EKONOMİDEKİ SORUN KEŞKE SADECE EKONOMİ OLSA

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası dün gerçekleşen PPK toplantısında sürpriz bir kararla politika faizini piyasa beklentisi olan 100 baz puanın da üzerinde, 200 baz puan artırdı ve politika faizini %17’den %19’a yükseltti.
TCMB bu kararı ve karar metnindeki ifadeleri ile Naci Ağbal’ın göreve gelmesinin ardından takındığı şahin duruşu daha da sertleştirdi.
Bir ekonomide faizler neden artırılır? Talep düşsün diye. Peki bugün Türkiye’nin karşı karşıya kaldığı enflasyon talepten mi maliyetten mi kaynaklı? Net biçimde bir maliyet enflasyonu yaşanıyor. O zaman neden faiz artışına gerek duyuldu? Dünyada emtia fiyatları artıyor, faiz artmazsa kur da artar ve bu ciddi bir maliyet artışına neden olur düşüncesi ile. Yani bu turda TCMB kur yükselmesin diye beklenenin de üzerinde bir faiz artışına gitti. Umarım bu görüşümde yanılıyorumdur. Çünkü kur yükseliyor TCMB faiz artırsından, kur yükselmesin diye faiz artırılsın moduna kesinlikle geçilmemesi lazım.
TCMB’nin almış olduğu bu sürpriz kararın altında elbette ki dünyada ortaya çıkan enflasyon endişeleri hakim. Yakın zamana kadar dünyada vaka sayılarının azalması, aşılama sürecinden gelen olumlu haberler dünya ekonomisine ilişkin büyüme beklentilerini yukarı taşıyınca başta petrol olmak üzere emtia fiyatlarında yaşanan sert yükselişler enflasyon baskısını gündeme getirdi. Bu baskı Şubat ayında %1.1 düzeyinde olan ABD on yıllık tahvil faizlerinin %1.7 seviyesine kadar yükselmesine neden oldu. Bu süreç gelişmekte olan ülke para birimlerine satış getirirken TL varlıklar da bundan payına düşeni aldı ve geçtiğimiz hafta USDTRY 7,78 seviyesine kadar yükseldi.
Dünya ekonomisinde yaşananlar acaba TCMB’yi faiz artışına zorlar mı soruları kafalarda dolaşırken çarşamba akşamı piyasaların kapanmasının ardından Yargıtay Başsavcısı Bekir Şahin’in HDP’nin kapatılması istemi ile Anayasa Mahkemesi’nde dava açmasının TCMB’yi beklenenden daha yüksek bir faiz artışına zorladığı görülüyor.
Denilebilir ki; iç siyasette yaşanan bir gelişmenin sonuçlarını Merkez Bankası mı yönetmeli? Yaşanan süreç ülke risk priminin yükselmesine neden oluyorsa maalesef bu faturayı ödemek de Merkez Bankası eli ile bizlere kalıyor.
Kasım ayı başında ekonomi yönetiminde yapılan görev değişikliği sonrasında özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın reform vurgusu özellikle Hukuk Reformu vurgusu yabancı yatırımcıların TL’ye olan ilgisinin artmasına neden olmuştu. Geçtiğimiz hafta Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından açıklanan Ekonomi Reform Paketi ise genel anlamda piyasa beklentilerini karşılamadı. Buna rağmen beklemeyi ve Hukuk Reformu’nu görmeyi tercih eden piyasa ve özellikle yabancı yatırımcı açısından başlatılan parti kapatma süreci ülkenin risk priminin yükselmesine neden olacaktır.
Uzun süredir yazıp söylediğim bir cümleyi bir kez daha burada siz değerli Gazete Pencere okurları ile paylaşayım. “Türkiye’nin bugün yaşamakta olduğu ekonomik sorunların temelinde sadece ekonomi yok” Bunun için de sadece faizi artırarak enflasyon sorununu çözme şansımız yok…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mert Yılmaz Arşivi