Tamam, eğleniyorum. Çok da gülüyorum, Hasan Can…

Çok zaman sonra, hatta yıllar sonra programa düşenlerden biri de ben oldum.

“Düşenlerden” kelimesini özellikle kullanıyorum. Çünkü buraya bu tanımlamayı bilinçli olarak koyuyorum. Programda konuşulanları düşündükçe başka türlüsü de gelmiyor aklıma.

Programa düşmeye geç kaldım elbette. Ama bu geç kalmışlığın bir avantajı oldu: Arka arkaya bütün bölümleri izlemek ve izlerken de bir anlamda ülkeyi gezmek.

Neden ülkeyi gezmek diyorum? Çünkü yurdumun her yerinden insanlar programa geliyor, seyirci oluyorlar, sonra da hiç çekinmeden eteklerindeki taşları olduğu gibi döküyorlar. Konuştukça konuşuyorlar. Her şeyi anlatıp malzeme veriyorlar; sanki terapideler.

Üstelik buradan alınan kişisel malzemeyle, kahvede biri aynı cümleleri kendilerine söylese kavga çıkaracakken, programda kendi hikâyelerini anlatırken kendileriyle barışık, pamuk gibi insanlara dönüşüyorlar. Kendileriyle eğlenmeyi, hatta kendileriyle dalga geçmeyi de program boyunca öğreniyorlar. Ne acayip!

Memleketin her köşesinden; yaşı, kültürü, eğitimi, sınıfı birbirinden farklı binbir çeşit insan aynı stüdyoda buluşuyor. Üşenmeyip yollara düşüyor, taa nerelerden geliyorlar. Sonra gülüp eğlenip, rahatlayıp programdan ayrılıyorlar. Hangi programdan mı bahsediyorum? Tabii ki Konuşanlar ve Hasan Can Kaya’dan.

Tamam, eğleniyorum. Çok da gülüyorum, Hasan Can… - Resim : 1

Aslında Hasan Can Kaya ismi bende uzun süre başka bir şey çağrıştırıyordu: Önyargı. Küfür, argo, belaltı sohbet… Hiç sevmem. Sulu şaka da hiç bana göre değil. Küfür etmeyi de bilmem. “Aman, duruşumu bozmayayım” diyerek uzun süre programı izlemeyi reddettim. Sanki doğuştan saraylıyım! Bildiğin kasabalıyım halbuki. Kendisiyle dalga geçen Hasan Can Kaya isimli bir adam var ve herkes onu konuşuyor. “Bir izleyeyim” demez misin?

Sıkıcı tiyatro oyunlarını, sanat sepet hikâyelerinin içinde olmayı biliyorum ama değil mi?

Sonra bu sanat sepet tayfasından iki üç arkadaşım Hasan Can Kaya izlediklerinden bahsetti.

“Yok artık” dedim. Onlar izliyorsa referansıyla, benim de izlemem lazım dedim ve hikâye böyle başladı. Çok sonradan izlemeye başladığım için çok fazla doz aldım tabii. Bir dönem evde sürekli gülen biri oldum. Sonra kendimi kurtardım ve bir süre ara verdim izlemeye. Uzun süredir kendisini ve programını sevmeye başlamıştım. Hatta bağımlılık da yarattı.

İNSANLARI OKUMAK

Bu başarıyı kim görmezden gelebilir ki? Sıfırdan, “olmaz” denilen bir zamanda YouTube’la başlayan bir hikâye onunki. Kendi halinde başlayan bu hikâye önce bir platforma, ardından uluslararası bir platforma uzandı. Bugün ise çok geniş bir izleyici kitlesinin takip ettiği büyük bir başarı hikâyesinden söz ediyoruz. Ama benim asıl ilgimi çeken başarıdan çok, bunu nasıl yaptığı. Konuşarak, spontane biçimde, karşısındaki insandan aldığı malzemeyi anında mizaha dönüştürmek… O anlık etkiyi, tepkiyi yakalamak kolay değil. Bunu nasıl başarıyor bilmiyorum ama bildiğim bir şey var: Çok iyi yapıyor bu işi. Hem de çok acayip iyi yapıyor.

