Bir cumhuriyet projesi: Kız enstitüleri

Salt, Cumhuriyet’in 100. yılı kapsamında, 20. yüzyıl Türkiye’sinin ekonomik, toplumsal ve kültürel dönüşümünü ele alan bir program dizisi hazırlıyor. Kültürel konularda kritik nitelikli güncel meseleleri irdelemek, yenilikçi bir araştırma iklimi yaratıp öğrenme ve tartışma ortamları sağlamak amacıyla yola çıkan Salt ekibi, hazırladığı program içerikleriyle sanat, mimarlık, tasarım, kent, toplum ve ekonomi alanlarında ziyaretçilerine zengin bir içerik sunuyor.  Bu programlardan biri de Cumhuriyet’te kurucu bir rol üstlenen kız enstitüleri. Osmanlı’daki kız sanayi mekteplerinin devamı niteliğinde olan enstitüler, toplumun değişiminde büyük rol üstleniyor.

Modernleşme süreçleri, Türkiye’nin yakın tarihi, Osmanlı İmparatorluğu ile toplum, siyaset ve eğitim tarihi alanında çalışan ayrıca Feminist Eleştiri Dergisi’nin de editörü olan Akademisyen Elif Ekin Akşit, 9 Kasım tarihinde Salt Galata’da "Enstitüler ve Bir Fikrin Toplumsal İnşası: Geçiş Yıllarında Cumhuriyet'in Eğitim Yoluyla Tesisi" başlıklı bir konuşma yapacak. Kız enstitülerinin tarihini anlattığı ‘Kızların Sessizliği’ isimli bir kitap da kaleme alan Akşit’e ulaştık, bu enstitülerinin toplumun dönüşümünde nasıl bir rol üstlendiğini konuştuk.  

Türkiye’nin modernleşme tarihinde kadınlar nasıl rol oynuyor?

Kurucu bir rol oynadıklarını düşünüyorum. Kızların Sessizliği kitabımda bununla ilgiliydi. Burada kızlardan kastım, Kız enstitüsü öğrencileriydi, sessizlikten kastım da kurucu bir rol oynamalarına rağmen bu konuda çok sessiz kalmaları. Bu kurucu rolün de dolayısıyla toplum tarafından da çok bilinmesiyle ilgiliydi.

Bu kurucu rol, bir yandan çok görünür şeylerle ilgili. Örneğin, perdeleri, masa örtülerini, şehir hayatının modern kıyafetlerini dikiyorlar. Yani bu hayatın unsurlarını elleriyle yaratıyorlar. Şapka bu konuda çok sembolik mesela. İkinci olarak da kendi çocuklarını, ailelerini, çevrelerini bu modern hayatla ilgili eğitiyorlar, hâlâ tesirini hissettiğimiz bir eğitim bu...

Cumhuriyet’in Kız Enstitüleri, Osmanlı dönemindeki Kız Sanayi Mektepleri’nin devamı diyebilir miyiz?

Evet, öyle söyleyebiliriz. Kız Sanayi Mektepleri belki Kız Enstitülerine göre daha az sayıda kızı eğitiyordu Osmanlı imparatorluğu bağlamında, ama yine de en çok sayıda kızı eğiten okul onlardı. Aynı şekilde Kız Enstitülerine geçişle bu okullar diyelim 500 mezun verirken 1.500 mezun vermeye başladılar ve bu sayı giderek de arttı. Kız Sanayi Mekteplerinde üretim üzerinde çok duruluyordu. Bu önceleri fabrika üretimiydi; örneğin ordunun kıyafetleri, iç çamaşırları vb. bu okullarda dikiliyordu. Daha sonra, Abdülhamit döneminin başlamasıyla sarayın siparişlerini de üretmeye başladılar. Kız enstitülerinde de üretim yine çok önemli. Hem gündüz okulları hem de akşam okulları bu üretim için çalışıyor. Ama artık yeni bir orta sınıf yaratmak, bu sınıfın hem aksesuarlarını üretmek ve hem de kendisini oluşturmak, bir o kadar önemli hale geliyor. Kız Enstitüsü Mezunları öğretmenlerle, askerlerle, hakimlerle, şehrin yeni seçkinleriyle evleniyorlar mesela. Bu yeni orta sınıfı oluşturma meselesi Cumhuriyetin erken dönemlerinde daha geçerli. Daha sonra kırklardan itibaren yine sanayi/endüstri/işin meslek tarafı yine daha fazla ön plana çıkıyor "olgunlaşma/rüştünü ispat etme"ye göre. Günümüze kadar da bu böyle devam ediyor. Günümüzde artık kızlar traktör gibi büyük teknik aletlerin üretiminde de yaygın olarak çalışıyorlar örneğin.

