Meme kanserinde yeni dönem: “Artık kontrol altına alınabilen bir hastalık”
Meme kanseri artık eskisi kadar umutsuz bir tablo değil. Uzmanlara göre yeni tedavi yöntemleri sayesinde hastalar hem daha uzun yaşıyor hem de yaşam kalitesini koruyabiliyor.
GAZETE PENCERE - Meme kanseri hâlâ kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biri. Ancak son yıllarda tıpta yaşanan gelişmeler, hastalığın seyrine dair ezberleri bozuyor. Özellikle akıllı ilaçlar, immünoterapiler ve kişiye özel tedavi yöntemleri, tedavide yeni bir dönemin kapısını araladı.
Acıbadem Ataşehir Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Özge Gümüşay’a göre, doğru zamanda başlanan tedaviyle tablo ciddi biçimde değişebiliyor. Gümüşay, “Eskiden meme kanseri denince hastalar ve yakınları için akla hemen umutsuz bir tablo gelirdi. Ama artık bu durum değişti; meme kanseri, tıpkı diyabet ve hipertansiyon gibi uzun süre kontrol altında tutulabilen bir hastalık haline geldi. Bu nedenle tanı alan hastalarımızın umutsuzluğa kapılmadan, alternatif yöntemlere başvurmadan onkoloji hekimine başvurması ve tedavisine başlaması büyük önem taşıyor” diyor.
TEDAVİ ARTIK KİŞİYE GÖRE ŞEKİLLENİYOR
Meme kanserinde artık tek tip bir tedavi yaklaşımı yok. Hastalığın alt tipine, genetik özelliklere ve hastanın genel durumuna göre farklı tedavi planları oluşturuluyor.
Gümüşay, bu değişimi şöyle anlatıyor: “Artık meme kanseri, tek bir hastalık olarak değil; biyolojik alt tiplerine ve moleküler özelliklerine göre kişiye özel tedavi edilen bir hastalık olarak ele alınmaktadır. Bu nedenle tedavi kararını verirken yalnızca tümörün evresine değil, hormon reseptör durumuna, HER2 durumuna, genetik mutasyonlara, hastanın yaşına, ek hastalıklarına ve risk özelliklerine göre değerlendirme yapılmaktadır. Bugün meme kanserinde amacımız herkese aynı tedaviyi vermek değil; doğru hastaya, doğru zamanda, doğru ilacı verebilmektir.”
YENİ TEKNOLOJİLER UMUT VERİYOR
Tedavide öne çıkan yeniliklerden biri de antikor-ilaç konjugatları. Bu yöntemle kemoterapi ilacı doğrudan kanser hücresine yönlendiriliyor, böylece sağlıklı dokuların gördüğü zarar azaltılıyor.
Gümüşay, özellikle HER2 pozitif ve östrojen duyarlı hastalarda elde edilen sonuçların dikkat çekici olduğunu belirterek, bazı hastaların uzun yıllar hastalık kontrolü altında yaşamını sürdürebildiğini ifade ediyor.
ANNE OLMAK ARTIK MÜMKÜN
Meme kanseri tanısı alan genç kadınların en büyük kaygılarından biri de tedavinin doğurganlığı etkileyip etkilemeyeceği. Ancak bu alanda da önemli gelişmeler var.
Prof. Dr. Gümüşay, “Henüz çocuk sahibi olmamış ya da çocuk isteği olan genç hastalarımız olup, bu hastalarda fertilite koruyucu yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır. Tedavi öncesinde yumurta veya embriyo dondurma gibi yöntemler planlanabilmekte; bazı hastalarda over baskılama tedavileri ile doğurganlığın korunmasına katkı sağlanabilmektedir. Yapılan çalışma göstermiştir ki kemoterapi ve radyoterapi tedavilerini tamamlayan hastalarımız, sonrasında yeterli süre endokrin tedavisini alıp (çalışmada 18-30 ay endokrin tablet almışlardı) onkoloji doktorlarının da onayı ile hamile kalmasına izin verilmekte. Meme kanseri tanılı hastalar takip eden onkoloji doktorunun önerdiği uygun zamanda gebe kaldıklarında hastalığın tekrarlama riski artmamaktadır, bu da yapılan çalışma ile doğrulanmıştır.” sözleriyle bu kaygılara yanıt veriyor.
ÜÇLÜ NEGATİF TİPTE DE TABLO DEĞİŞİYOR
Daha agresif seyreden üçlü negatif meme kanseri için de artık daha güçlü tedavi seçenekleri var.
Gümüşay bu alandaki gelişmeleri şöyle özetliyor: “Son yıllarda üçlü negatif meme kanseri tedavisinde iki önemli gelişme yaşandı. Bunlardan ilki immünoterapi, diğeri ise yeni nesil antikor-ilaç konjugatlarıdır. Bu tedaviler sayesinde hastalarda tedavi başarısı önemli ölçüde artmıştır. Erken evrede ameliyat öncesi kemoterapiye immünoterapi eklenmesi artık standart tedavi olup ülkemizde SGK ödeme kapsamındadır. Metastatik hastalıkta ise özellikle PD-L1 pozitif hastalarda immünoterapi önemli fayda sağlamaktadır”
TEDAVİ SADECE HASTALIĞI DEĞİL, HAYATI DA HEDEFLİYOR
Yeni dönemde yalnızca kanserin kontrol altına alınması değil, hastaların yaşam kalitesinin korunması da öncelik haline gelmiş durumda.
Gümüşay, destek tedavilerdeki gelişmelere dikkat çekerek, “Bulantı için geliştirilen ilaçlar sayesinde bulantı ve kusma büyük ölçüde kontrol altına alınmaktadır. Enfeksiyona karşı; kemoterapi sonrası uygulanan kan yükseltici iğneler, grip aşısı, zatürre aşısı ve zona aşısı gibi koruyucu önlemler alınmaktadır. Sosyal ve psikolojik olarak süreci zorlaştıran saç dökülmesine yönelik kemoterapi sırasında uygulanan -saçlı deri soğutma işlemleri- saç dökülmesi önemli ölçüde azalmakta ve hastaların psikolojik yükünü hafifletmektedir.” diyor.
Kaynak:Haber Merkezi