Tuğçe Küçük

Tuğçe Küçük

İSPANYA’NIN ORTASINDA BİR YANGIN

1936-1939 yılları arasında İspanya’da yaşanan iç savaş ardında vahşeti, yıkımı, kapkaranlık bir gökyüzünü bırakmıştı. Edebi eserlere, sanat eserlerine, filmlere yansımasıyla bu iç savaşın yıkımını bugünden de hissederken belki de zorbalığın değişmediğini, onun sadece zaman zaman biçim değiştirdiğini de hissediyoruz. Ve belki de Donne’nin 1624’teki dizeleri hala duyulmayı bekliyor: ‘Çanlar senin için çalıyor.’

Takvimler 1936’yı gösterirken insanlık tarihinin hafızasında yer edecek olan en kanlı en unutulmaz en acımasız olaylarından biri Francisco Franco önderliğinde tarih sahnesine çıkmaya hazırlanıyordu.

1930 yılında İspanya’da kralın düşmesinden sonra sağcılar ile solcular arasındaki gerilim, iktidar yarışı 1936’ya kadar devam etmişti. O yıl iktidara gelen Cumhuriyetçilerin modern bir devlet inşa etme girişimleri, kiliselerin yıkılması, işçilerin çalışma saatlerinin azaltılması, eğitimde iyileştirme çalışmaları muhafazakarları rahatsız etmekteydi. Nitekim Cumhuriyetçi hükümete karşı, Franco önderliğindeki askeri darbe gecikmedi. Bu dönemde Franco’nun hem ilham alacağı hem de desteğini göreceği iki faşist lider, Mussolini ve Hitler de parlak günlerini yaşamaktaydı. Böylece Franco, Hitler ve Mussolini’nin de desteğini alarak darbeye girişti.

Darbeden iç savaşa

Darbenin lideri olan Franco ele geçirdiği bölgelerde kendisine karşı gelenleri öldürerek ilerlemeye devam etti. Uzun zamandır derin bir kutuplaşmanın ortasında yaşayan İspanya halkı artık çok daha belirgin bir çizgiyle mevcut hükümeti korumak isteyen Cumhuriyetçiler ve eski düzeni geri getirmek isteyen muhafazakâr milliyetçiler olarak ikiye bölünmüştü. 

Franco’nun darbesini destekleyen Mussolini ve Hitler’e karşılılık Cumhuriyetçilere de Sovyetler Birliği’nden destek geldi. Sovyetler’in desteğiyle Cumhuriyetçilerin eli güçlenmiş ve darbe bir iç savaşa dönüşmüştü. En nihayetinde bu iç savaş, faşizmle sosyalizmi çarpıştırmaktaydı. Uluslararası alanda da bu iki ideolojinin kavgasına taraf olan ülkeler İspanya İç Savaşı’nın kaderine müdahil olmuşlardı.

Franco, Cumhuriyete sempati duyan insanları bile katletti. Çünkü onun için muhalif fikirleri bastırmak yeterli değildi. O, bu ideolojinin kökünü İspanya’dan kazımak istiyordu. Öyle ki bu kanlı iç savaş romana, şiire, filme, resme konu olmuştu.

Guernica yanıyor

1937 yılına gelindiğinde Franco, halkın gözünü korkutmak, gücünü pekiştirmek gayeleriyle Nazilerin, uçaklarını denemek için İspanya’nın Guernica kasabasını bombalamalarına izin vermiş inanılması güç olsa da Franco, kendi ülkesini bombalatmıştı. Bu saldırı sonrasında Guernica yerle bir olmuş, 1600’ün üzerinde insan hayatını kaybetmişti. Üç gün boyunca için için yanan Guernica neredeyse nüfusunun 4’te 1’ini yitirmişti.

Picasso da Guernica’da yaşanan bu katliamı gazetelerden okudu. Aynı dönemde Paris’te gerçekleşecek uluslararası bir sergi için resim yapmaya hazırlanıyordu. Guernica’da yaşanan bu olaydan çok etkilenen sanatçı, bugün hala en önemli savaş karşıtı resim olarak kabul edilen Guernica’yı bu sergi için yapmıştı.

Guernica, 3,5 metre yükseklik ve 7,8 metre genişlikle dikkat çekici büyüklükte, tuval üzerine sadece siyah ve beyaz renkler kullanılarak yağlı boya ile yapılmış. Savaşın yarattığı simsiyah havayı, yıkıcılığı, cansızlığı, renksizliği hissettiren devasa bir eserdir bu. İspanya İç Savaşına, Franco’nun faşist eylemlerine tepki olarak Picasso tarafından yapılan bu tablo sadece İspanya İç Savaşı için değil, savaşın yıkıcılığı ve vahşetine bir tepki olarak 20. yüzyılın en önemli sanat eserlerinden de biri haline gelerek simgeleşmiştir.

