İNANÇ TUTULMASI

Yıl 1947… Toplumsal Araştırmalar Enstitüsü (namı diğer Frankfurt Okulu) kurucularından Max Horkheimer, ünlü eseri “Akıl Tutulması”nda (The Eclipse of Reason) hurafeye ve mitosa karşı mücadele eden aklın, kendisinin de bir hurafeye dönüşmesini tartıştı.

Aradan geçmiş 74 sene… Biz Türkiye’de neyi tartışıyoruz? “Aklımı tatile çıkardım” diyen bir mafya babasının söylediklerini. Çıkarları çatıştı diye, istediğini alamadı diye dili çözülen bir mafya babasının… O yine iyi, aklı tatilde. Burada aklını çoktan yok etmiş koskoca bir kitle var. Bazıları Süleyman Çakır ‘Kurtlar Vadisi’nde öldürüldüğünde gıyabi cenaze namazı kıldı. Hem de o namazı aslında kendi aklı için kıldığının farkında bile değildi… Bir kısmı da Ertuğrul Gazi ‘Diriliş’ sırasında Selçuklu Emiri’nin kellesini uçururken kılıç kalkanla televizyona saldırıp yardıma koştu. İşte o saldırıdan hemen sonra, kendi aklı için kavrulan helvayı oturup afiyetle yedi. Tabii akılları daha tutulmaya fırsat bulamadan sizlere ömür olunca, ellerinde bir tek inançları kaldı. Onlar da mecburen inanç tutulması yaşıyor.

Mesela mafya babası “Erkam Yıldırım uyuşturucu trafiğini yeniden düzenlemek için Venezuela’ya gitti” dedi. Erkam’ın babası da “Yok yaaaa! Bizim oğlan Venezuela’ya maske ve test kiti götürdü ihtiyaç sahiplerine” deyiverdi. Tabii bizimkilerde akıl olmadığı için “Somali’de, Filistin’de, Hindistan’da o kadar ihtiyaç sahibi varken neden Venezuela’ya götürdü” diye soramadılar, üç yaşında çocuğun bile güleceği bu cevaba inandılar. Alın size inanç tutulması. Sonra aklını kaybetmemiş olanlar öyle bir gümrük kaydı olmadığını ortaya çıkardı. Bu sefer aklını ölmekten beter, esir etmiş olanlar “bavulunda götürdü yardım malzemelerini” diye utanmadan, sıkılmadan yazdı çizdi. Bazıları da “hediyelik baklavanın yanında da maskeyle test kiti de götürdü” dedi. Aklı olan güldü, sinirlendi, saydı sövdü… Olmayan ne yapsın, inanç tutulmasına devam etti.

Mafya babası memleketin İçişleri Bakanı’na ağza alınmayacak laflar etti, suçladı, “anlaşmamız vardı, sen benim dönüş biletimdin” dedi. Bakan cevap verdi: “Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde,  benim sigorta şirketim vardı, bilmem ne marka cipim vardı, evin bodrumunda bomba vardı, develer tellal iken, pireler berber iken…” dedi. Aklı olan hiç bir şey anlamadı, “ne diyo bu?” diye bakakaldı. Olmayan da bu sefer neye inanacağını, neresinden tutulacağını şaşırdı.

Tabii bu inanç tutulması mafya babasının dilinin çözülmesiyle başlamadı. Çok daha önceden vardı. Ekonomi pik yaparken de vardı, ileri demokrasiyi yaşarken de… Karadeniz’de doğal gaz bulununca da çıktı ortaya, yargıda reform denilince de… Başörtülü bacılarımıza saldırdıklarında da devreye girdi, uzaya gitmeye karar verdiğimizde de…

“180 milyar dolar nerede?” sorusuna bir sürü farklı cevap geldi. Biri “kasada duruyor” dedi, öbürü “cari açık kapatıldı” dedi. “Salgında harcadık” diyen oldu, “öyle bir rezerv hiç yoktu” diyen bile çıktı. En son Cumhurbaşkanı “Merkez Bankası’nın parası nereye gitti diye sorulur mu?” bile dedi. Aklını öldürmüş olanlar… Yahu bari birini seçip ona inansaydınız. İnsan hepsine birden inanır mı?

“Yargı bağımsızdır” lafına da inanıyorlar. “Yargı bizim, yasama bizim, yürütme bizim” diyorlar, ona da inanıyorlar. Madem yargı bağısız, mafya babası konuştu, yargı harekete geçsin, yakalayıp getirsinler şu adamı deniyor… Çıt çıkmıyor. Sonra Cumhurbaşkanı, İçişleri Bakanımızın yayındayız açıklaması yapınca, bir anda 2. Sulh Ceza Hakimliği mafya babası için yakalama kararı çıkartıyor. Yani bayağı icazet bekleniyor. Sonra da yargı bağımsız… Yersen. E inanç tutulmasındaki arkadaşlar afiyetle yiyor maşallah.

Üçer beşer maaş alanlar bu mesele ortaya çıkınca ya maaşlarından feragat ettiklerini açıkladı ya da aslında o maaşı alıp tek kuruşuna dokunmadan hayra hasenata harcadığını söyledi. Bu kadar yüce gönüllü devlet görevlilerine inanmayıp da ne yapacaktı?

Recep Tayyip Erdoğan’a yakından bakmanın ibadet olduğuna inanan, onu karşılarken “hoş geldin Allah’ın elçisi” diye bağıran meczupların yaptıkları, söyledikleri inanç tutulması değil de nedir?

Akıllı telefonları Cumhurbaşkanı sayesinde kullanabildiğimize inananlar mı istersiniz, zamları devletin değil de marketlerin, kasapların, manavların yaptığına inananlar mı? Almanya’nın bizi kıskandığına inanlar mı istersiniz, gerçek müminliğin acıyı bal eğlemek olduğuna inananlar mı?

Bugün Horkheimer’la başladık, mafyayla devam ettik, gelin bir şarkıyla bitirelim. Sezen Aksu’dan geliyor… Lunapark.

Altı üstü bir bilet parası / Haydi koş gel bir cennet burası / Rengarenk bir yaşam umut rüyası

Dönme dolap bir ömür öğütür / Orda zaman durur hep dönülür / Yorgun düşer düşünceler bölünür

Lunapark gerçek mutlulukların / Olsa olsa bir parmak balı / Oysa aslında hepimizin masalı

Ve hüzün tanınmaz orda / Sevinçle boyanmış yüzü / Görmezsen maskedeki gözü

Ve hayat dokunur sana / Sanki bak ben burdayım der / Bir çocuk çığlığı düş biter

Altı üstü bir bilet parası / Haydi koş gel bir cennet burası / Rengarenk bir yaşam umut rüyası

Gülen ayna bak şu halimize / Sende birkaç tane ben daha var / Güldür bizi ayna sen de gül bize

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gönç Selen Arşivi