İ. Bülent Çelik

İ. Bülent Çelik

Erdoğan'ın zor kararı


Yurtdışından “canlı” bulabilmek için Erdoğan’ın,’Nas’tan vazgeçmesi, Mehmet Şimşek'in faizi yükseltme yönündeki isteğini “kabullendik” demesi ve bu kabulle Şimşek’in sadece faizi yükseltecek olması yetmez. 

Taze paranın gelmesi için Türkiye'de adalet ve demokrasinin yukarı yönlü bir sinyal vermesi zorunluluğu var. 

Bu durum, yabancı yatırımcının demokrasi hayranlığından kaynaklanmaz.
Yabancı yatırımcı da her yatırımcı gibi korkak, parası kıymetlidir. 

Parasının güvenliği, onu geri alabilme garantisi için onu yatıracağı ülkenin uluslararası hukuka  uyumluluğunu görmek buna inanmak ister.
Yoksa parasını yatıracak yer kıtlığı mı var? 

Hiç lamı cimi yok! 

Bunun ilk adımı olarak Can Atalay'ın tutukluluğunun kaldırılması, meclisteki sandalyesine oturması şart!

Bunu herkes biliyor. 

Elbette Erdoğan da biliyor.

Peki neden bir türlü Can Atalay serbest bırakılmıyor?

Sebebi basit!

Bütün mesele, iktidarın oyun kurucularının yıllardır çabaladığı, "Gezi'yi kriminalize etme" isteği. 

Gezi'nin kriminalize edilebilmesi, yani bir suç örgütü olarak 'kanun nezdinde' tescil edilebilmesi durumunda Erdoğan'ın eline, karşısına çıkacak herkesi ama neredeyse herkesi korkutabileceği müthiş bir 'ışın kılıcı' geçmiş oluyor. 

Tıpkı Bank Asya’dan elektrik faturası ödeyeni Fetö'cü olarak kulağından tutup içeri atma konforu gibi, her HDP'liyi PKK'ya destek ile damgalayıp susturma rahatlığı gibi; Gezi eylemlerinde tek bir kare fotoğrafı, tek bir satır sosyal medya mesajı olan bir kişiyi de tutuklamak içeri almak kolaylaşacak.

… 

Böylece müselles tamamlanacak. 

Bir yandan Fetö sopası, bir yandan PKK sopası bir yandan da Gezi sopası sayesinde Bütün muhaliflerin başının üzerinde bir demokles kılıcı sallanıyor olacak! 

Oh ne ala memleket! 

Muhalefet eden sağcı ise Fetöcülükle; Kürt ise PKK'cılıkla, demokrat ise Gezicilikle korkutacaksın. Böylece dikensiz gül bahçesinde, saltanat, sefahat süreceksin!

Anadolu'da böyle durumlarda adama "ananın en akıllı oğlu sen misin?" diye sorarlar.

Gezi eylemlerine Türkiye çapında 10 milyon kişinin katıldığı biliniyor.

Hesapta; Türkiye'deki en aktif ve hareketli muhalefeti yapabilme kabiliyetini ortaya koymuş bu 10 milyon kişiyi pasifize etme korkutma niyeti var. 

İşte Osman Kavala ve Can Atalay'ında içinde bulunduğu gezi tutukluları bu hedefin "işaret fişekleri" Erdoğan henüz bu hedefe ulaşamadı. Ama bu noktaya varabilmek için çok çaba sarfetti. 

Ama şimdi sert bir yol ayrımında…

Ya paradan vazgeçecek ya turadan…

Sekiz on yıl önce "Bilal'e Açık Mektup" isimli yazıda uyandırmaya çalışmıştım.  "Babanı kandırıyorlar.  Parasız diktatör olmaz! Sizi de bizi de yakacaklar!" demiştim. 

Şimdi maalesef oraya doğru geliyoruz!

Kimlik bunalımı


84 milyon vatandaşın kimlik bilgileri çalınmış, çalanlar 400 TL'ye, istediğiniz kişinin: ikamet adresinden kullandığı ilaca kadar tüm bilgilerini size okuyor.

Şaşırdık mı?..

Saltanatı kaybetmemek ugruna kurcalayıp durdukları, milletin nüfus veritabanına kimlerin çomakları girdi belli değil.  

Abiler koltuğu kaybetmesin diye biz neredeyse müdürü kaybedeceğiz. 

Kimin umurunda...

Belediye seçimlerinin ilk kampanyası!


Mart 2024’de yapılacak Belediye Seçimleri için ‘hazırda bekletilen’ ilk kampanya hızla devreye girdi.
Nedir?

Çocuklara ‘değerler eğitimi’ verilmesi için okullara imam atanması!

Neden “seçim kampanyası” diyoruz?
Çünkü tespit edilen pilot bölgelere bakın!..  

Eskişehir ve İzmir!
Velilerin en fazla ses çıkaracağı, en fazla itiraz edeceği bölgelerden ikisi!
Mart’a kadar büyür, gelişir meyvesi toplanır.