Resmin, Franco’nun hükümetin başında olduğu yıllarda İspanya’ya girmesinin yasak olması ile birlikte zaten Picasso’da İspanya’ya yeniden demokrasi gelene kadar resmin Modern Sanat Müzesinde muhafaza edilmesini istemişti. Bu yıllarda Guernica, birçok ülkede sergilenmişti.

Resmin gösterildiği sergilerden birinde Alman bir General, Picasso'ya sormuştu “Bu tabloyu siz mi yaptınız?” Picasso’da ona şu tarihi cevabı vermişti: “Hayır, siz yaptınız!”

İç Savaş’a sanattan, edebiyattan tepkiler

İspanya’da yaşanan bu vahşet yılları 20 bin kadar esere daha konu oldu. Bunlardan biri de Hemingway’in 1940’ta yazdığı ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’ romanıydı.

Çanlar Kimin İçin Çalıyor, Cumhuriyetçilerin safında savaşmak üzere işini bırakan bir üniversite öğretmeninin mücadelesi üzerinden dönemin sosyo-politik olaylarını gözler önüne sermiş, bugünden bakarken de tarihi bir belge niteliği taşıyan on binlerce eserin başını tutmuştu. Hemingway’in bu romanını, George Orwell’ın  ‘Katalonya'ya Selam’ı, Arthur Koestler’ın ‘İspanya'da Ölüm Güncesi’ gibi İspanya İç Savaşı hakkında kültleşen diğer eserler takip etti.

İspanya İç Savaşı’na Türkiye’den de sesler yükselmiştir. İç Savaş devam ederken 1937’de Nazım Hikmet ‘Karanlıkta Kar Yağıyor’ şiirini yazdı:

“…Karanlıkta kar yağıyor,

sen Madrid kapısındasın.

Karşında en güzel şeylerimizi

ümidi, hasreti, hürriyeti

ve çocukları öldüren bir ordu…”

Vedat Türkali ise 1939 yılında ‘Barselona’dan Mektup’ şiiri ile İspanya İç Savaşı hakkında hissettiklerini aktarmıştır:

“…Bu ölüler diyarına

Ölümü tepeden indiriyor tayyareler

Caddelerde fareler

İnsan eti yemekten Adolf Hitler’e benzedi

Bu diyarda karnı toklar karnı açları yedi…”

Vedat Türkali ve Nazım Hikmet’in yanı sıra Attila İlhan, Cemal Süreya, Edip Cansever, İlhan Berk, Turgut Uyar da İspanya İç Savaşı’nı şiirlerine katmışlar, hatta Cemal Süreya bu konuda düz yazılar kaleme almış İç Savaş esnasında İspanyol şairleri ve romancılarının durumundan bahsetmiştir.

Çanlar senin için çalıyor

Üç yıl süren İspanya İç Savaşı dünyada sayısız şiire, romana, filme, makaleye konu oldu. Faşizmin kazanmasıyla sona eren İç Savaş yıllarından sonra İspanya halkı Franco’nun diktatörlüğünde 1975 yılına kadar yaşadı…

Bitmek tükenmek bilmeyen bir güç mücadelesi etrafında dönen dünyamızda insanlık tarihinin başından bu yana aslında savaşlar, zorbalıklar sadece zaman zaman biçim değiştiriyor. Söz 1937’nin Franco’sundan açılmış olsa da 2021’de hala dünya için anlaşılmamış çağrılar var… Hemingway’in ‘Çanlar Kimin İçin Çalıyor’unun ön sözünde selam verdiği John Donne’nin dizelerinin anlattığı gibi:

“Bir ada değildir insan,

Bütün hiç değildir bir başına;

Anakaranın bir parçasıdır, bir damladır okyanusta;

Bir toprak tanesini alıp götürse deniz,

Küçülür Avrupa,

Sanki yiten bir burunmuş, dostlarının ya da senin bir yurtluğunmuş gibi,

Ölünce bir insan eksilirim ben,

Çünkü insanoğlunun bir parçasıyım;

İşte bundandır ki çanlar kimin için çalıyor diye sorma;

Çanlar senin için çalıyor.”

Önceki ve Sonraki Yazılar
Tuğçe Küçük Arşivi