Teknoloji bizi nereye götürüyor?

Aslında doğanın içinde yaşayan, onun bir parçası olan varlıklar değil de doğaya karşı kendisini korumak zorunda olan canlılar gibi davranıyoruz. Geliştirdiğimiz teknolojilerle “steril” hayatlar kurup doğanın zorlu koşullarına karşı her geçen gün kendimizi daha da çok koruduğumuzu düşünüyoruz.

Ne demek teknoloji? Her gün, her dakika hatta her an dilimizde olan bu kavramı bir çırpıda tanımlayabilecek kaç kişi var aramızda? Türk Dil Kurumu sözlüğüne sorarsanız size iki cevap verecek… 1. Bir sanayi dalı ile ilgili yapım yöntemlerini, kullanılan araç, gereç ve aletleri, bunların kullanım biçimlerini kapsayan uygulama bilgisi, uygulayım bilimi. 2. İnsanın maddi çevresini denetlemek ve değiştirmek amacıyla geliştirdiği araç gereçlerle bunlara ilişkin bilgilerin tümü. Bana sorarsanız tek ve basit bir cevabım var. Soyut bilimsel bilginin somutlaşmış ve gündelik hayatımıza girmiş hali.

“TEKNOLOJİ HAYATIMIZI KOLAYLAŞTIRIYOR(MU?)”

Bu alt başlık, teknoloji üreten markaların en beylik pazarlama cümlesi. Yalan da değil. Teknoloji gerçekten de kolaylaştırıyor hayatımızı. İlk teknolojik araçlardan biri olan tekerleğin icadından bu yana çok gelişti teknoloji. Artık telefonun bir düğmesine basıp evdeki fırına “pişir”, kombiye “ısıt”, klimaya “soğut” komutu verebiliyoruz. Eve girer girmez herhangi bir düğmeye bile basmadan evle konuşarak ışıkları, perdeleri açıp kapatabilmek mümkün. Kendi kendine yol alan otonom arabalar yapıldı. Çok yakında görürüz bu “akıllı” arabaları trafikte. Hepsi şahane, hepsi hayatımızı gerçekten kolaylaştıran buluşlar. Ama gelin bu kadar olumlu olduğunu düşündüğümüz teknolojik gelişmelere bir de eleştirel aklımızı yönlendirelim. Bakalım gerçekten o kadar şahane mi, vaat ettiği gibi hayatımızı kolaylaştırıyor mu?

TEKNOLOJİ HAYATIMIZI DÖNÜŞTÜRÜYOR.

Alakasızmış gibi görünen ama hemen teknolojiyle ilişkilendirebileceğimiz bir soruyla başlayalım. Doğu ve Güneydoğu’da insanlar neden acılı yemek sever? Bunun son derece kültürel bir sebebi vardır. Daha geçen yüzyılın ortalarına kadar insanlar yiyecekleri, özellikle de çiğ etleri bozulmasın diye acı baharatlarla terbiye eder ve nispeten serin olan mağaralarda ya da toprak altında saklarlardı. Yani aslında o yörelerde yaşayan insanların acı sevmelerinin nedeni bir tercih değil, iklim koşullarından kaynaklanan bir zorunluluk. Sonraları bilim yemeklerin bozulması sorununa teknolojik bir çözüm getirdi: Buzdolabı. Zamanla bir yemek kültürüne dönüşmüş olan acı baharatlarla terbiye işlemi devam etse de kimse artık yemeklerini toprak altında ya da mağaralarda saklamıyor. İşte size teknolojinin hayatımızı kolaylaştırmasıyla ilgili harika bir hikâye. Ama küçük bir hatırlatma… Bu şahane teknolojik alet başka bir şahane teknolojik buluşa muhtaç. Ona da elektrik diyoruz. Hani arada sırada da olsa hâlâ kesilebilen, bir anda gidebilen elektrik.

ELEKRTİK GİTTİ TEKNOLOJİ BİTTİ.

Çok eskilere gitmeden, 2015 senesini hatırlayın. Türkiye genelinde altı buçuk saat süren bir elektrik kesintisi yaşamıştık ve neredeyse hayat durmuştu. Elektrik dağıtım şirketleri kesintinin şebeke hatlarından kaynaklandığını duyurmuşlardı ama bu duyuruları elektrik olmadığı için bize ulaşamamıştı. Bizim bunu öğrenebilmemiz için elektriğin gelmesini beklememiz gerekmişti. Çok daha uzun elektrik kesintilerinin olması da mümkün. Örneğin son zamanlarda muhtemel Güneş patlamalarından söz ediliyor. Orta çaplı bir Güneş patlamasının Dünya genelinde çok uzun sürecek elektrik kesintilerine neden olabileceği söyleniyor. Bunu da bize o teknolojileri sunan bilim insanları söylüyor.

Elektriksiz günler ne kadar güzelmiş, hadi etlerimizi eskisi gibi toprağa gömelim demiyorum elbette. Benim dikkat çekmek istediğim nokta şu. Artık teknolojik icat kategorisine bile koymadığımız elektrik olmadığında, en basitinden en kapsamlısına kadar pek çok teknolojik cihaz da devre dışı kalıyor. Yani biz insanlar, hayatımızı elektriğin varlığına göre yeniden şekillendirdiğimizden beri ona bağımlı yaşıyoruz. Üstelik kendimizi bağımlı kıldığımız yeni teknolojik icatları da büyük bir hızla hayatımıza sokmaya devam ediyoruz.

Hadi elektrik var da internet gitti diyelim. O zaman neler yaşayabileceğimiz hakkında hiç düşündünüz mü? Eminim pek çoğunuzun aklına hemen sosyal medya gelmiştir. İnternet gitse en büyük oyuncağımız da elimizden gider, sosyal medyadan paylaşım yapamayacak, dünyadan haber alamayacak duruma geliriz diye düşünenlerimiz çoktur. Bir de şöyle düşünün… Biraz abartılı ama gerçekleşmesi olası bir örnek vereceğim. İnternet gitse, birkaç gün yiyecek ekmek bile bulamayabiliriz. Tamamen internet üzerinden işleyen bir sipariş ve lojistik sistemi çökeceği için marketlere ürün göndermek bile sorun olacaktır. Eski manuel sisteme dönene kadar temel gıdalara ulaşmamız bile zor olabilir. Elektrik gittiğindeyse ekmeğe zaten ulaşamayız. Odun fırını mı kaldı ekmek pişirecek? Hepsi elektrikle çalışıyor.

EVLERİMİZ BELKİ BİZDEN AKILLI AMA…

Evlerindeki yapay zekâyla konuşup ışıkları, perdeleri, açıp kapatanlar; cep telefonlarıyla klimalarına, fırınlarına çalışma talimatı gönderenler; parmak izi okutarak kapısını açanlar… Elektrik kesildiğinde evinize girmeyi başarabilirseniz kafanızı yukarıya kaldırıp bütün evi bir gezin. Bakın bakalım baca deliği bulabilecek misiniz? Öyle ileri teknolojiyle donatılmasına da gerek yok. Son 10-15 sene içinde yapılmış bir evde oturanlar… Belki farkında değilsiniz ama sizin de evinizde baca deliği yok. Yani elektrik yok diye kombiniz ve klimanız çalışmadığı için o akıllı evlerinize soba da kuramayacak durumdasınız. Zaten ne zaman soba kurdunuz ki? Televizyonunuzla, bilgisayarınızla, hatta perdenizle bile konuşup anlaşmaya başladığınız evinizde, soba kuramadığınız için soğuktan donma ihtimaliniz var.

Sorun belki de şuradadır. Aslında doğanın içinde yaşayan, onun bir parçası olan varlıklar değil de doğaya karşı kendisini korumak zorunda olan canlılar gibi davranıyoruz. Geliştirdiğimiz teknolojilerle “steril” hayatlar kurup doğanın zorlu koşullarına karşı her geçen gün kendimizi daha da çok koruduğumuzu düşünüyoruz. Oysa evren içerisinde çok basit ve olağan sayılacak güneş patlaması, fırtına, deprem gibi doğa olayları bizim kurduğumuzu zannettiğimiz bu korunaklı yaşamı anında altüst edebiliyor.

TEKNOLOJİ HAFIZAMIZA MI SALDIRIYOR?

Teknolojiye bir de bu taraftan baktığımızda gördüğümüz resim değişiyor. Fark ediyoruz ki her yeni teknolojik buluş bizi daha güçlü yapıyor gibi görünse de aslında daha korumasız hale getiriyor. Yaşam tarzımızı yeniden düzenliyor, alışkanlıklarımızı değiştiriyor, bir işi eskiden doğal yollarla nasıl yaptığımızı unutturuyor. Baksanıza… Buzdolabı öncesi hayatı çoktan unuttuk bile. O olmasa ne yapacağımızı, nasıl yaşayacağımızı bilmiyoruz.

Teknoloji elbette vazgeçilecek, terk edilecek bir alan değil. Öyle olması gerektiğini düşünmek gericilik ve gelişime karşı direnç göstermek olur. Ancak bizi ileriye götürdüğünü, geleceği kurguladığını düşündüğümüz bu kavramın, bizi aynı zamanda daha kırılgan hayatlar yaşamaya ittiğini de görmek lazım.

Peki, insanın belki de en büyük dilemması olan bu durum karşısında bir çözüm var mı? Bence var: Hafıza. Araba bozulduğunda yürümeyi unutmamış olalım yeter.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Gönç Selen Arşivi