RESİMLİ ÖYKÜLER, ÖYKÜLÜ RESİMLER

Zeki Müren Halıları-II

 

Artık amaç, görüleni iyi resmetmek değil onun sanatçıda uyandırdığı etkiyi yansıtmaya dönüşmüştür; yani resmedilen dış dünya değil, onun sanatçının ruhundaki yansımasıdır. Soyut sanat bunu bir adım ileri götürür, artık resmetmek için dış dünyaya da bakmak şart değildir, sanatçı dönüp kendi ruhuna bakar ve onu resmeder

Geçtiğimiz hafta Zeki Müren’in yaşam öyküsünü kısaca aktarmış ve Türk Sanat Müziği tarihindeki öncü konumundan söz etmiştik. Orada da andığımız gibi Zeki Müren İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi’nin Yüksek Süsleme Bölümü'nü bitirmiştir. Burada aldığı eğitimin onun sahne kostümleri ve sahne düzenlemelerinde etkisi olduğu kesin, aynı estetik zevki yaşadığı evlerin dekorasyonunda da görebiliyoruz, şatafatlı ve biraz da göz yoran. Ancak sanatçının genellikle pek bilinmeyen halı tasarımları var ki onlarda tanık olduğumuz estetik, kostümlerindekinden son derece farklı ve başka bir Zeki Müren’e işaret ediyor.

Zeki Müren 1960’lı yıllarda evi için 12 halı tasarımı yapar(1) ve bunlar Isparta’da elle dokunarak kendisine teslim edilir; sonrasında da aynı desende halılar dokunmuş olmalı ki bugün piyasada 1000’e yakın Zeki Müren tasarımı halı olduğu tahmin ediliyor.

Sabır Taşı, Aşk Şarabı

Bu tasarımlarından bazıları alışılageldik Türk halı desenlerini andırsa da çoğunluğu birer modern sanat eseri gibi; öyle ki bunlardan bir Klee ya da Kandinsky sergisinde diğerlerinin yanında duvara iliştirsek eğreti durmaz. Tasarımların azınlığı Müren’in görünen kişiliği gibi renkli ve gösterişliyken diğerleri bambaşka bir estetik zevke işaret ediyor. “Sabır Taşı” ve “Aşk Şarabı” adlarını taşıyan tasarımlar sahnedeki Müren’e daha koşutken, geri kalanlar soyut geometrik şekil ve çizgiler, pastel renklerle öne çıkıyor daha çok. Bu ikincilere göz attığımızda, sanatsever gözler bu tasarımların rastgele çizimler değil ciddi bir sanat birikiminden kök bulmuş yaratımlar olduğunu fark edebiliyor. Örneğin biri  Mondrian estetiğine sahipken diğerlerinde Klee ve Kandinsky’nin, Malevich’in tanıdık biçemleri baskın. Bu tasarımları değerli kılansa belirli bir sanat biçemine uygun olmaları değil elbette, o biçemler içinde de son derece özgün yaratımlar olmaları. Bu tasarımların hiçbirinde bir taklit söz konusu değil, belli ki yaratıcısı bu sanat akımlarını iyi biliyor ve özümsemiş.

Kandinsky, Klee, Mondrian, Malevich -ve hatta iki tasarımda izlerini gördüğüm Jason Pollock’ın- ortak paydası Soyut Sanat akımı içinde yer almaları, hatta Kandinsky bu akımın kurucusu kabul ediliyor (aslında Hilma af Klint Kandinsky’den önce bu akımın ilk örneklerini vermiş olsa da yaşarken bile az tanınan bir ressam olması ve belki de kadın olması yüzünden bu paye Kandinsky’e sunulmuştur). Mondrian ve Malevich’in adları, kurucuları oldukları Neoplastisizm ve Süprematizm akımlarıyla birlikte anılsa da bunlar da soyut akımda eser üreten sanatçılar. Paul Klee ise Soyut’un dışına taşan bir sanatçı, eserlerinin bir kısmı Soyut Sanat’a dahilken diğerleri her akımın dışında kalır, etiket kabul etmez.

