İşgücü ve İstihdam Rakamlarının Ekonomi Politiği

Bu hafta hem küresel bağlamda hem de yurt içi makro-finansal görünüm açısından önemli gelişmeleri gözlemlemekteyiz. Bu gelişmelerin para politikası açısından ne anlama geldiğini bir sonraki yazıya bırakmak istiyorum. Bu yazımda Çarşamba günü açıklanan İstihdam verilerini değerlendirmek istedim. Her zaman olduğu gibi önce açıklanan verileri inceleyerek başlamak istiyorum.
TÜİK istihdam rakamlarını artık aylık olarak açıklayacağını duyurdu yani yöntemsel bir değişikliğe gitti. TÜİK önceki dönemlerde üçer aylık hareketli ortalamalar biçiminde aylık olarak yayınladığı istihdam rakamlarını artık bağımsız aylık tahminler olarak vereceğini duyurdu. Bu bence oldukça önemli bir adım olmasına rağmen geçmiş aylarla karşılaştırma yapma olanağını sınırladığını da söylemem gerekiyor.
Açıklanan rakamların detayına baktığımızda kafa karışıklığı yaratan üç önemli durum görüyoruz. Öncelikle TÜİK işsizlik oranı tanımlarında değişikliğe gitmiş ve çeşitlendirmiştir. Manşet oranın (12.2) yanına Atıl işgücü (29.1), potansiyel işgücü ve işsizlerin bütünleşik oranı (22.5), zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin oranı (19.7) biçiminde dört ayrı işsizlik tanımı yapmıştır. TÜİK her ne kadar manşet rakam dışındakilere işsizlik tanımı yapmasa da bu rakamların geniş tanımlı işsizlik oranını tanımladığını söyleyebiliriz. Dolayısıyla bu tanımlamaların kendisi yukarıda bahsettiğim kafa karışıklıklarının ilkini oluşturmaktadır. Zira sorunu doğru tanımlamak çözüm için ilk adımdır. TÜİK’in neden bu verileri işsizlik oranı olarak tanımlamadığı sorunun tespiti açısından soru işareti barındırmaktadır.
Kafa karışıklığı yaratan ikinci durum ise açıklanan işsizlik oranı tanımlarına baktığımızda geniş işsizlik oranı tanımları önceki aylara göre artış gösterirken manşet rakamın azaldığını görüyoruz. Yani geniş işsizlik oranı artarken manşet oranın azalması önemli bir soru işareti olarak durmaktadır.
Açıklanan verilerde kafa karışıklığı yaratan üçüncü bir durum ise işsizliğin kompozisyonu ile ilgili. Kış aylarında tarım istihdamının nasıl arttığı ve bu istihdam artışının büyük çoğunluğunun kadınlardan kaynaklı oluşu, hizmetler sektöründeki istihdam artışının tamamen erkeklerden oluşmasını yansıtan tahminlerin de oldukça soru işareti barındırdığı söylemem gerekiyor.
Elbette açıklanan rakamlara ilişkin tartışmalar bunlarla sınırlı değil. İşgücüne katılım oranının düşmesi, genç işsizlik oranının ve kayıt dışı istihdamın yüksek oluşu da işgücü piyasası ile ilgili önemli sorunlar olduğuna işaret etmektedir.
Açıklanan bu rakamları ekonomi politikası çerçevesinde değerlendirmek gerekirse öncelikle istihdam konusunda bakış açımızın değişmesinin gerektiğini düşünüyorum. Türkiye her ne kadar 2020 yılını % 2 civarında büyüyerek kapadıysa da daha önce pek çok defa belirttiğim gibi büyümenin istihdam etkisi düşük olmuştur. Açıklanan bu büyümenin istihdam yaratmayan bir büyüme mi yoksa istihdam yaratamadığımız için potansiyelin altında kalan bir büyüme mi olduğu konusunun önemli bir tartışma alanı açacağını düşünüyorum. Ana akımın büyümenin istihdamı artıracağı görüşünün aksine ücret ve istihdam artışlarının ekonomik büyümeyi potansiyele yaklaştıracağını düşünmekteyim. Yani büyüme ve istihdam arasındaki nedensellik ilişkisinin istihdam artışından büyümeye doğru olduğunu söylemek istiyorum. Kaldı ki potansiyelin altında kalan büyüme oranlarının ekonomik durgunluk anlamına geldiği de unutulmamalıdır.
Tarım dışı istihdam rakamının yüksekliği ve daha da önemlisi atıl işgücünün fazlalığı bu noktada kamunun daha aktif rol alması gerektiğini göstermektedir. Kamunun yüksek verimliliğe sahip alanlara yatırım yapması, teknoloji gelişimine daha fazla harcama yapması ve gelir yaratıcı uygulamaları benimsemesi ve en önemlisi veri politikasında kökten değişime gitmesinin gerekliğini savunuyorum.
Elbette emek yoğun üretimin yüksek olduğu bir ekonomide ücret artışlarının ve vatandaşlık geliri yaratılmasının enflasyonu artırıcı etki yaratabileceğini kabul diyorum. Bununla birlikte orta –uzun vadede bu sayede sağlanacak üretim artışlarının fiyat istikrarını destekleyici olacağını düşünmekteyim. Tabi buna yönelik olarak tarım kesiminin de öncellikli olarak desteklenmesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum. Şunu da belirtmek gerekiyor ki, gelir adaletsizliğinin arttığı, genç işsizliğin yüksek olduğu ve gençlerin iş bulmaktan ümidini kestiği koşullar altında istikrarlı büyümenin mümkün olamayacağı da bir gerçektir.
Grafik 1. Mevsimsel Etkiden Arındırılmış İşsizlik Oranı Verileri

Önceki ve Sonraki Yazılar
Baki Demirel Arşivi