Yediğimiz ürün sofraya kimin emeğiyle ve hangi koşullarda geliyor?
“İyileştiren Sofralar” programı, sofraya gelen gıdanın ardındaki görünmeyen hikâyeye odaklanıyor. Toprak sağlığından küçük üreticiye, istilacı türlerden gıda israfına kadar uzanan program, gıda sisteminin geleceğini tartışmaya açıyor.
GAZETE PENCERE- Sofraya koyduğumuz bir ürünün hikâyesi market rafında ya da pazarda başlamıyor. Topraktan denize, üreticinin emeğinden kullanılan doğal kaynaklara kadar uzanan uzun bir zincir, tüketilen her lokmanın arkasında yer alıyor. Etki Çemberleri Vakfı-Harman, Ekomiras-Green Rangers ve Gümüşlük Müzik Festivali ortaklığında hayata geçirilen “İyileştiren Sofralar” programı da bu zincirin görünmeyen halkalarını gündeme taşıyor.
Program; üreticileri, şefleri, bilim insanlarını, sivil toplum kuruluşlarını ve sektör temsilcilerini aynı tartışmanın etrafında buluşturuyor. Amaç, toprağı tüketmeden üretmenin, küçük üreticinin emeğini korumanın, deniz kaynaklarından sürdürülebilir biçimde yararlanmanın ve gıda israfını azaltmanın yollarını ortaya koymak.
Karakılçık buğdayından Memecik zeytinyağına, yerel bakliyatlardan mevsim ürünlerine kadar uzanan atalık ve yerel ürünler de programın odağında. Bu ürünlerin yalnızca sofradaki karşılığına değil, yetiştikleri coğrafyaya, üretim bilgisine ve arkasındaki emeğe dikkat çekiliyor.

İSTİLACI TÜRLER SOFRANIN PARÇASI OLABİLİR Mİ?
Programın dikkat çektiği başlıklardan biri, Akdeniz ve Ege’de giderek yaygınlaşan istilacı türler. Sonradan girdikleri yaşam alanlarında yerel türler üzerinde baskı oluşturan bu canlılar, deniz ekosisteminin yanı sıra balıkçılığı ve gıda sistemini de doğrudan etkiliyor.
Tartışılan sorulardan biri ise denizin dengesini bozan türlerin sofraya taşınmasının çözümün bir parçası olup olamayacağı. İstilacı türlerin tüketilmesinin tek başına yeterli olmadığı belirtilirken, bu yaklaşımın türlerin kontrolü ve deniz kaynaklarının daha bilinçli kullanılması açısından yeni bir alan açabileceğine dikkat çekiliyor.
Gastronomi de bu noktada yalnızca yemek hazırlama pratiği olarak değil, denizlerdeki değişimi anlamanın ve yerel balıkçıyı koruyacak alternatifler geliştirmenin araçlarından biri olarak değerlendiriliyor.

TOPRAĞIN GELECEĞİ ÜRETİCİNİN GELECEĞİYLE BAĞLANTILI
“İyileştiren Sofralar”ın bir diğer odağında ise tarımsal üretimin temel kaynağı olan toprak bulunuyor. Toprağın verimliliğini tüketmek yerine yeniden besleyen üretim yöntemlerinin, iklim krizinin etkileri arttıkça daha kritik hale geldiğine işaret ediliyor.
Program, toprağın sağlığını koruyan bir üretim modelinin aynı zamanda üreticinin ekonomik ve sosyal olarak ayakta kalmasını sağlaması gerektiğini savunuyor. Özellikle küçük ölçekli üreticilerin dönüşüm sürecinin dışında bırakılmaması ve üreticinin emeğinin karşılığını alabilmesi temel meseleler arasında gösteriliyor.

DEĞİŞİM SOFRADAN BAŞLAYABİLİR
Gıda israfından üretim biçimlerine, balıkçılıktan tüketici tercihlerine kadar sofraya ulaşan her ürün çok sayıda kararın sonucunda ortaya çıkıyor. Bu nedenle program yalnızca “Ne yiyoruz?” sorusunun değil, “Yediğimiz ürün sofraya kimin emeğiyle ve hangi koşullarda geliyor?” sorusunun da sorulması gerektiğine dikkat çekiyor.
Toprağı, denizi ve emeği gözeten bir gıda sisteminin yalnızca tüketicilerin tercihiyle kurulamayacağı; üreticiden şefe, bilim insanından özel sektöre ve sivil topluma kadar bütün tarafların ortak hareket etmesi gerektiği vurgulanıyor.
Kaynak:Haber Merkezi