İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

AKOM derken...

Erdoğan, kar ile mücadele çalışmasında İmamoğlu’nu “basiretsizlikle” suçlarken dedi ki:
“Belediye başkanlığı yaptığım dönemde kar, tipi, bora olacak, Tayyip Erdoğan gidip evinde yatacak, yok böyle bir şey. Biz tüm belediyelerimizle AKOM’da karargâhımızı kurar, oradan İstanbul’u izlerdik.”
Halbuki biliyorsunuz, Erdoğan 1994-1998 yılları arasında İBB Belediye Başkanlığı yaptı. AKOM ise 1999 depreminden sonra, görülen ihtiyaç üzerine 12 Aralık 2000’de kuruldu.
· · ·
Belli ki Erdoğan bu konuşmayı kendisine soruları okuyan gazetecilerin arkasına yerleştirilmiş bir prompterdan okuyor. Konuşmasının metinlerini de Erdoğan dışında birileri hazırlamış! Keza konuşma sırasında, akılda tutulması pek akla uygun olmayan rakamları da detaylı olarak elindeki bir nota bakmadan söylüyor.
Konuşmayı hazırlayanlar, bu anakronik hatayı kendileri yaptığı gibi Erdoğan’a da tescil ettiriyorlar.
· · ·
Orası ayrı bir vaka, ama Meteoroloji’ye göre son dönemdeki İstanbul’un unutulmaz kışları listesinde 1994-98 arası bulunmuyor. Yani Erdoğan’ın İBB Başkanı olduğu bu süreçte İstanbul’a, Erdoğan’ın ilçe belediyelerini -olmayan- AKOM’da toplayarak sabahlamasına değecek düzeyde bir kar düşmemiş…
· · ·
Hemen bana kızmayın!
Bunu ben söylemiyorum. Meteoroloji raporları söylüyor..
İstanbul’da 1985, 1987, 1992 yıllarında yaşanan unutulmaz kışlardan sonra sakin geçen Erdoğanlı yıllar sonrası, taa 24 Ocak 2004 yılında iyi bir kar yapıyor. Sonrasında kar kalınlığının yüksek yerlerde 20 cm kadar olduğu 24, 26 Ocak 2006 kışı ve Şubat aylarındaki 2008 ve 2015 kışları var!

Fesata ihale karıştırmak

Bu fıkranın; 3.2 milyara biten açık ihalenin iptal edilerek, 9.4 milyara, davet usulü ile yandaş firmaya verilen ‘Bursa-Yenişehir-Osmaneli’ hızlı tren projesi ihalesi ile bir ilgisi yoktur. Benzerlikler tesadüften ibarettir.
Peşin peşin söyleyelim.
· · ·
Patagonya’da valilik binası yapılacaktır.
İki firma başvurur.
Birinci firma ile görüşülür; 20 milyon peso malzeme, 20 milyon peso işçilik 10 milyon peso da benim kârım. Bu işi 50 milyona yaparım diyerek teklifini verir.
İhale komisyonunun başında olan vali, ikinci firma ile de görüşeyim der.
İkinci firma gelir. Aynı işe 250 milyon peso teklif verir.
Vali sorar. “İlk firma 50 milyon teklif verdi ve maliyeti detaylandırdı. Senin izahın ne?”
Firmanın sahibi cevap verir; 100 milyon peso sana veririm, 100 milyon peso ben alırım. 50 milyona da işi birinci firmaya yaptırırız. Olur biter” diye cevap verir.
Bilin bakalım vali ihaleyi kime verir?

Robot olmadı, uzay gemisi verelim!

22 Temmuz 2007 genel seçimlerinde, il il, ilçe ilçe, sokaklarda “Ak Robot” diye bir alet gezdiriliyordu..
· · ·
Halkın sorularına “Valla yaa!” “Amet, çıldırtıyorlar beni yaa!” “Amin, inşallah, çok güzelsiniz maşallah!” gibi repliklerle, sıradan yanıtlar veren ve o sıralarda ünlü olan Japon robot Asimo’nun ikizi “Akimo” diye tanıtılan robota, sorulan sorular, aslında telsiz kamera ile yakınlarda, ortamı görebilen bir araca aktarılıyor, orada bulunan birileri tarafından yanıtlanıyordu.
Mesela, Türkiye’deki gayrimüslimlerle ilgili bir soruya “Ermeniler de bizim vatandaşımız!” diye cevap veriyordu bu japon robot!..
· · ·
Önünde merakla biriken çocuklara: “Çocuklar, gördüğünüz gibi, teknolojiyi yakından takip ediyoruz!” diyordu.
En çok hangi yemeği sevdiğini soran AKP seçmenine “Pilav üstü kuru ile büryan kebabı!” yanıtını veren robot kardeşimiz, kendisini zorla öpmeye kalkan seçmene de “dudaktan olmaz!” diyecek kadar espriliydi.
· · ·
Hangi uyanık girişimcinin eseriydi bilmiyorum ama “Seçim propagandasında robot devri” diye ortalıkta bayağı bir sükse yapmıştı.
AKP tarafından 18 bin küsur Euro’ya kiralandığı söyleniyordu.
· · ·
Sonrasında AKP birkaç robot girişiminde daha bulundu, robota kendini övdüren başkanlar, sahneden düşüp yaralanan robotlar filan oldu ama hiçbiri bi Akimo kadar olmadı.
Sonra Akimo da kayboldu ortalıktan.
· · ·
Sonuçta Robot teknolojisinden fazla yürüyemeyen AKP, Uzay Teknolojisine geçiş yaptı.
Uzay Ajansı’nı kurdu. Aya sert iniş hedefini koydu.
Ajans’ın önce fiziksel yapılanması tamamlandı. Çay makinesi ve servis minibüsü tedariği yapıldı.
Piar olarak da yüzde yüz pamuklu, üç ip şardonlu, kapşonlu TUA logolu montlar piyasaya verildi.
· · ·
Son olarak ajansın başına, başkanlık müşaviri olarak, Van depreminin artçı sarsıntılarının nedenini “Erdoğan’a teşekkür edilmemesine” bağlayan, daha önceleri AKP’den belediye başkan adaylığı, milletvekili adaylığı gibi özel kariyer hareketleri bulunan, Ödemiş Meslek Yüksek Okulu, Sebze Üretim Bölümü mezunu bir arkadaş getirildi.
· · ·
Sanırsam bundan sonra her şey hazır ve bahane yok!
Birgün gazetesinin manşetten verdiği gibi:
“Artık gerisini uzaylılar düşünsün!”

