Yavuz Oğhan İBB Davası'nda konuştu: Para karşılığı haber yaptı iddiası hadsizlik!
Gazete Pencere İmtiyaz Sahibi Gazeteci Yavuz Oğhan Silivri'de görülen İBB Duruşması'nda savunma yaptı. Oğhan, "Bu iftiradan beraatimi talep ederim" dedi.
GAZETE PENCERE - Tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da yargılandığı İBB davasında ikinci celsenin altıncı günü Slivri'de başladı.
İstanbul 33. Ağır Ceza Mahkemesi'nin yürüttüğü, tutuklu İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da aralarında olduğu 414 sanığın yargılandığı İBB davasının ikinci celsesi, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu'nun karşısında inşa edilen yeni duruşma salonunda altıncı gününde devam ediyor.
Duruşmada bugün Gazete Pencere İmtiyaz Sahibi Gazeteci Yavuz Oğhan da savunma yaptı. Oğhan savunmasında Emrah Bağdatlı’yı tanımadığını evinin ve ofisin Beşiktaş’ta olması nedeniyle baz kaydının ortak çıktığını söyledi.
Gazeteci Yavuz Oğhan, kendisine yönelik bir gazetede yapılan haberlerle ilk sinyallerin verildiğini ifade etti ve "Yapanların gözaltı demediği, gözaltında değilsem gidebilir miyim dediğimde hayır yanıtını aldığım bir süreçten geçtik" dedi. 35 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Oğhan, "Ortaya bir gizli tanık ifadesi var. Meşe idi, İlke oldu" ifadelerini kullandı.
Önümüze delil olarak konulan şeyler baz kayıtlarıydı" diyen Oğhan, Murat Ongun'la buluştuğuna, Emrah Bağdatlı'yla bir araya geldiğine yönelik iddiaların bulunduğunu ifade etti. "Emrah Bağdatlı'yla hiç bir araya gelmediğini ve tanımadığını belirten Oğhan, "Benim evim de ofisim de Beşiktaş'ta. Her ofise gittiğimde Emrah Bağdatlı'yla konuşmuşum gibi algılanmış" dedi.
BÜYÜK HADSİZLİK
Emrah Bağdatlı'nın, kendi ofisinin üstünde olan bir binada olduğu için ortak baz verdiğini belirten Oğhan, Murat Ongun'un 30 yıldır arkadaşı olduğuna değindi. "İmamoğlu'nun danışmanı olduğu için onunla konuşmak zorundasınız. Kayıtlara baktığımızda az görüşmüşüz, keşke daha fazla görüşseydik. Şimdi o fırsatımız yok" dedi. Oğhan ayrıca, kendisine yönelik "Para karşılığında haber yapıyor" iddiasının büyük bir hadsizlik olduğunu vurguladı ve bu iddiaya yönelik bir delil bulunmadığını belirtti. Oğhan sözlerini, "Bu iftiradan beraatimi talep ederim" diyerek noktaladı.
AVUKAT ERSÖZ DE SÖZ ALDI
Daha sonra Yavuz Oğhan’ın avukatı Hüseyin Ersöz söz aldı. Mahkemenin usulüne dair konuşan Ersöz, duruşma düzeni ve planının hak ihlallerine yol açtığını söyledi. Gece 01:00'e kadar duruşmanın yapılmasını eleştiren Ersöz, “12 saatlik bir döngü dahi oluşmadan haftanın dört günü bu şekilde devam ediyor. Heyetinizle paylaşıyoruz bunu. Biz müdafiler olarak bu yargılamada adil yargılama olmasına katkı sağlamak zorundayız. Bu uygulamadan dönmenizi talep ediyoruz. Kafanızda bir takvim olduğu anlaşılıyor” diye belirtti.
ERSÖZ ŞU İFADELERİ KULLANDI:
"Sayın Başkan, değerli heyet; müvekkilimize emniyet ifadesi sırasında iki tane suçlama yöneltildi. Bunlardan bir tanesi yalan bilgiyi alenen yayma, diğeri ise örgüte yardım suçlamasıydı. Bunlarla ilgili olarak temelde 3 tane hususun delil olarak gösterildiğini gördük. Şimdi bunların iddianamede temel itibarıyla delillendirilmediği için ve gerekçe olarak gösterilmediği için emniyet ifadesinden okuyarak biz neyle suçlandığımızı anlayabiliyoruz. Bunlardan biraz önce de ifade ettiğim gibi HTS kayıtlarıydı ve bu HTS kayıtları iki kişiye özellikle özgülenmişti. Diğeri de gizli tanık beyanıydı. Biraz önce müvekkilimiz tarafından ifade edildiği şekliyle önce sosyal medyada yayınlanan, sonra bazı gazetelerde haberleştirilen HTS kayıtlarından ve gizli tanık beyanlarından bahsediyoruz. Ve son olarak da müvekkilimizin yine biraz önce ifade ettiği gibi sosyal medya paylaşımları buradaki isnatların temel dayanağı kabul edilmişti.