Soyut Sanat

Her ne kadar gerçeği sunma biçemleri dönemlere göre farklılık gösterse de, 19. yüzyılın sonuna dek bir sanat eserinin değerini belirleyen, görünür gerçekliği yani dış dünyayı ne denli iyi resmettiğidir. Bir ölçüde İzlenimcilik ama asıl Dışavurumculuk bu algı biçimini kökten değiştiren sanat hareketleri olur. Artık amaç, görüleni iyi resmetmek değil onun sanatçıda uyandırdığı etkiyi yansıtmaya dönüşmüştür; yani resmedilen dış dünya değil, onun sanatçının ruhundaki yansımasıdır. Soyut sanat bunu bir adım ileri götürür, artık resmetmek için dış dünyaya da bakmak şart değildir, sanatçı dönüp kendi ruhuna bakar ve onu resmeder. “Peki biz o şekillerin ve renklerin ne anlama geldiğini nasıl bileceğiz?” derseniz iyi haber şu: bilmeniz gerekmiyor. Soyut Sanat’ın ereği, izleyicinin eserin uyandıracağı/tetikleyeceği  duygu ve düşünceleri deneyimlemesidir, bu deneyim herkes için farklıdır elbette. Bu yüzden, sanatçının ruhuna bakıp resmettiklerinin kendinde uyandırdığı duyguları yorumlayan bir izleyici, özünde Dışavurumcu bir eylemde bulunmaktadır demek yanlış olmaz.

Zeki Müren tasarımları üstünde tek tek durmayacağım, sayfada kimi tasarımları esin almış olabilecekleri resimlerle bir araya getirdim, okuyucular başka benzerlikler de keşfedebilirler. Ama dikkat çeken bir noktayı da aktarmadan geçmeyelim; “Sabır Taşı” adlı tasarımı gibi "psychedelic" bir estetiğe sahip olanlar da dahil, kimi çağdaş sanatçıların tasarladıkları halı ve kilimlerin tersine, simetrik ve yineleyen örüntülerden oluşuyor bu tasarımlar; Zeki Müren bu konuda geleneğe bağlı kalmış gibi görünüyor.

[Simetri ve yineleyen örüntüler beynimizin sevdiği görüntülerdir, çünkü milyonlarca yıl boyunca çevresini gözleyerek tehlike ya da av arayan gözler için örüntülerin ve bunlar içindeki sapmaların gözlenmesi ve çözümlenmesi daha kolaydır; bu yüzden bunlar primat beynimizde güvendelik ve huzur duygusu uyandırır. Belki de Zeki Müren’in de farkında olmadan -en azından halılarında- aradığı duygu budur.]

Zeki Müren tasarımı halıların varlığı uzun yıllar dar bir halıcı esnafı ve bir avuç meraklıyla sınırlıyken, İtalyan bir halıcı ve koleksiyoncu olan David Sorgato’nun İstanbul’dan satın  aldığı halıları 2019’da Milano’daki  Sartirana Tekstil Fuarı’nda sergilemesi Türk basınında da yer bulur ve bunların bilinirliği artar(2).

Bugün özellikle İstanbul’da Zeki Müren halıları konusunda isim yapmış halıcılar var, bunların en büyüğünde 500’den fazla bu türden halı olduğu söyleniyor. Kimi internet sitelerinde de Zeki Müren tasarımı olduğu söylenen halıları satışa çıkaranlar gördüm, bunlardan biri 500.000 TL paha biçmişti örneğin elindeki eski halıya.

Her insan bir mikrokozmos, bütünüyle tanımak, anlamak mümkün değil. Dışarıdan “haza hanımefendi” olarak gördüğümüz Zeki Müren’in de özel yaşamında zaman zaman kaprisli, nobran ve küfürbaz biri olabildiğini biliyoruz yanında uzun yıllar boyunca bulunmuş kişilerin anlattıklarından. Tavus kuşu tüylerinden kostümleri gibi süslü ve alâyişli tasarımlarının yanında, damıtılmış bir zevkin ürünü olduğu belli olan bu tasarımlar da onun pek bilmediğimiz, daha sakin, daha derin bir yönünü anlatıyor belki de.

 

  • Bunların kaç adet olduğu kesin olmasa da toplamda 12 tane olduğu düşünülüyor.
  • Yazıda Gülbike Keşaplı'nın Azizm Sanat’ta yayımlanan Eylül 2020 tarihli yazısından çok yararlandım, teşekkür ederim.

 

 

Zeki Müren, Havuçlu

Zeki Müren

 

Zeki Müren, Sabır Taşı

 

 

 

 Zeki Müren

 Zeki Müren, Aşk Şarabı

Zeki Müren, Bayram Yeri

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sol:Zeki Müren Sağ:Piet Mondrian, Kompozisyon, 1916

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üst Sol: Zeki Müren

Üst Sağ: Wassily Kandinsky, Siyah ve Menekşe, 1923

Alt Sol: Wassily Kandinsky, Çapraz Çizgi, 1923

Alt Sağ: Kazimir Malevich, Supremus No 56, 1916

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Üst: Paul Klee, Çiçek Miti, 1918

Alt: Zeki Müren

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Sol, Orta: Zeki Müren

Sağ: Paul Klee, Dağ Köyü, 1934

 

 

 

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Oğuz Pancar Arşivi