Ana kraliçenin trans cerrahı: Sarah ve Türkiye'nin trans hekimi: Larin

Ana Kraliçe ameliyattan sonra hızla toparlandı. On sekiz gün sonra hastaneden çıkarken kendisine uzatılan yardımı kabul etmedi; merdivenleri yürüyerek indi. Daha sonra yeniden dans edebildiği bile söylendi.

Ana kraliçenin trans cerrahı: Sarah ve Türkiye'nin trans hekimi: Larin

* Prof. Dr. Cem Terzi

16 Kasım 1995'te Southampton General Hospital'da, cerrahi kliniğinde çalışıyordum. Aynı gün Londra'da, 95 yaşındaki Ana Kraliçe Elizabeth'e sağ total kalça protezi yapıldı.

İngiliz basını günlerce bu ameliyatı konuştu. İleri yaşta böylesine büyük bir girişimin riski tartışılıyordu. Ana Kraliçe'nin kalça ağrısı giderek artmış, yürümesi belirgin biçimde güçleşmişti. İki baston kullanıyor, bazı etkinliklerde golf arabasıyla taşınıyordu. Ameliyat acil değildi; ABD’de olacağı yönünde söylentiler dolaşıyordu. Ana Kraliçe’de ağrı ve hareket kaybı vardı.

Operasyon, Londra'daki King Edward VII's Hospital for Officers'ta yaklaşık 90 dakika sürdü. Buckingham Sarayı'nın açıklamasına göre ameliyatı Kraliyet'in ortopedi cerrahı Roger Vickers yaptı; ona Muirhead-Allwood eşlik etti.

Muirhead-Allwood'un adı o günkü resmî kayıtlarda doğumda verilen adıyla geçiyordu. Birkaç ay sonra bütün İngiltere onu Sarah adıyla tanıyacaktı.

Ameliyatı “O” yapmıştı. Sarah Muirhead-Allwood genç bir asistan, ekibe son anda eklenmiş sıradan bir yardımcı değildi. Royal National Orthopaedic Hospital'da kompleks primer ve revizyon kalça cerrahisi ekibini yönetiyordu. Dönemin en yetkin kalça cerrahlarından biriydi. Roger Vickers onu özellikle seçmişti.
The Times'ın tıp yazarı daha sonra ikisini “güçlü bir ekip” olarak tanımlayacak, Sarah için “doktorların doktoru” diyecekti.

Ana Kraliçe ameliyattan sonra hızla toparlandı. On sekiz gün sonra hastaneden çıkarken kendisine uzatılan yardımı kabul etmedi; merdivenleri yürüyerek indi. Daha sonra yeniden dans edebildiği bile söylendi.

Ben o sırada İngiliz sağlık sisteminin içindeydim. Bu nedenle haberin yalnızca kraliyetle ilgili olmadığını hatırlamak gerekir. The Independent, çok yaşlı bir özel hastanın proteze ulaşabildiğini, buna karşılık NHS'de 75 yaş üzerindeki hastalara bu ameliyatın seyrek uygulandığını yazıyordu. Tartışılan yalnızca takvim yaşı ve cerrahi risk değildi. Kimin ameliyat olabildiğini yaş kadar sınıf ve ödeme gücü de belirliyordu.

Ana Kraliçe'nin ameliyatı bir yandan “Yaş tek başına ameliyata engel değildir” fikrini güçlendirdi. Öte yandan İngiltere'nin kamu-özel sağlık eşitsizliğini görünür kıldı.

Fakat birkaç ay sonra tıp ve sağlık politikası unutuldu. Basın artık protezi değil, cerrahın bedenini konuşuyordu.

Sunday Mirror, Sarah Muirhead-Allwood'un trans kimliğini sansasyonel bir haberle açıklamaya hazırlanıyordu. Sarah, tabloid gazeteler tarafından teşhir edilmeyi beklemek yerine 1996 baharında geçiş sürecini kendisi kamuoyuna duyurdu.

Arkadaşlarının uzun zamandır kendisini Sarah adıyla tanıdığını söyledi.