HTS kayıtlarının hukuka aykırı mahiyetiyle ilgili olarak özellikle aşamalarda dava dosyasına sunmuş olduğumuz adli bilişim mühendisi Tuncay Beşikçi'nin ve yine aşamalarda sunmuş olduğumuz Boğaziçi Üniversitesi'nin iki değerli profesörü Profesör Doktor Cem Ersoy ve Profesör Doktor Tuna Tuğcu'nun hazırlamış olduğu HTS baz analizleriyle ilgili raporlara atıf yapmakla yetiniyoruz. Sadece iki kişinin yan yana geldiğinin HTS kayıtlarıyla ispat edilmesinin ya da böyle bir iddiaya HTS kayıtlarının gösterilmesinin hukuken, mantıken ve bilimsel olarak mümkün olamayacağını bu bilimsel mütalaalar çok açık ve net bir şekilde ortaya koymaktadır. Diğer taraftan iddianamede sadece müvekkilimizle ilgili olarak her ne kadar emniyet faslında yalan bilgiyi alenen yayma suçlaması yöneltilmişse de müvekkilimizle ilgili iddianamede örgüte yardım suçlamasının yöneltildiğini görmekteyiz. Bu yardım faaliyetinin sadece X hesapları üzerinden yapılmış olan birtakım paylaşımlara dayandığı anlaşılmaktadır. Bunların da hukuki bir mesnedinin olmadığı, bunlara hukuken bir önem atfedilemeyeceği düşüncesindeyiz. Zira tamamen bir gazetecinin ifade hürriyetini kullanmasından kaynaklı olarak basın özgürlüğü kapsamında yapmış olduğu paylaşımların suç olarak nitelendirilmesi hukuka aykırıdır.
Bu hususta yine Yargıtay kararları çerçevesinde Dosyaya sunmuş olduğumuz yazılı beyanlarda da yurt dışına çıkış yasağının kaldırılması taleplerinde de yine değerli heyetinize paylaşmıştık. Onları da tekrar etmekle yetiniyoruz. Gizli tanık beyanında müvekkilimizin para aldığı, görüşme gerçekleştirdiği, talimat aldığı şeklindeki birtakım iddialar soyut ve mesnetsiz bir şekilde ileri sürülmektedir. Müvekkilimizin bu yönde hiçbir bir eyleminin olmadığını, soruşturma aşamasında savcılık makamı tarafından müvekkilimize somut olarak yöneltilmiş olan böyle bir suçlamanın bulunmadığını, sadece emniyet ifadesinin alınmasıyla yetinildiğini, savcılık ifadesinin dahi alınmadığını, adliyeye götürülmeden ve beyanı tespit edilmeden hakkında yurt dışına çıkış yasağı uygulandığını da ifade etmek isteriz. Bu uygulamalar da temel itibarıyla hukuka aykırıdır. Uygulamalar da yine yargılamanın sıhhatine gölge düşüren, adil yargılanma hakkına aykırılık oluşturan bir mahiyete sahiptir.
Sayın Başkanım, zaman zaman usuli itirazlarımızı değerli heyetinizle paylaşıyoruz. Bilinen bir hikayedir. Bunu anlatarak konuşmamı da sonlandırmak isterim. Siz de bilirsiniz ki usul her zaman esastan önce gelir. Usul hükümlerinin uygulanması, adil bir yargılanma şartlarının her halükarda sağlanması gerekir. İfade ettiğim gibi bilinen bir hikayedir. Amerika Birleşik Devletleri'nde bir senatör Tanrı'ya karşı dava açar, sayın yargıç. Tanrı'ya karşı dava açar. Ve dava dilekçesine şunu yazar, der ki Tanrı insanları öldürüyor, Tanrı seller yapıyor, Tanrı heyelanlar yapıyor ve Tanrı birçok olumsuz şey gerçekleştiriyor. Bu sebepten dolayı yargılanması gerekir. Mahkeme bu davayı kabul eder. Ancak tek bir sebepten dolayı yargılamanın sonunda davanın reddine karar verir. O da Tanrı'ya tebligatın yapılamayacağı şeklindeki değerlendirmedir, sayın yargıç.
Dünyanın neresine giderseniz gidin adil yargılanma hakkını göz önünde bulunduran bütün mahkemeler usul kurallarını her zaman esasın önünde tutar. Değerli mahkemenizin adil bir yargılanmanın şartlarını oluşturmasını bir kez daha talep ediyoruz. Adilliğini sorguladığımız bir yargılanma sürecinde artık insani olarak da bunu sorgulayan, insani olarak da bu duruşmalara katılmamızı zorlaştıracak bir uygulamaya imza atılıyor. Bunun artık sona erdirilmesini talep ediyoruz. Her halükarda ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünü kullandığından dolayı mahkemenizde yargılanmakta olan müvekkilimiz hakkında da beraat kararı verilmesini talep ediyoruz."
Kaynak:Haber Merkezi