Bu enstitülerde kız çocukları nasıl bir eğitimden geçiyordu ve bu kurumlar toplumu nasıl değiştirdi, dönüştürdü?

Öncelikle, diğer okullarda mecbur olan bütün dersleri öğreniyorlardı. Meslek dersleri ya da üretime yönelik olan dersler bunların üstüne öğretiliyordu. Özellikle ilk zamanlarında çok farklı yaşlardan kızlar bu okullara gittikleri için bu eğitimlerin uygulandıkları yere göre değiştiğini varsayıyoruz. Zaten örneğin dile göre büyük bir farklılık gösterdiğini özellikle Elazığ Enstitüsü’ne müdürlük yapmış olan Sıdıka Avar'ın anılarından biliyoruz. Aynı zamanda konuştuğum kadınların söylediği, İzmir Enstitüsü’nün dergisinde yazdığına göre akşam okullarıyla gündüz okulları arasında da büyük bir farklılık var. Yine akşam okullarında çok daha fazla üretime yer veriliyor elbette ve daha büyük yaşta kızlar, kadınlar gidiyorlar bu okullara.

Toplumun nasıl dönüştüğünü ilk soruya yanıt olarak biraz anlatmaya çalışmıştım. Bu okullar çok yaygın ve hep önem verdikleri ve üzerinde durdukları şey burada öğrendiklerini daha sonra kendi çocuklarına, ailelerine ve çevrelerine de öğretmeleri gerektiği ve bu görevi de büyük bir başarıyla yerine getiriyorlar.

Anneanneniz kız enstitülüymüş. ‘Kızların Sessizliği’ kitabınızda onun yaşamınızdaki etkisini yazıyorsunuz. Anneannenizden nasıl bir miras devraldınız? Bu alandaki çalışmalarınızda anneannenizin etkisi oldu mu?

Evet, tabii anneannemin çok büyük bir etkisi oldu. Onun yaptığı yemekler, alışkanlıkları, dışarda çalışmamasına rağmen şehri önemsemesi, şehri dolaşmayı önemsemesi, farklı yerlerini bilmeyi önemsemesi. Mahallesini önemsemesi, kendi akrabalarının da oturduğu sokakta her şeyin yolunda gitmesini önemsemesi, eğitimi önemsemesi... Bunlar benim için çok önemliydi, hâlâ da öyle.

Cumhuriyet’in kurucu kadroları nasıl bir eğitim hedefiyle yola çıktılar? Neleri başardılar? 100. yılda geldiğimiz durumla ilgili değerlendirmeleriniz neler?

*Kurma*ya yönelik bir eğitimle yola çıktılar. Burada Cumhuriyetin erken yıllarında çok etkili olan enstitü fikrinin Dewey'den  (Eğitim kuramcısı) çıktığını ve onun Türkiye, Sovyetler gibi yeni kurulan, bir kültür devrimi momenti oluşturan ülkeleri ziyaret edip bu ülkeleri elleriyle yaratacak olanların öğrenciler olduğunu söylemişti. Yazdıklarında zihin değil elin çalışması gerekir gibi bir vurgu var. Enstitü fikri de kesinlikle elin çalışmasına yönelikti. Gerçekten de kız enstitüleri, köy enstitüleri gibi kurumların mezunları çok ama çok becerikli sıfırdan pek çok şey yaratabilen insanlardı. Gözlemlediğim kadarıyla daha sonra bir süre öğretmen okullarından mezun olanlarda da benzeri bir eğilim devam etti. Fakat yine gözlemlediğim kadarıyla çok becerikli insanların tamamının zihni de tıkır tıkır çalışır genelde. Şimdi de ilginç bir şekilde buna bir dönüş var diyebiliriz. Son yıllarda bazı meslek liselerinin çok yüksek puanlı hale geldiğini görüyoruz eğitimde mesela bu minvalde.

ELİF EKİN AKŞİT KİMDİR?

Elif Ekin Akşit, Ankara Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü’nden emekli öğretim üyesidir. Ankara Üniversitesi Kadın Çalışmaları Merkezi dergisi fe: feminist eleştiri dergisinin eş editörüdür. Araştırma alanları arasında modernleşme süreçleri, Türkiye’nin yakın tarihi, Osmanlı İmparatorluğu ile toplum, siyaset ve eğitim tarihi var.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Eda Yılmayan Arşivi