Britanya Tabipler Birliği ve çalıştığı iki NHS hastanesi kendisini açıkça destekledi. Üstelik bu, trans çalışanların istihdam haklarının yasayla güvence altına alınmasından üç yıl önceydi.

Ancak Ana Kraliçe'nin kalçasını emanet ettiği özel hastanenin tıbbi komitesi, Sarah'nın hasta kabul yetkisini birsüre askıya aldı. Karar daha sonra geri alındı.

Birkaç ay önce dünyanın en yaşlı hastalarından birinin büyük ameliyatını yapan cerrah, trans olduğunu açıkladığında birden hastaneye kabul edilip edilemeyeceği tartışılan kişiye dönüşmüştü.

Sarah'nın cerrahi bilgisi değişmemişti.

Elleri değişmemişti.

Klinik muhakemesi, deneyimi, komplikasyon oranları değişmemişti.

Değişen yalnızca başkalarının onun kimliğini öğrenmesiydi.

Hikâyenin ikinci bölümü 1998'de yaşandı. Ana Kraliçe, 97 yaşındayken Sandringham'da atları seyrederken düştü ve sol kalçasını kırdı.

Önce King's Lynn'deki hastaneye, ardından Londra'ya götürüldü. Bu kez ameliyat acildi. Ekibi yine Roger Vickers yönetiyordu…

Yıllar sonra Sarah Ana

Kraliçe ile aralarında geçen şu konuşmayı aktardı:

“William, artık sana ne diyeceğim, canım?”

“Sarah, Ma'am.”

“Öyleyse Sarah, öteki kalçayı da yap. İlki çok başarılıydı.”

Ana Kraliçe'nin “gözünü bile kırpmadığı” anlatıldı.

Ana Kraliçe'nin öğrenmek istediği şey basitti: “Sana bundan sonra ne diyeceğim?”

Adını öğrendi ve mesele kapandı.

Sarah Muirhead-Allwood yoluna devam etti. London Hip Unit'i kurdu; protez tasarımı ve kompleks revizyon cerrahisi üzerinde çalıştı. Kariyeri boyunca 15 binden fazla kalça protezi gerçekleştirdi. Andy Murray'nin kortlara dönmesini sağlayan hip resurfacing ameliyatını yaptı. Royal College of Surgeons tarafından Robert Jones Madalyası'yla onurlandırıldı. Kendi alanında dünyanın en saygın cerrahlarından biri oldu.

Fakat Sarah'nın saygı görmesi için Ana Kraliçe'yi ameliyat etmiş, binlerce insanı yeniden yürütmüş ya da olağanüstü bir cerrah olmuş olması gerekmiyordu.

İnsan onuru başarı belgesine bağlanamaz. Trans insanların yaşama, çalışma ve kendileri olarak var olma hakkı, topluma ne kadar “yararlı” olduklarına göre verilemez.

Sarah'nın parlak kariyeri ona insan olma hakkı kazandırmadı. Yalnızca ayrımcılığın ne kadar akıldışı olduğunu daha görünür hale getirdi.

Aradan otuz yıl geçti. Bazı ülkelerde trans ayrımcılığı hatta nefreti devam ediyor. Çok yakın bir zaman önce Türkiye’de trans hekim Larin Kayataş’ın trans olduğu için görevine son verildi. Dün ise “Ailem Güvende” soruşturması kapsamında gece yarısı evinde göz altına alındı.

İnsanlara yanlış sorular soruyor:

Burada çalışabilir misin?

Bu tuvaleti kullanabilir misin?

Bu aileye ait olabilir misin?

Kamusal alanda görünebilir misin?

Kimliğini söyleyebilir misin?

Oysa 97 yaşındaki Ana Kraliçe'nin bulduğu cevap çok daha yalındı: Yeni adını sor, o adla seslen ve hayatına devam et.

Sorun trans insanların kim olduğu değil. Sorun, iktidarın onların varlığına izin verme hakkını hâlâ kendinde
görmesi.

Kaynak:Haber Merkezi

Öne Çıkanlar