Hesap belli ki bu!

Aklı başında veliler neden buna itiraz eder? 

Çünkü bir meslek lisesi olarak ihtiyacın onlarca kat üzerinde yetiştirilen imamhatiplerden mezun olanlara iş üretilecek, böylece ‘pedagojik formasyon eğitimi’ olmayan imamlar, vaizler çocuklara ahlak ve medeniyet öğretecek!

Peki bu; ‘Pedagojik Formasyon’ ne demek?
Çocuk eğitiminde bilime tabi olmak demek. 

Misal, çocukların 9 yaşına kadar, kavramsal zekalarının gelişmediğini bilmek demek.

Hangi yaştaki çocuğa, hangi eğitsel cümleyi nasıl kurabileceğini bilmek demek.

Aklı başında ülkelerde, bunu bilmezsen, değil ahlak dersi vermek, çocuğa bir bardak su veremezsin!..

Verirsen ne olur?

Analitik zekası eksik çocuk yetişir.

General olur ama akşam 9'da darbe yapmaya kalkar!

Ekonomistim diye kitap yazar ama; dün “nas” der faizi düşürür, bugün “pas” der faizi yükseltir.

Sıra size de gelecek!


Birkaç gün önce gazetemizde de haber oldu.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Çocuk Hizmetleri Müdürlüğü, çocuk hakları ile ilgili bir afiş hazırlatmış.

Afişte, hak arayan çocukların elinde gökkuşağı renklerinde bir şemsiye var.

Üstelik afiş, önceki bakan döneminde hazırlanmış ve kullanımdan kaldırılmış.

Vay sen misin çocukların eline LGBTI+  şemsiyesi veren?
“Muhakkıkin-i ehl-i tarikat”, derhal pozisyon almış. 

“Çocukları eşcinsel yapacaklar!”

Kim yapacak?

AKP’li Aile Bakanlığı!

Yakın zamanlara kadar ilkokul birinci sınıf duvarlarında asılı 4 mevsim panosunda, ilkbaharın olduğu kutuda mutlaka bulunan, yüzlerce hikayeye konu olan, binlerce çocuk resmine tema olan gökkuşağı şimdi suç oldu!


Üstelik Bakanlık suçlamayı neredeyse haklı gören bir açıklama yaparak, “Biz kullanmadık, önceki dönem kullanılmış!” diye izahatta bulunuyor.

Koltuk uğruna tarikatları besleyenler şunu hiç akıllarından çıkarmasınlar.
İslam toplumları “reformlarını, rönesanslarını” yapamadıkları için bu toplumlarda tarikatlar tabiatları icabı daima iktidara taliptir.

Bir tarikatın iktidara gelmek için önündeki tek engel, bunun için kullanacağı gücün henüz yetersiz olmasıdır.  

Koltuk uğruna tarikatları beslemek, bir kafeste canavar yavrusu beslemeye benzer. Tecrübeyle idrak ettiğiniz üzere, yeteri kadar büyüdüğünde ‘yemek olma’ sırası size gelir.

Sınır ötesi hırsızlık!


CHP Isparta Milletvekili H. Yalım Halıcı’nın soru önergesindeki soru, bir gerçeği ifşa ediyor ise hakikatten dükkanı kapatıp gidelim!

Türkiye’deki Suriyelilerin sağlık alanında Türkiye vatandaşından daha ayrıcalıklı konumda olmaları yeni bir kazanç kapısının yolunu açmış.

Sadece bizim Suriyelilerin değil Suriye’deki suriyelilerin de kazandığı bir kapı!

Şöyle bir tezgah kurulmuş.
Suriye’deki eczacılar, Türkiye’de herhangi bir hastalığı olmayan sığınmacılarla anlaşıyor. Türkiye’de doktora gidip kendilerine pahalı ilaçlar yazdıran bu kişiler, bu ilaçları suriye’deki eczacıya ulaştırıyor 

Eczacı da bu ilaçları kendi vatandaşlarına satıyor.

Soru önergesine konu olduğuna göre bu olay münferit bir olay değil!

Zira tek bir vaka için meclise soru önergesi değil, emniyete ihbar varakası verilir!

Bu işi yapan Suriyeli mülteciler belki cahil, çaresiz ve hatta ahlaksız!

Onlardan bu ilacı satın alan Suriyeli eczacılar da adlı adınca hırsız!

Tamam da, benim takıldığım yer şurası! 

Suriyeli mülteciye ihtiyacı olmadığı halde bu İlacı yazan kim?

Türk doktorlar değil mi?

:::

Neden yazıyorlar?
Yazmazlarsa tehdit mi ediliyorlar?
Yoksa umursamıyorlar mı?
Kim bu doktorlar?
Konunun ortaya çıkması gereken asıl vahim ötesi noktası burası…

Önceki ve Sonraki Yazılar
İ. Bülent Çelik Arşivi