Haldun Solmaztürk

Haldun Solmaztürk

“Dünyanızı, ahiretinizi tehlikeye atmayın.!”

Dört yıl önce bugünler; hâlâ OHAL’deyiz.!
Anayasa referandumu propaganda süreci.
Tarafsız (!) Cumhurbaşkanı, meydanlarda “Her şey daha güzel olacak. Karşı çıkacağım derken, dünyanızı da, ahiretinizi de tehlikeye atmayın” gibi ilahi (!) mesajlarla seçmenleri uyarıyor.
16 Nisan 2017, saat 16:10…


Referandumda oy verme işlemi sabah başlamış, Doğu’da sandıklar 16:00’da açılmış, sayılıyor; Batı’da oy verme halen—17:00’ye kadar—devam ediyor.
O sırada, ‘Şeytanın aklına gelmez’ derler ya tam öyle bir şey oluyor…
Yüksek Seçim Kurulu AKP temsilcisi, “Bazı sandıklarda oy pusulalarının veya oy zarflarının ilçe seçim kurulu ve sandık kurulu mührü ile mühürlenmediğini”, bunların ‘geçerli olması’ yönünde karar verilmesini istiyor. Aslında bu zarflar ve oy pusulaları kanunen geçersiz.!
AMA Yüksek Kurul, kendini Meclis’ten de yüksek (!) görüyor, kanun koyucu rolüne soyunup mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının ‘geçerli’ sayılmasına karar veriyor—5 dakikada, 16:45’te.!
Karar, yine 5 dakika içinde—16:50’de—telefon kısa mesajıyla sandık görevlilerine bildiriliyor.
Cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminde kararlar zaten ‘çok hızlı’ alınacak; bu önden yüklemeli.!
“Sandık görevlilerinin hataları nedeniyle seçmenlerin oy hakları ellerinden alınmamalıymış”.
Başka hiçbir gerekçe yok… Yerseniz.!
Açıkça 298 sayılı yasanın 98 ve 101 maddelerine aykırı. Üstelik, önce sandık kurullarının karar vermesi, sonra ilçe ve il seçim kurullarına itiraz edilmesi, nihayet YSK’ya gelmesi gerekiyor.
Tepeden inme bu YSK kararının örneği yok—ilk kez böyle bir şey oluyor. Oy ‘kutsal’ ya.!
Sonuçta mühürsüz zarflar ve oy pusulalarının gerçek miktarını—seçimin sonucuna etki edip etmeyeceğini—tespit etmek imkansız hale geliyor. Çünkü YSK kararı bunun önünü kesiyor.
YSK—ve YSK Başkanı Sadi Güven, “Tam kanunsuzluk oluşmamıştır. Seçmenin oyu yok sayılamaz. Biz bu oyları geçerli saydık. Bizim bu kararımız doğrultusunda il, ilçe seçim kurulları sonuçları değerlendirmek zorundadır. Halk oylamasında ‘Evet’ çıkmıştır” deyip kesip atıyor.
AMA, bir üye—Cengiz Topaktaş—karşı çıkıyor; “Bu tartışma hiç bitmeyecek, gelecek kuşaklara da yansıyacak. Anayasa ve ilgili kanunlar ihlal edilmiştir. Halk oylamasının iptal edilmesi gerekir” diyor. Demesine diyor da, belli ki ‘emir’ büyük yerden…
Hayırcılara ‘ahireti’ hatırlatan Cumhurbaşkanı balkona çıkıp herkese ‘teşekkür’ ediyor; geçersiz oy tartışmaları için de “Boşuna uğraşmayın, atı alan Üsküdar›ı geçti, haberiniz yok” diyor.
O da kesip atıyor, Elhamdülillah.!
Bu YSK ‘ekibi’ liyakatini (!) ispatladı ya; ‘cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi’ onlardan daha fazla yararlanmak için görev sürelerini bir yıl uzatıyor—Yok Kanun Yap Kanun yöntemiyle.!
Hatta ‘majestelerinin muhalefeti’ de bu kanuna destek [a.b.] veriyor.
Onlar da 31 Mart 2019 İstanbul seçimlerinde, aynı zarfa atılan oylardan AKP’nin beğenmediğini ‘yok’ sayarak muhalefete medyun-u şükran (!) olduklarını gösteriyorlar.
O zaman da itiraz edenler oluyor ama YSK Başkanı “Yargı süreci sona erdi [gidin derdinizi kime anlatırsanız anlatın]” deyip, yine kesip atıyor—haklı olarak…
Bu olayın kahramanının—dönemin YSK Başkanı—geçen yıl emekli olmadan önce bir röportajı vardı. Hak, adalet, kul hakkı [a.b.] vs anlatıyor, “Türkiye’nin yarısını [Hayırcıları] bana düşman ettiler” diyor. Haksız (!) bir çok ithamlarda bulunanlar olmuş; bunlar çok üzmüş—kendisini ve ailesini…! Sonra telefon açıp “Sana haksızlık ettik, hakkını helal et” demişler-miş…?
“Pişman olduğum bir karara imza atmadım” diyor.
Zaten kendisi temel dini eğitim almış biri—İmam Hatip Lisesi mezunu—atmaz…
2007’de Ergenekon süreci başladığında Adalet Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı’ymış. Orada “Devleti tanımış, devlet [a.b.] de onu tanımış”. Sonra Yargıtay üyesi olmuş—Balyoz döneminde orada. Oradan YSK üyesi seçilmiş, 2013’te YSK Başkanı olmuş.
Meslek hayatı çok meşakkatli geçmiş. “Yıllarca sıkıntı çektik. Sıkıntı sadece başörtüsünde değildi, [İmam Hatipliler olarak] hepimizeydi. Ezan sesi geldiğinde camiye giden yönetici istemediler. Hep horlandık. Bizi motive eden buydu. Hamdolsun bugün bu yerlere geldik.” diyor.
Bu laflardan, “Horlandık, şimdi de biz sizi horlayacağız anlamı çıkmaz mı” diye eleştiren münafıklar olsa da, elbette bir ‘yüksek’ yargıçtan böylesine taraflı bir yaklaşım beklenemez.
Yok “Dünyanızı da, ahiretinizi de tehlikeye atmayın” uyarısından etkilendiyse günahı boynuna.!
Akla Orhan Veli’nin dizesi geliyor: “Neler yapmadık şu vatan için, kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik”.
Bu vatana hizmet eden hiç kimseyi unutmayalım; ne ölenleri, ne nutuk atanları…
Ne de, sorumsuzca kararlarıyla ‘Atı Alan Üsküdar’ı Geçti’ rejimini tüm ülkeye dayatanları.!

Önceki ve Sonraki Yazılar
Haldun Solmaztürk Arşivi