En büyük 5 günah

İhsan Eliaçık Hoca anlatıyor..
İslamın en büyük günah olarak saydığı ve Kur’an’da, hakkında ceza öngörülmüş 5 büyük hak ihlali var diyor Hoca. Yani islamın gerçek 5 şartı:
öldürme!, çalma!, iftira etme!, tecavüz yapma! ve kenz etme!.. (Yani ihtiyaçtan fazla servet biriktirme!)
· · ·
İslamı dilinden düşürmeyenlere şöyle bir bakıyoruz…
Arkadaş, bu kadar mı dört dörtlük, hatta beş beşlik müslüman olunur!
· · ·
Açıkçası ben artık bu memlekette Adnan Hoca’ya haksızlık yapıldığını düşünüyorum.
Kedicik, medicik…
Adamın tarikatının içi dışı birdi yahu!

Zaten yıkılacaktı!

Nasrettin Hoca’yı mezarında ters döndürecek hikaye şöyle gelişti.
· · ·
Habertürk programcısı Mehmet Akif Ersoy, Ulaştırma Altyapı Bakanı Adil Karaismailoğlu’na sordu, “İstanbul Havalimanı Kargo Terminali neden çöktü?”
Bakan cevap verdi: “Orası zaten yıkılacaktı!”
· · ·
Avukat Murat Ergun, bu durumu TELE1’de, şöyle bir benzetme ile açıkladı. “Cinayet işleyip hakim karşısına çıkarılan katilin kendisini, ‘adam zaten bir gün ölecekti’ şeklinde savunmasına benziyor!”
· · ·
Ayrıca “Zaten yıkılacaktı!” cevabı; içerisinde insan çalışan ve karda fırtınada yıkılma ihtimali olan bir yapının savunması olabilir mi?..
Programcının aklına, “yıkılan çatının altında kalmaktan, son anda orada bulunan bir metal tezgahın altına adeta uçarak sığınan ve şans eseri yaralı kurtulan elemanın, bu mucizevi kurtuluşu ‘size hissi kablel vuku’ olarak gelmiş miydi? O da zaten kurtulacaktı, diyebiliyor musunuz?” şeklinde bir soru sormak gelmiyor!
Ama doğrusu bu kadarına da şükür!

Elektrik çarptı!

Elektrik faturası dağıtan kurumun elemanı, bizim faturaları gece dağıtıyor.
Kapının tutamağına sarıp kayboluyor garibim.
Sanki zamları kendisi yapıyormuş gibi!..
· · ·
Yeni fiyattan ilk faturam geldi..
Çok sıkmamıza rağmen; fırın, ızgara, klima, elektrikli soba filan kullanmamamıza rağmen 409 lira yakmışız!
Tabi ki en fazla harcamamız Buzdolabı- çamaşır- bulaşık makinesi üçlüsü, elektrik süpürgesi ve ütü kaynaklı..
· · ·
Şahsen, saç kurutma makinesinden de huylanıyorum!
Malumunuz, ben hiç kullanmam. Sıksam yarısı boşa gidiyor!
“Aysel ve Cansel’e derhal saçlarınızı kestirin! Artık bu evde saç uzatmak yasak!” talimatı verdim.
Çok sert bir veto yediğimden değil ama sonra vazgeçtim!
Her ay berber masrafı, aynı kapıya geliyor!
· · ·
Faturayı inceledim.
Bir kere hala TRT payı alındığını gördüm!.. Hani kaldırılmıştı?
TRT’yi seyretmeye başladım.
Madem payı kaldırtamıyoruz, bari para boşa gitmesin!
· · ·
Bir de yanlış anlaşılan bir konu var.
Elektrik safiyatın 150 kilovatı geçerse harcamanın tamamı en yüksek fiyattan hesaplanmıyormuş!.
İlk dilim 150 de değil, 160 Kw.
Bu sınıra kadar olan bölüm %50 zamlı.
Bu sınırı aşan bölüm ise %125 zamlı.
Bu hesaplama biraz içimi rahatlatsa da, daha önce 175 TL civarında bir elektrik faturası öderken son tutarın, bunun iki katından fazla olması yine neşe bırakmadı..
· · ·
Şimdi yeni doğalgaz faturamı daha fazla heyecanla bekliyorum..
Onu da yazarım kısmetse..

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi