Her yer Taksim, her yer direniş!

2013 yılının Haziran ayında Ankara’da yaşıyordum. Gezi direnişi vardı Taksim’de. Ben de birkaç saatliğine de olsa orada olmalıydım. Kalktım gittim. Gururla gittim.

İyi ki de gitmişim. O havayı solumak, o dayanışmayı yaşamak iyi gelmişti.

Başbakan Erdoğan’ın “üç-beş çapulcu” dediği o güzel insanların arasında olmak çok iyi gelmişti.

Zaten gitmemiş olsaydım bugün, bu kara gün… Üzüntüm çok daha fazla olurdu.

Evet kara bir gün. Kapkara bir gün.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi dün açıkladığı kararla tarihin en lanetlenecek sayfalarında yerini buldu.

Ağırlaştırılmış müebbet! Çüş artık.

Türk ceza kanunlarında bundan ağırı yok. İdam cezası olsaydı idama mahkûm edilecekti, bugün ağırlaştırılmış müebbet hapse çarptırılanlar.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, Yıldız Mahkemesi’yle birlikte anılacak artık. Hani bugünkü iktidarın ayılıp bayıldığı 2. Abdülhamit’in ikamet ettiği Yıldız Sarayı’nın bahçesinde kurduğu mahkeme.

Hatırlayalım.

30 Mayıs 1876’da Abdülaziz tahttan indirilip Feriye Sarayı’na “hapsedilir”. 4 gün sonra bilekleri kesilmiş olarak ölü bulunur. Çok sayıda yerli ve yabancı hekim ölüm nedeninin intihar olduğu yönünde rapor düzenlerler.

Olaydan beş yıl sonra, 2. Abdülhamit’in emriyle ve yeni görgü tanıklarının ortaya çıktığı gerekçesiyle Abdülaziz’in ölümünde parmağı olduğu iddia edilen kişilerin yargılanmasına karar verilir.

Sanıkların başında Osmanlı’nın yetiştirdiği en büyük devlet adamları arasında yer alan Mithat Paşa da vardır.

Yıldız Mahkemesi; savcıyı, sanık ve sözde tanıkları dinledikten sonra, aralarında Mithat Paşa’nın da bulunduğu dokuz kişiyi idama, bir-iki kişiyi de hapis cezasına mahkûm eder.

Karar temyize gider. Temyiz kurulu cezaların hafifletilmesi yönünde oy kullanır. 2. Abdülhamit idam cezalarını Taif’te çekilmek üzere müebbet hapse çevirir.

Mithat Paşa Taif’te muhafızları tarafından boğularak öldürülür.

Ve o Yıldız Mahkemesi bu milletin vicdanında mahkûm olur.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarihe geçen hukuk cinayetlerinin failleri arasında yerini aldı. Yıldız Mahkemesi’nin yanında.

Dünya’nın Güneş etrafında döndüğünü söylediği için Galileo Galilei’yi mahkûm eden mahkeme de orada…

Dreyfus’ü mahkûm eden Fransız Genelkurmay Mahkemesi de.

Nesimi’nin derisini yüzenler de.

Gezi Davası, hukuki bir yargılama değildi. Öyle bir iddiası da olmadı zaten. İktidarın sopaya dönüştürdüğü yargı buydu işte.

İktidar, baskıyı, şiddeti artırarak, insanları sindirerek koltuğu korumak amacında.

Toplumsal muhalefeti sindirmek, susturmak amacında.

Burada Osman Kavala’ya, Mücella Yapıcı’ya, dostum Hakan Altınay’a seslenmek istiyorum.

Ayşe Pınar Alabora’ya, Can Dündar’a, Çiğdem Mater’e, Gökçe Yılmaz’a, Handan Meltem Arıkan’a, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu’na, İnanç Emekçi’ye, Mehmet Ali
Alabora’ya, Mine Özerden’e, Şerafettin Can Atalay’a, Tayfun Kahraman’a, Yiğit Aksakoğlu’na, Yiğit Ali Ekmekçi’ye…

Sizler bu milletin yüz akısınız. Sizler bu milletin en güzel fertlerisiniz.

Ve iyi ki varsınız.

Sizin adlarınız hep anılacak.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin hâkimleri ise çocuklarının yüzüne bakamayacaklar.

“Neden?” diye soranlara verilecek cevap bulamayacaklar.

Ve bugün bir sorumluluğumuz daha oldu:

Bizim adımıza zindana tıkılan arkadaşlarımızın kurtarılması için çalışacağız.

Kimimiz yazacağız, çizeceğiz.

Kimimiz şarkı söyleyeceğiz.

Kimimiz sokağa döküleceğiz.

Yeter diyeceğiz. Yeter artık!

İktidar, mahkemelerine aldırdığı bu kararlarla “Sıkıysa hadi çıkın sokağa bakalım” diyor.

“Bu tek adam rejimi öyle kolay kolay bitmeyecek” diyor.

“Normal yollardan seçimi kazanamayabilirim” diyor.

“Ama” diyor, “Üsküdar” diyor, “at” diyor.

Bilmiyor ki… Bu daha başlangıç, mücadeleye devam.

Çıkacağız sokağa. Mücadeleye devam edeceğiz.

Ve ben hep orada olacağım.

Ahdım olsun…

Önceki ve Sonraki Yazılar
Kaya Türkmen Arşivi