Suriyeli çocuklar artık Suriyeli Z kuşağı
Savaş onları çocuk yaşta Suriye’den Türkiye’ye getirdi. Ribar Bakr ve Batoul Oumaira, Türkiye’de büyüdü, üniversite eğitimi aldı; şimdi Bursa Uludağ Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden mezun olmaya hazırlanıyorlar.
* Oğulcan Bakiler
GAZETE PENCERE - 22 yaşındaki Ribar, gelecekte Suriye’ye dönüp siyaset yapmayı hayal ediyor. Üniversite tercihini de çocukluğundan beri ilgi duyduğu bu hedef doğrultusunda yapmış. Ancak Suriye’nin siyasi hayatının önümüzdeki yıllarda nasıl şekilleneceği, onun için de belirsizliğini koruyor. Suriye’ye dönse bile Türkiye’yi çok özleyeceğini söyleyen Ribar, geleceğin taşıdığı belirsizlik karşısında kendi hayatını şimdiden iki ülke arasında tarif ediyor: “Geleceğim, iki ülke arasında bir hayat olacak galiba.”
Aynı yaştaki Batoul de kaderini iki ülke arasında görüyor: “Bölüm seçerken mezun olduktan sonra Suriye ile Türkiye arasında bir bağlantı kurmak istemiştim. Gelecekte, Türkiye ve Suriye arasında git-gel bir hayatım olacağını görüyorum. Büyük ihtimalle Suriye’de Dışişleri Bakanlığı’nda çalışıyor olacağım. Aynı zamanda Suriye'de açılan Türk sivil toplum kuruluşları var. Onlarda görev yapmak istiyorum. Suriye ile Türkiye arasında çalışmak istiyorum.”
Ribar ve Batoul, çocukluklarının ilk yıllarını Suriye’de, geri kalanını Türkiye’de geçiren ve şimdi yetişkinliğe adım atan bir kuşağın parçası. Anne babaları savaşın ardından hayata tutunma mücadelesi verirken, genç kuşak eğitim yoluyla onlardan başka bir hikâye yazmaya hazırlanıyor. Peki bu gençler, kendilerini hatırladığından beri Türkiye’de nasıl bir hayat yaşadılar, nasıl büyüdüler ve şimdi geleceğe nasıl bakıyorlar?
'TÜRKÇEYİ SOKAKTAN ÖĞRENDİM'
2013’te Suriye’nin Şam kentinden Bursa’nın Yenidoğan Mahallesi’ne geldiklerini anlatan Batoul’ü sıcak bir mahalle ortamı karşılamış. Komşularının tamamının Türk olduğunu söyleyen Batoul, “Ben hep sokakta diğer Türk çocuklarla oynadım. Türkçeyi de onlardan öğrendim. Ama ortaokula kadar okul dönemim biraz kötü geçti. Okuldakiler yabancı görünce çekiniyorlardı. Türkçe bilmediğim için de zorluk yaşadım. Bir öğretmen yüzüme karşı ‘Senden hiçbir şey olmaz’ dedi. Ben de ona inat Türkçemi artırdım, okula inatla gittim” diyor.

Kendisini Afrinli bir Kürt olarak tanıtan Ribar ise ailesiyle önce Hatay’a gidiyor. Ailesinin onun eğitimine devam edebilmesi için yürüttüğü okul arayışı, Kırıkhan ve Reyhanlı’nın ardından İstanbul’da noktalanıyor. 2016’da Suriyeli çocukların Geçici Eğitim Merkezleri (GEM) yerine Türkiye’deki devlet okullarına dahil edilmesi politikasına geçilmesiyle Ribar da İstanbul’da bir okula başlayabiliyor.
“Türk okullarına girer girmez şok yaşadım. Okulda hiç Suriyeli öğrenci yoktu. İlk sene ayrımcılık yüzünden çok zor geçti. Ama sonra her şey düzeldi. Türkçem hep vardı benim, öyle hatırlıyorum. Nasıl öğrendiğimi de bilmiyorum aslında. Galiba sokaktan öğrenmiştim. Türkçeyi bilmediğim anlar geliyor aklıma; sonra bir sonraki anılarımda, bir bakmışsın, sanki hep konuşabiliyordum.”
'SURİYE’DE YAŞAYANLARA GÖRE DE YABANCIYIZ'
Savaş her ikisinin de çocukluğunu Suriye’de bırakıyor. Türkiye, yıllar geçtikçe sığındıkları bir ülke olmaktan çıkıyor, hayatlarının merkezine dönüşüyor.

Türkçe, Ribar ve Batoul’ün hayatlarının doğal bir parçası haline geliyor. Ancak bugün ikisi de kendilerini ne yalnızca Türkçe ne de yalnızca Arapça konuşurken bütünüyle rahat hissettiklerini söylüyor.
Kendisini iki dili karıştırarak rahat ifade edebildiğini anlatan Batoul, “Ailemle Arapça konuşurken Türkçe kelimeler kullanmak zorundayım. Kendi yaş grubumdaki arkadaşlarım hem Arapça hem Türkçe bildikleri için kendimi en rahat onlara karşı ifade edebiliyorum” diyor.
Aynı durumu yaşadığını belirten Ribar için ise “Bazen hatlar karışabiliyor.” Dil gibi aidiyet duygusu da Batoul için “iki ülke arasında.” Türkiye’ye geldiğinden bu yana Suriye’ye hiç gitmediğini söyleyen Batoul, “Hep sanıyordum ki Suriye'ye gitsem, kendimi daha oraya ait hissedeceğim. Ama maalesef öyle olmuyor. Yakın zamanda arkadaşlarım gitti, ‘oraya da ait değilmişiz’ dediler. Suriye’de yaşayanlara göre biz yurt dışında büyüyen bir yabancıyız. Oraya yabancı olduğumuz bir sürü konu var. Sanki bambaşka bir ülkeye gidiyormuşuz gibi. Ama burası çocukluğumuzu geçirdiğimiz toprak. Bu yüzden buraya ait her şeyi biliyoruz” diyor.
EĞİTİMLERİNE AİLELERİ ÖNCÜ OLDU
Ribar ve Batoul, ayrımcılık ve ailelerinin yaşadığı ekonomik güçlükler nedeniyle birçok kez okulu bırakmayı düşündüklerini, eğitimlerine devam etmelerinde ise ailelerinin belirleyici olduğunu anlatıyorlar.
Batoul, “Ya okuyacaktım ya da sıradan bir mülteci olarak kalacaktım. Annem okumam için çok zorladı. Anneme okulda ayrımcılık var dedikçe, ‘Dayanacaksın, başka şansın yok. Biz okuyamadık, sen okuyacaksın’ diyordu. Annem ortaokul, babam lise mezunu. Ben de hep aslında onlar için okumak istemiştim” diyor.
Batoul’ün babası Jamil Oumaira tekstil işçisi olarak çalışıyor, annesi ev kadını. Baba Oumaira, kızının mezuniyetini yıllardır verdikleri mücadelenin karşılığı olarak görüyor:
“Bu sene Betül mezun olurken, sanki çok çaba sarf ettiğim bir şeyin ödülünü almış gibi hissedeceğim. Türkiye’ye geldiğimizde çok maddi sıkıntı çektik ama Betül çalışmak için okulu bırakmak istese hiçbir zaman izin vermezdim.”
Ribar ise okuluna devam ederken maddi sıkıntılar yüzünden çalışma hayatına erken yaşta başlamış:
“Yazları hep çalışıyordum. Ailem benden hiç para istemedi, ‘kendin için sakla’ dediler. Ailem bizlerin eğitim görmesinden yanaydı. Türk okuluna geçtiğim sene okulu bırakmak istediğimi söyledim. Üzerimde çok psikolojik baskı vardı. Yine de beni zorla okula gönderiyorlardı. Bugün üniversiteye gitmem onlar sayesinde oldu.”
'ÇOCUKLARIMIZ NEREYE, BİZ ORAYA'
Ribar’ın annesi Melek Tuğba da çocuklarının ekonomik sıkıntılar nedeniyle yaz aylarında çalıştığını, ancak eğitimlerini engelleyecek hiçbir işe izin vermediklerini anlatıyor.
Ribar’ın tercümesiyle konuşan Tuğba, “Ribar’ı mezun olurken göreceğim an benim ömrümün sevinci olacak. Ama bu henüz amacımıza vardığımız an olmayacak. Aldığı eğitimi doğru yerde kullandığını gördüğümüz an, anne ve babası olarak amacımıza ulaşmış olacağız” diyor.
Anne babalar kaderlerini de çocuklarının elinde görüyor. Suriye’yi çok özlediklerini söyleyen anne Tuğba, kendi dönüş kararını çocuklarının geleceğinden ayrı düşünmüyor: “Geleceklerini nerede kuracakları çocuklarımın kişisel kararı. Ben buna karışmam. Çocuklarımın gelecekte yeri neresiyse, benim yerim de onların yanı olacak.”
SURİYELİ ÇOCUKLARIN OKULLAŞMA ORANI ARTIYOR
Ribar ve Batoul’ün üniversiteye uzanan eğitim yolculuğu, Türkiye’de büyüyen Suriyeli çocukların eğitim sistemine katılımında yıllar içinde yaşanan dönüşümün de bir örneği. Resmi verilere göre, Suriyeli çocukların okullaşma oranlarında özellikle son yıllarda belirgin bir artış dikkat çekiyor.
Milli Eğitim Bakanlığı tarafından açıklanan 2025-2026 eğitim-öğretim yılına ait verilere göre, eğitim çağındaki (5-17 yaş) Suriyeli çocuk sayısı 870 bin 37. Bu çocukların 675 bin 521’i, yani yüzde 77,6’sı eğitim sistemine dahil. Karşılaştırmalı verilerin ilk kez paylaşılmaya başlandığı 2014-2015 eğitim-öğretim yılında okul çağındaki Suriyeli çocukların okullaşma oranı yalnızca yüzde 30,42 iken, 2025-2026’da bu oran yüzde 77,64’e yükseldi. Başka bir ifadeyle, bugün her 10 Suriyeli çocuktan yaklaşık 8’i eğitim sistemine dahil.
Okullaşma oranlarındaki değişim, eğitim kademelerine göre bakıldığında daha çarpıcı bir tablo ortaya koyuyor. Kademe bazında karşılaştırılabilir verilerin paylaşılmaya başlandığı 2016-2017 eğitim-öğretim yılında, ilkokulda yüzde 76,38 olan okullaşma oranı, 2025-2026’da yüzde 97,61’e çıkıyor. Ortaokulda ise aynı dönemde yüzde 45,7’den yüzde 97,3’e yükseliyor.
Her iki kademede de okullaşma oranları 2022-2023’e kadar yüzde 80’in altında kalırken, sonraki üç yılda hızlı bir sıçramayla yüzde 97’nin üzerine çıkması ise dikkat çekiyor.
'GERİ DÖNÜŞ BEKLENTİSİ AZALINCA EĞİTİME YÖNELİŞ ARTTI'
Eğitim Reformu Girişimi (ERG) araştırmacısı Gülen Naz Terzi, okullaşma oranlarındaki artışta, hem devletin hem de Suriyeli ailelerin eğitime yaklaşımında yıllar içinde yaşanan değişimin belirleyici olduğu görüşünde:
“Aileler ilk geldiklerinde uzun süre ‘Zaten geri döneceğiz, çocuğun eğitim almasına gerek yok’ diye düşünüyordu. Suriye’deki iç savaşın derinleşmesi ve ailelerin burada bir hayat kurmaya başlamasıyla bu bakış açısı değişti. ‘Çocuğum dönecek ve Suriye’de eğitimine devam edecek’ düşüncesi, ‘En azından uzun bir süre daha buradayız ve çocuk eğitim almalı’ düşüncesine evrildi. Eğitim almadığında düşük ücretli ve güvencesiz işlerde çalışacağı, topluma uyum sağlamak için eğitimin gerekli olduğu düşüncesi güçlendi. Ailelerin yaklaşımındaki bu değişim okullaşmayı ciddi şekilde artırdı.”
Terzi, aynı zamanda bu süreçte Türkiye’de doğan Suriyeli çocukların sayısının artmasının da aileleri geri dönüş beklentisinden uzaklaştırarak, eğitime yaklaşımını değiştirdiğini söylüyor.
Önceki İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın Aralık 2024’te açıkladığı verilere göre, o tarihte Türkiye’de geçici koruma altında bulunan Suriyelilerin yaklaşık üçte birini Türkiye’de doğan çocuklar oluşturuyordu.
'DEVLETİN YAKLAŞIMI 15 YILDA ÖNEMLİ BİR DÖNÜŞÜM GEÇİRDİ'
İlk yıllarda Suriyelilerin Türkiye’de geçici olarak kalacağı varsayımıyla devletin de uzun vadeli bir eğitim politikası oluşturmadığını belirten Terzi, sürecin başlangıçta daha çok “kriz yönetimi” anlayışıyla yürütüldüğünü söylüyor.
Suriyeli çocukların ilk yıllarda Türk akranlarından ayrı olarak, Arapça ve Suriye müfredatıyla eğitim veren Geçici Eğitim Merkezleri’nde (GEM) öğrenim gördüğünü hatırlatan Terzi, “Devletin yaklaşımı 15 yılda önemli bir dönüşüm geçirdi. Sistem, çocuk bu ülkede kalacakmış gibi değil, yarın dönecekmiş gibi kurgulanmıştı. Daha sonra yasal çerçeve kuruldu, 2016’da önemli kararlar alındı ve GEM’lerin kapatılması süreci başladı. Bunlar eğitim alanında atılmış isabetli adımlardı. Devletin yaklaşımı acil durum refleksiyle başladı, zamanla kurumsallaştı ve önemli adımlar atıldı” diyor.
Terzi, çocukların düzenli olarak okula devam etmesi koşuluyla yoksul ailelere devlet tarafından verilen maddi yardımların da okullaşmanın artmasında etkili olduğunu kaydediyor.
Ancak Terzi’ye göre devletin yaklaşımı, henüz bütünüyle uzun vadeli bir kamu politikasına dönüşmüş değil.
Okullaşmayı destekleyen birçok uygulamanın dış fonlara ve projelere bağlı yürütüldüğünü belirten Terzi, fonların azalmasıyla tercümanlık ve psikososyal destek gibi hizmetlerin de büyük ölçüde ortadan kalktığını söylüyor.
KOPUŞ LİSEDE BAŞLIYOR
İlkokul ve ortaokul kademelerinde yüksek okullaşma oranları, lisede değişiyor. 2016-2017 eğitim-öğretim yılında yüzde 24,33 olan lise düzeyindeki okullaşma oranı, 2025-2026’da yüzde 45,37’ye yükselse de hâlâ okul çağındaki her iki Suriyeli gençten biri eğitim sisteminin dışında.
ERG araştırmacısı Terzi’ye göre, lise çağındaki Suriyeli çocukların eğitimden kopmasındaki en önemli etken yoksulluk. Terzi, ailelerin istihdama katılımının kolaylaştırılması gerektiğini, böylece çocukların okuldan koparak çalışmak zorunda kalmasının önüne geçilebileceğini de belirtiyor.
Öte yandan okullaşma oranları, çocukların okula fiilen devam edip etmediğini göstermiyor. Suriyeli öğrencilerin devamsızlık durumuna ilişkin kademeler bazında açıklanmış bir veri de yok.
'SURİYELİ GENÇLER NE TAM TÜRK NE TAM SURİYELİ'
Göç uzmanları da Suriyeli çocuklar arasında okullaşmanın artmasının göçün kalıcılığına dair işaretler taşıdığı görüşünde. Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) Göç Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Murat Erdoğan, Türkiye’de geçirilen 15 yılın ardından Suriyeli aileler için çocuklarının geleceğinin belirleyici hale geldiğini söyledi. Türkiye’de doğan, büyüyen ya da eğitim alan çocukların farklı bir aidiyet geliştirdiğine dikkat çeken Erdoğan, “Bu kimlik tam bir Türk kimliği olmayabilir ama tam bir Suriyeli kimliği de değil” diyor.
Türkiye’de doğan ya da çocukluğunun büyük bölümünü burada geçiren yeni kuşağın Suriye’yle bağlarının sınırlı olmasının ailelerin geri dönüş kararlarını da etkilediğini belirten Erdoğan, “Dolayısıyla bu çocukların Türkiye’de kalma eğiliminin daha yüksek olduğunu görüyoruz. Ailelerin geleceğe yönelik kararlarında çocuklarının geleceğinin ne olacağı çok etkili bir faktör” diye konuşuyor.
'GERİ DÖNÜŞ TARTIŞMALARI TOPLUMSAL ATMOSFERİ DEĞİŞTİRDİ'
Prof. Dr. Erdoğan, Suriye’de 8 Aralık 2024’te Esad iktidarının devrilmesinin ardından yüz binlerce sığınmacı geri dönmesine karşın Türkiye’de hâlen yaşamını sürdüren geniş bir Suriyeli nüfus bulunduğuna dikkat çekiyor:
“15 yıl içinde yepyeni yaşamlar kuruldu. Bunlardan vazgeçip yeniden bir yaşam kurma çabası insanlar için başlı başına yorucu. 2026 ve sonrasındaki süreç, Suriyeliler bakımından geri dönüşün değil, Türkiye’de kalıcı hale gelmenin çabası içinde geçecek. Türk hükümetinin de bu konuda nasıl bir politikaya evrileceğine karar vermesi lazım.”
İçişleri Bakanlığı’na bağlı Göç İdaresi Başkanlığı’nın en son 10 Eylül’de açıkladığı verilere göre, Türkiye’de geçici koruma altında yaklaşık 2 milyon 214 bin Suriyeli yaşamını sürdürüyor. Bakan Mustafa Çiftçi’nin, 8 Aralık 2024’ten bu yana ülkesine döndüğünü açıkladığı Suriyeli sayısı 710 bin.
Erdoğan’a göre, Suriyelilerin geri dönüşünün gündeme gelmesiyle Türk toplumunun göçe yönelik tutumunda da son dönemde değişim söz konusu. Erdoğan, “Son bir buçuk yıldır Türk toplumu daha sakin hale geldi. Sosyal medya kampanyaları ve tartışmalar da büyük ölçüde geride kaldı. Ama hâlâ ciddi bir direnç var. Bu da uyum süreçlerini olumsuz etkiliyor. Türk toplumunun bir süre sonra kendi içinde de kırılmalar yaşayacağına dair işaretler görüyoruz” diyor.
'TÜRKİYE’DEN KOPMAK KOLAY OLMAYACAK'
Suriye’de iç savaşın başlamasının üzerinden geçen 15 yıl, yalnızca bir göç hikâyesi değil. Türkiye’de büyüyen, Türkçe düşünen ve geleceğini burada kuran yeni bir kuşağın ortaya çıkışının da hikâyesi.
Bir zamanlar uyum tartışmalarının merkezinde olan Suriyeli göçmenlerin çocukları da toplumda onlara bakışın değiştiğini savunuyor.
Suriyeli üniversite öğrencisi Batoul, “Sormadıkları sürece Suriyeli olduğumu bilmiyorlar. Suriyeli olduğumu söyleyince ‘sen hiç Suriyelilere benzemiyorsun’ diye şaşırıyorlar. Aslında bu hem komik geliyor hem de bazen sinir oluyorum. Onların tanıdığı Suriyeli kitlesi, belli bir kitle. Suriyelileri siyah giyinen, Türkçe çok bilmeyen insanlar olarak tanıyorlar. Suriyeli Z kuşağı olarak bunu aşmış olduğumuzu düşünüyorum. Çünkü insan büyüdüğü yere entegre oluyor” diyor.
Batoul’ün geleceğinde Suriye olsa da bir yanı Türkiye’yi bırakmak istemiyor. “Türk vatandaşlığım olsa buraya daha ait hissederdim” diyen Batoul, “Okuduğum bölümle ilgili burada çalışabilmem için bütün imkânlar şu an kısıtlı. Türk vatandaşlığım olsa Türkiye’de kalıcı hayat kurmayı düşünürdüm. Türkiye’de siyasetçi olmak isterdim. Kadınlara yönelik olarak kadın hakları için feminist bir siyaset yapmak isterdim” ifadelerini kullanıyor.
“Türkiye’den kopmak kolay olmayacak. Çocukluğumuz, gençliğimiz burada geçti” diyen Ribar da Suriye’ye dönme planları içinde olmasına karşın aynı zamanda Türkiye’de ağabeyiyle bir yazılım şirketi kurmaya hazırlanıyor.
Ribar, “İnşallah bu şirket büyürse Türkiye’de kalma durumu da oluşabilir. Suriye'ye gitsem bile burada ikamet için bir kanuni durum oluşursa Türkiye’yle bağımı sürdüreceğim” ifadelerini kullanıyor.
Oğulcan Bakiler kimdir?
İzmir Ekonomi Üniversitesi Medya ve İletişim Bölümü mezunu. Açık Radyo'da "Türkiye Sinema Sözlüğü" ve "Dünya Sinema Sözlüğü" adlı iki radyo programı hazırladı. 2019-2025 yılları arasında Voice of America (VOA) Türkçe Servisi'nde çalıştı. Bu süreçte ayrıca DW Türkçe, BBC Türkçe, France 24 ve VOA Türkçe'nin ortak YouTube kanalı +90 için belgeseller; WDR Cosmo Köln Radyosu için ise haberler hazırladı.
Kaynak:Haber Merkezi
