Tıp eğitiminde kadavra krizi: Doktorlar makete mahkum

Türkiye’de tıp fakültesi sayısı artarken, anatomi masaları boş kalmaya devam ediyor

Tıp eğitiminde kadavra krizi: Doktorlar makete mahkum

HABER: KENAN ÖZGÜR SEVİMLİ

GAZETE PENCERE - Türk Tabipleri Birliği’nin 2023 raporuna göre Türkiye, Avrupa’da en çok tıp fakültesi bulunan ülke. Ülkede tam 134 tıp fakültesi var. Lisans düzeyinde en fazla öğrenciye sahip fakülte de 132 bin ile tıp. Ancak, yüksek fakülte ve öğrenci sayısına karşılık hekim adaylarının eğitimindeki en kritik materyal olan kadavra temininde büyük zorluk yaşanıyor. Uzmanlar; sorunun sadece bağışçı sayısıyla sınırlı olmadığına, yasal prosedürlerin işleyişinden kurumsal takip sistemlerine kadar pek çok yapısal boyutu bulunduğuna dikkat çekiyor.

Türk Anatomi ve Klinik Anatomi Derneği (TAKAD) Beden Bağışı ve Kadavra İzlem Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Esat Adıgüzel'e göre, sorunun temelinde ‘kurumsal sahipsizlik’ ve ‘takip sistemi eksikliği’ var. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Orhan ise tıp eğitiminde en ideal yöntemin her zaman kadavra olduğunu vurguladı

SON SÖZ AİLENİN

Kadavra bağışı sürecindeki en büyük engel, vasiyetin hukuki bağlayıcılığının olmaması. Türkiye’de Vasiyet Kanunu’na göre değil, aile onayına göre hareket ediliyor. Kişinin ‘kendimi bağışlıyorum’ demesi yeterli değil çünkü vefat sonrası birinci derece yakınları rıza göstermezse vasiyet yerine getirilemiyor. Bu yüzden bağışçı adaylarının kararlarını aileleriyle paylaşmaları önem taşıyor.

KADAVRA SAYISI BİLİNMİYOR

Türkiye’de kadavra bağışına yönelik yasal engel bulunmamakla birlikte organ bağışındaki gibi bir sistemin olmayışının eksikliği de hissediliyor. Organ bağışında nokta atışı nereye gidileceği belliyken, kadavra bağışında muhatabın tıp fakültelerinin anatomi anabilim dalları olduğu yeterince bilinmiyor. Yasaların tıp fakültelerine bu yetkiyi verdiğini ancak devlet kademelerinde süreci takip edecek kurumsal bir yapılaşma olmadığını belirten Prof. Dr. Esat Adıgüzel'in verdiği bilgiye göre, günümüzde, tıp fakültelerinde toplam kaç kadavra olduğunu takip eden bir sistem dahi bulunmuyor. Bu da, tıp eğitiminin en büyük eksikliği olarak görülüyor.

KADAVRA EĞİTİMDEN SİLİNİYOR MU?

Kadavra yetersizliği, tıp eğitimini teorik bir kalıba hapsediyor. Prof. Dr. Adıgüzel, öğrencilerin diseksiyon (kesme) konusundaki eksikliğine dikkat çekerek, şu değerlendirmede bulundu: “Kadavra sayısı zaten az, gelen bağışlar da yüzlerce öğrenci için yeterli olmuyor. Fakülteler, ellerindeki kısıtlı materyali özel kurslar gibi planlı işlerde kullanmaya eğilim gösteriyor. Bu durum, tıp eğitiminde diseksiyon saatlerinin azalmasına, hatta bu pratik eğitimi verecek öğretim üyesi sayısının düşmesine neden olan olumsuz bir zinciri tetikliyor.”

ALTIN STANDART KADAVRA

Tıp fakültelerinde ders veren öğretim üyeleri, tıp eğitiminde kadavranın plastik maketten çok daha öte bir anlam taşıdığına dikkat çekiyor. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Orhan, modern yöntemler önemli olmakla birlikte tıp eğitiminin ‘altın standardının’ kadavra olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Orhan “Kadavra eksikliği yaşandığında, üniversiteler alternatif eğitim yöntemlerini ve teknolojik imkanları daha fazla ön plana çıkararak, bu açığı kapatmaya çalışıyor. Ancak şunu açıkça ifade etmeliyim ki; tıp eğitimi için en güzeli, en ideali her zaman için kadavrayla yapılan çalışmalardır. Diğer yöntemler ne kadar gelişirse gelişsin, kadavranın yerini tam anlamıyla tutamaz” dedi.