Bir başka sevdiğim tarafı da şu: Sıfırdan zirveye çıkan bu hikâyede şımarıklığın, sonradan görme hâllerinin çok fazla patlak vermemesi. Umarım değişmez. Çünkü insanoğlu çiğ süt emmiş, güven olmaz. Ama kendisi geldiği yerden ve beslendiği malzemeden güç aldığı için çok da değişeceğini sanmıyorum. Ona bakınca, insan sarrafı olduğunu düşünmemek mümkün değil. Karşısındaki kişinin haritasını birkaç dakikada çıkarıyor ve oradan mizah malzemesini bulup alıyor. Dış görünüş, yaş, cinsiyet, memleket, eğitim, aile, ilişkiler…

Her şey malzeme. Belki de asıl mesele burada. Kendi aramızda konuştuğumuz, bazen en yakın arkadaşımıza bile anlatırken çekindiğimiz hikâyeleri, bize bizden biriymiş gibi anlattırmayı başarıyor. Üstelik bunu televizyonda yapıyor. Çok acayip kafa, çok acayip kafalardayız. Beyinleri yakıyor sanırım Hasan Can.

Konuşanlar’ın yeni sezon lansmanına davet edilenler arasında ben de vardım. Yine şahane bir ev sahipliğiyle gece çok güzel geçti. Aklıma hemen “Yeni sezonda programa ben de seyirci olarak gitsem mi?” fikri düştü. Sonra hemen uzaklaştırdım. Çünkü benim dilimin kemiği yok.

Her şeyi anlatır, dönerim ben o programdan. O derece. Eee, kendisinde de şeytan tüyü var. Üstelik lafı da gediğine koyuyor. Olmaz hocam!

Tamam, eğleniyorum. Çok da gülüyorum, Hasan Can… - Resim : 2

BİR DE SİNEMA MESELESİ VAR

Ama asıl merak ettiğim başka bir şey var: Sinema. Hasan Can Kaya’nın 2023’te vizyona giren ilk sinema filmi Çok Aşk’ın senaryosunda imzası vardı ve başrolünde Büşra Pekin’le birlikte yer aldı; filmin yönetmeni Kıvanç Baruönü’ydü. Benim açımdan ise o film, Hasan Can Kaya’nın bugün Konuşanlar’da gördüğümüz gücünü sinemaya taşıdığı bir film olmadı.

Bunu özellikle söylüyorum çünkü şimdi ondan beklentim başka. Bir komedyenin sahnede ya da bir talk show formatında çok iyi olması, sinemada da aynı sonucu vereceği anlamına gelmiyor. İlk filmi hiç olmadı bence. Ama eski bir senarist olan Hasan Can Kaya’dan hala sinemaya dair umudum var ki şimdi yeniden film yapma hazırlığında olduğunu biliyoruz. İşte bu filmi başka türlü bekliyorum. Çünkü artık elinde çok daha fazla deneyim, çok daha geniş bir hayat malzemesi ve ne yapmak istediğini bilen bir Hasan Can Kaya var.

Ben ondan mizahın ve duygunun aynı çizgide dans ettiği, karakterlerin yalnızca espri üretmek için kullanılmadığı, doğal akan, hayatın içinden bir film bekliyorum.

Kısacası bu kez Konuşanlar’daki Hasan Can Kaya’nın sinemaya da gerçekten dokunmasını istiyorum. Olmayacaksa hiç yapmasın. Ama olacaksa da şöyle eli yüzü düzgün, kendi dünyasını gerçekten anlatan bir film olsun.

‘KONUŞANLAR’ TEK BÖLÜM YETMİYOR

Konuşanlar’ın yeni bölümünü her cuma Disney’de eş zamanlı izliyorum. Bölüm bitiyor, “Bu kadar mı?” diyorum. Tek bölüm yetmiyor işte. Siz de izleyin. Bayılacaksınız. Gerçi eminim herkes izliyordur, söylememe bile gerek yok. Benim mesele biraz geç oldu sadece.

Yeni keşfetmedim elbette yazmaya da itirafa da sıra bana şimdi geldi.

Yazımı Hasan Can Kaya’nın sözleriyle bitireyim:

“Hiçbir şeyle başlayan hikâye sayenizde masala dönüştü. Siz benim izleyicim değil, canım arkadaşımsınız.”

Arkadaşım Hasan Can Kaya, teşekkürler.

İyi ki varsın.