidir. Talep enflasyonu ile maliyet enflasyonu aynı anda ortaya çıkabilir. Hatta çoğunlukla durum böyledir. Bu nedenle alınan bir önlem bir sorunu çözerken başka bir sorunu büyütebilir. Örneğin talebi kısmak amacıyla faiz ve vergiler artırıldığında finansman maliyetleri yükselir. Bu durum üreticinin maliyetlerini artırarak yeni fiyat artışlarına yol açabilir. Ekonomi yönetiminin bu yan etkileri dikkate alarak hareket etmesi gerekir.
Enflasyonla mücadelede en kritik konulardan biri de beklentilerdir. Eğer üretici, tüketici, yatırımcı ya da ihracatçı gelecekte enflasyonun düşeceğine inanmıyorsa fiyatlama davranışı buna göre şekillenir. Böyle bir ortamda enflasyonu düşürmek son derece güçleşir.
Beklentileri düzeltmenin yolu yalnızca faiz artırmak değildir. İnsanları geleceğe ilişkin olarak ikna edecek kapsamlı bir değişim programı gerekir. Bu programın içinde hukukun üstünlüğü, liyakat, kurumların bağımsızlığı, demokrasi standardı ve öngörülebilirlik gibi yapısal unsurlar da yer almak zorundadır. Çünkü ekonomi yalnızca rakamlardan ibaret değildir; aynı zamanda bir güven meselesidir.
Enflasyonla mücadelede genellikle iki yöntem uygulanır: Şok program ve aşamalı program.
Şok programda faizler hızla yükseltilir, vergiler artırılır ve kur sabitlenmeye çalışılır. Amaç kısa sürede talebi baskılayarak fiyat artışlarını durdurmaktır. Eğer enflasyon uzun süre devam etmişse ücret, fiyat ve kira denetimleri de devreye sokulabilir. Ne var ki bu tür programlar uzun süre sürdürülemez. Süre uzadıkça kayıt dışılık artar, karaborsa ortaya çıkar ve ekonomik faaliyet ciddi zarar görmeye başlar.
Aşamalı program ise daha yavaş ilerler. Faizler zamana yayılarak artırılır. Piyasada ani kırılmalar yaratmadan enflasyonun düşürülmesi hedeflenir. Bu yöntem ekonomide sert çöküşlere yol açmaması açısından daha avantajlıdır. Ancak bu program uzun süreceği için başarısı şok programa göre daha ağırlıklı olarak yapısal reformlara ve onların yaratacağı olumlu beklentilere bağlıdır.
Türkiye’nin son yıllardaki deneyimi bu açıdan dikkat çekicidir. Özellikle 2021 yılında uygulanan düşük faiz politikası enflasyonun denetimden çıkmasına yol açtı. Enflasyon yükselirken faiz indirildi ve bunun sonucunda kur şoku yaşandı. Kur artışı maliyetleri yükseltti, yükselen maliyetler de hızla fiyatlara yansıdı ve sonuçta enflasyon yüzde 80’lere kadar çıktı.
2023 yılının ortasından itibaren daha geleneksel bir programa dönüldü. Faizler artırıldı, vergiler yükseltildi ve kayıt dışılıkla mücadele edilmeye başlandı. Bu yaklaşım aşamalı bir enflasyonla mücadele programı niteliği taşıyordu. Ancak programın en önemli eksikliği yapısal reformların devreye sokulmaması oldu. Oysa beklentileri düzeltecek olan şey tam da bu reformlardı.
Türkiye aslında geçmişte enflasyonu düşürmeyi başarmış bir ülkedir. 2001 krizinden sonra uygulanan program yalnızca faiz ve maliye politikalarından ibaret değildi. Bankacılık reformu yapıldı, kamu mali disiplini sağlandı, Avrupa Birliği tam üyelik süreci ekonomi açısından önemli bir çıpa işlevi gördü. Bu sayede beklentiler düzeldi ve enflasyon tek haneye geriledi.
Enflasyonu bir süre düşürsek bile onu kalıcı olarak düşük düzeyde tutamıyoruz. Bunun nedeni yıllardır aynı noktada düğümleniyor: Beklentilerin düzeltilememesi. Onun nedeni açıklanan programa güvenilmemesinde, onun da nedeni başta hukuk düzeni olmak üzere yapısal reformların yapılmaması, hatta mevcut olanların daha da bozulmasında yatıyor. Güven zayıfladığında beklentiler bozuluyor, beklentiler bozulduğunda da enflasyon yeniden yükselmeye başlıyor."
Kaynak:Haber Merkezi