‘ÖĞRENCİLER İNSAN BEDENİYLE İLK KEZ BU AŞAMADA KARŞILAŞIYOR’

Tıp eğitiminde kadavraya sadece bir eğitim materyali olarak bakılmıyor. Prof. Dr. Orhan'ın anlatımıyla; “Kadavra, yaşamış ve bir hayatı olmuş özel varlıktır. Tıp öğrencileri, insan bedeniyle ilk kez bu aşamada karşılaşıyor. Bu karşılaşma, onlara sadece anatomi öğretmekle kalmıyor, aynı zamanda mesleki bir olgunluk ve duygusal derinlik kazandırıyor. Bu yüzden kadavranın yerini hiçbir teknolojik imkan tam olarak tutamaz...”

‘İTHAL KADAVRA ÇOK MALİYETLİ, TEK KAYNAK BEDEN BAĞIŞI’

Materyal çeşitliliği açısından kadavra sayısının artmasının şart olduğu ifade ediliyor. Kimi fakülteler ise yurtdışından kadavra temini yapıyor. Ancak Prof. Dr. Orhan, bu yöntemin her üniversitenin karşılayabileceği bir maliyet olmadığını söylüyor.

Kadavra eksikliğini, uygulama derslerinde kullandıkları farklı materyaller ve yöntemlerle mümkün olduğunca kapatmaya çalıştıkları bilgisini paylaşan Prof. Dr. Orhan, şu çağrıda bulundu:

“Tıp eğitiminin kalitesini yükseltmek için kadavra sayısının artırılması kritik öneme sahip. Ulusal boyutta yapılacak farkındalık çalışmalarıyla, her bireyin, bağış yönteminin ve ihtiyacının varlığından haberdar olması sağlanabilir. Bu bilinç ne kadar yaygınlaşırsa, bağış yapmaya yatkın olan ancak nasıl bir girişimde bulunacağını bilmeyen kişilerin önü açılmış olacaktır. Vatandaşlarımızın bu konuda bilgilendirilmesi, tıp eğitiminin geleceği için en büyük destektir.”

BEDEN BAĞIŞI NASIL YAPILIR?

Tıp eğitimine katkıda bulunarak, geleceğin doktorlarının yetişmesini sağlamak isteyenler için adım adım bağış rehberi şöyle:

Nereye Başvurulur?

En yakın tıp fakültesinin Anatomi Anabilim Dalı başkanlığına şahsen başvurmanız yeterlidir. (Örn: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Anatomi Bölümü).

Gerekli Belgeler Nelerdir?

Başvuru sırasında yanınızda iki şahit bulunması yeterlidir. Fakültede hazırlanan ‘Beden Bağışı Tutanağı’ şahitler huzurunda imzalanır ve size bir ‘Bağışçı Kartı’ verilir.

Vefat Anında Ne Yapılır?

Bağışçının vefatı durumunda, yakınlarının vakit kaybetmeden ilgili tıp fakültesini bilgilendirmesi gerekir. Üniversite, cenaze nakil ve koruma işlemlerini profesyonel ekiplerle gerçekleştirir.

Sonrasında Ne Olur?

Eğitim ve araştırma süreci (genellikle 2-5 yıl) tamamlandıktan sonra, bağışçının naaşı tüm dini vecibeler yerine getirilerek, vasiyetinde belirttiği veya ailesinin uygun gördüğü mezarlığa üniversite tarafından defnedilir.

Vazgeçme Hakkı: Bağışçı, sağlığında istediği zaman fakülteye başvurarak bağış kararından vazgeçebilir.

Türkiye’deki prosedürler gereği, vefat sonrası ailenin onayı esastır. Bu nedenle bağışçı adaylarının kararlarını mutlaka aile bireyleriyle paylaşmaları ve onların da rızasını almaları önem taşıyor.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar