Tuğçe Küçük

Tuğçe Küçük

BUĞDAY AMBARININ ORTASINDA AÇ KALMAK

Lafargue ‘Tembellik Hakkı’ kitabında insanın tembellik etmeye yani tamamen boş zamana, hiçbir şey yapmadan sadece durmaya da ihtiyacı olduğunu kaydeder. Buna karşılık kapitalist dünyadaki sömürü düzeni durmaksızın çalışmayı, artı-değer üretmeyi över.

“Çağımız için çalışma çağı derler, aslında acının, sefaletin, ve yozlaşmanın çağıdır bu.”

Bugün ise çağımız tüketim çağıdır… Tüketebilmek için, tüketmeye olan (doyurdukça acıkan) açlığımızı tatmin edebilmek için daha çok daha çok ve daha çok çalışıyoruz. Günümüzün büyük bölümünü çalışarak geçiriyor arta kalan zamanda dinlenip ertesi gün yeniden aynı döngüye dönüyoruz. Farkında olmadığımız bir sefaletin içinde yozlaşıyoruz. Yozlaşıyoruz çünkü; yaratıcılığımızı dışa vuracak kendimizi gerçekleştirme ilhamını bulacak zamanımız yok. Tüketim çağı insanları olan bizlerin çalışmaya, kazanmaya, kazandığını tüketmeye ve yeniden kazanmaya ve yeniden tüketmeye vakti var ancak kendi içine bakmak için ayıracak vakti yok…

 Böylesi bir tüketim bağımlılığının ortasında yaşarken günümüzün çalışma kültürüne bakıp 19. yüzyılın atmosferinde söylenmiş bu cümleye kelimesi kelimesine katılmamak elde değil…

Tüketme Zorunluluğu

Paul Lafargue’ın 1883 yılında yayımlanan ‘Tembellik Hakkı’ eseri çalışmanın, tabir-i caiz ise kocaman bir çark olduğunu; bizlerin ise bu çarkın minicik, önemsiz, değersiz dişlileri olduğumuzu anlatıyor. Bu düzenin içinde yeme-içme, barınma gibi en temel ihtiyaçlarımızı karşılamak için -hayatta kalabilmek için- birer dişli olmaktan başka şansımız yok. Ve o günden bu güne düzenin yaptığı en iyi iş; bizi ihtiyacımız olmayan bir ürüne ihtiyacımız olduğuna ikna etmesi... Siyah bir çift ayakkabımız varken o ayakkabı işlevini yerine getiriyorsa kırmızı bir çift ayakkabıya ihtiyacımız yoktur. Ancak düzen bizi kırmızı ayakkabılara ihtiyacımız olduğuna ikna eder. Öyleyse ‘Tembellik Hakkı’nın sömürü düzenine, çalışma zorunluluğuna getirdiği eleştiriyi bir adım öteye taşıyarak günümüzde de ‘tüketme zorunluluğu’ içinde yaşadığımızı kaydetmek yanlış olmaz.

“Çalışın çalışın emekçiler, toplumsal serveti ve bireysel sefaletinizi büyütmek için. Çalışın çalışın ki daha da yoksullaşınca çalışmak ve sefil olmak için daha çok sebebiniz olsun. İşte budur acımasız kanunu kapitalist üretimin”

Özgürleştirici makine-Özgür insanları köleleştiren makine

Lafargue ‘Tembellik Hakkı’ kitabında insanın tembellik etmeye yani tamamen boş zamana, hiçbir şey yapmadan sadece durmaya da ihtiyacı olduğunu kaydeder. Buna karşılık kapitalist dünyadaki sömürü düzeni durmaksızın çalışmayı, artı-değer üretmeyi över.

Sanayi devrimi sonrasında insanların yaptığı işi makinelerin yapmaya başlamasıyla insanların kendine ayıracağı zamanın artması gerekirken bunun yerine insan ile makinenin yarışı başlamış yıkıcı, ağır çalışma koşulları katlanarak devam etmiştir.

“Gözleri kör eden, sapık ve insana kasteden çalışma tutkusu, özgürleştirici makineyi özgür insanları köleleştirecek bir araca dönüştürüyor.”

Yazar, bu noktada insanlık dışı koşullarda çalışan işçilerin çalışmayı nasıl kutsadığını, kendilerinden ödün vererek daha çok üretmek için nasıl durmaksızın çalıştıklarına değiniyor.

İşçiler insanlık dışı çalışma saatleri ile kendilerini işe kaptırarak          -otomatikleşerek- aşırı üretim yaptıklarında piyasadaki talep üretilen ürünün aşağısında kalıyor. Bu da üreticinin zararı dolayısıyla kriz demek oluyor. Kriz bu işlerin işten çıkarılmasına sebep oluyor. Çalışma zorunluluğu ile hareket eden buğday ambarının ortasında aç kalan bu insanlar artık ağır koşullara eskisinden de düşük ücretlerle katlanmayı kabul eder hale geliyorlar. İşte bu noktada insanın karnı küçülürken makinenin üretkenliği artıyor. Ve bu insanlara azla yetinme dini ve çalışma dogması vaaz edilmeye başlanıyor.

Lafargue’nin de dediği üzere ‘dillerini koparıp köpeklere atmalı onların’!...

Tembellik kimin hakkı

Sözün özü Lafargue, kendileri aylaklık edip zenginleşsin diye yoksullara iş veren sermaye sahiplerinin alkışlanmasına derin eleştiriler getiriyor. Az çalışıp tembellik hakkına sahip olması gerekenler, sefa içinde yaşamayı gerçekten hak edenler olarak azınlığı değil çoğunluğu işaret ediyor. Bu düzene çanak tutan iktisatçıları, filozofları da bir güzel elden geçiriyor.

Tüketmenin birincil alışkanlığımız haline geldiği bir çağda; bir tarafta biz tüketelim diye elinden geleni ardına koymayan bir sistem varken diğer tarafta ise krizlerin yol açtığı ekonomik imkansızlıklar içerisinde hevesle çalış ve az ile yetin vaazları çığırılıyor. En nihayetinde o günden bugüne buğday ambarının ortasında aç kalmaya devam!...

Lafargue, P. (2021). Tembellik Hakkı. İstanbul: Can Yaynları.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Tuğçe Küçük Arşivi