Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

“Orta sınıflar nereye gidiyor?”

Ayvalık Uluslararası Film Festivali kapsamında ASKEV Sera’da düzenlenen “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” başlıklı söyleşi festivalde en çok ilgimi çeken etkinlik oldu. Çünkü birkaç gündür filmlerin içinden baktığım kaygı, sıkışmışlık, gerçekleşmeyen ihtimaller ve başka bir hayat arayışı, bu kez doğrudan hayatın kendisi üzerinden konuşuluyordu. Fatih Özgüven’in yönettiği söyleşiye akademisyen Polat Alpman, senarist-yönetmen Arda Ekşigil, yapımcı-senarist Enis Köstepen ve yönetmen Pınar Yorgancıoğlu katıldı.

ASKEV Sera’da düzenlenen “Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” söyleşisi konuşmalar ilerledikçe bende görünen gülmek ile ağlamak arasında kaldığım duygu oldu. Çünkü arafta kalan bir orta sınıfın içinde tek başıma bocaladığımı bir kez daha anladım. Diploma, meslek, statü, gelecek planı, aile, güven duygusu ve başka bir hayat kurabilme ihtimalleri sorgulamaya yol açtı. Üstelik bütün bunlar, festivalde yer alan filmlerin ortak duygu dünyası üzerinden konuşuldu. Bu anlamda izlediğim filmleri bir kez daha bu başlık altından bakarak yeniden yorumladım.

orta-siniflar-nereye-gidiyor2-1

Polat Alpman: “Orta sınıf hâlâ yaşıyor ama yaşadığı hayata inanmıyor”

“Orta Sınıflar Nereye Gidiyor?” başlıklı oturumda konuşan Prof. Dr. Polat Alpman, orta sınıfın yaşadığı krizi “orta sınıf melankolisi” kavramı üzerinden ele alıyor. Alpman’a göre melankoli bir kayıp duygusu ancak kaybedilen şeyin ne olduğunun tam olarak bilinememesi. Bugün orta sınıfın parasını, geleceğini, güven duygusunu, sınıfsal yükselme ihtimalini ya da çocuklarının kendisinden daha iyi bir yaşam sürebileceğine ilişkin umudunu kaybetmiş olabileceğini söylüyor. Ancak belki de bunların hiçbirini bütünüyle kaybetmedi; asıl mesele, bunların hepsini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu duygusuyla yaşaması.

Alpman, orta sınıfı yalnızca ekonomik bir kategori olarak değil, sahip olduğu imtiyazları sürekli yeniden üretmek zorunda olan bir sınıfsal konum olarak tanımlıyor. Diploma değerini korumalı, mesleki beceriler güncellenmeli, çocuk doğru okula gönderilmeli, doğru mahallede yaşanmalı, sosyal ve kültürel sermaye çocuklara aktarılmalı. “Orta sınıf hayatını karakterize eden şey yatırımlar. Her şey yatırım. Eğitime, konuta, bedene, çocuğa...” diyor. Orta sınıfın ayrıcalığının ise geleceği görece öngörülebilir kılabilmek olduğunu belirtiyor. Ancak bugün bu dönüşüm mekanizmasının bozulduğunu söylüyor. Alpman’ın ifadesiyle, “Diploma var ama kariyere dönüşmüyor. Kariyer güvenceye dönüşmüyor. Gelir mülkiyete dönüşmüyor. Kültürel sermaye statüye dönüşmüyor.” Çalışmanın sınıfsal yükselmeye dönüşmediğini, çocuklara yapılan yatırımın daha iyi bir gelecek garantisi sağlamadığını ve eğitimli olmanın, bir mesleğe sahip olmanın artık güvenli bir hayat üretmek için yeterli olmadığını vurguluyor. Ona göre orta sınıf krizinin çekirdeğinde tam da bu “dönüşüm krizi” bulunuyor.

Bu noktada Alpman’ın “endişe makinesi” tanımı önem kazanıyor. Orta sınıf görece ayrıcalıklı olsa da bu ayrıcalığın garanti altında olmadığını, güvencesizliğin sınıfın temel duygularından biri hâline geldiğini söylüyor. Çünkü orta sınıfın temel varsayımı, yarının bugünden daha iyi ya da en azından bugünkü kadar iyi olacağı düşüncesi. Bu varsayım sarsıldığında ise orta sınıf melankolisi başlıyor.

Alpman’ın filmler üzerinden yaptığı değerlendirmelerde de bu melankolinin izlerini görmek mümkün. Aile meselesinde ise filmlerde ortak bir duygusal dünyanın ortaya çıktığını belirtiyor. Aile hâlâ dayanışma, bakım, duygusal güvenlik ve ortak yaşam alanı olarak zihnimizde duruyor. Ancak aynı evde yaşayan aile üyelerinin ortak bir duygusal dünyaya sahip olmadığını, herkesin kendi bireysel baş etme ve kaçış deneyimini yaşadığını söylüyor. Ve bunu çarpıcı bir cümleyle özetliyor: “Aile dağılmamış. Daha kötüsü şu: Dağınık hâlde bir arada.”

Alpman’ın konuşmasının sonunda vardığı yer ise orta sınıfın bugün yaşadığı sıkışmayı özetliyor. Ona göre mesele orta sınıfın belirli bir şeyi kaybetmesi değil; kendi fantezisinin içinde mahsur kalması. Vaat edilmiş hayatın gerçekleşmeyeceğini fark etse de o yaşam idealini sürdürmeye devam ediyor. Bu nedenle orta sınıfın melankolisi, hareket edememenin ve kendi varlığını melankolik bir duygu durumu içerisinde sürdürmenin sonucu. “Orta sınıf hâlâ yaşıyor ama yaşadığı hayata inanmıyor.”

orta-siniflar-nereye-gidiyor13-1

Pınar Yorgancıoğlu: “Bize ‘yeterince çalışırsanız başarılı olursunuz’ denildi”

Pınar Yorgancıoğlu, orta sınıf meselesinin farklı kuşaklar için farklı anlamlara geldiğini söylüyor. Kendi kuşağı açısından orta sınıf olmanın, çalışkanlık üzerinden kurulmuş bir hayat formülüyle birlikte düşünüldüğünü anlatıyor: Yeterince çalışır, yeterince anlayışlı, esnek ve iyi niyetli olursanız başarılı olacağınız ve hayatın sizi bunun karşılığında mutlu edeceği sözü verilmiş. Ancak bugün geriye dönüp baktığında bu formülün artık karşılığının olmadığını düşünüyor. Özellikle bağımsız çalışma ekonomisiyle birlikte hayatta kalmanın bambaşka bir gerçekliğe dönüştüğünü söylüyor.

Kendi deneyiminden hareketle, kültürel ve eğitim açısından ayrıcalıklı bir yerden gelmesine rağmen evsizlikle arasındaki tek şeyin ailesinin sağladığı destek olduğunu belirtiyor. Bu durumun hem kendisi hem de ailesi açısından ciddi bir gerilim yarattığını anlatıyor. Çünkü ebeveynlerinin kuşağı, kendilerinden beklenenleri yaptıklarına, çocuklarını büyüttüklerine, kendi ebeveynlerine baktıklarına ve çalışarak bunun karşılığında rahat bir hayat sürebileceklerine inanarak yaşadı. Şimdi ise çocuklarına bakmaya devam etmek zorunda kalabilecekleri gerçeğiyle yüzleşiyorlar.

Bu gerilimin her zaman açıkça dile getirilmese de hissedildiğini söylüyor. “Bize bir şey olsa sen ne yapacaksın?” kaygısının aile içinde sürekli bir endişe yarattığının altını çiziyor. Pınar’ın sözlerinde belki de en belirgin duygu, bir kuşağa vaat edilen hayat ile bugün karşılaşılan gerçeklik arasındaki mesafe. Geçmişte orta sınıf çocukları için aileye karşı çıkmak ve kendi macerasını yaşamak mümkünken, bugün aynı kuşağın çocuklarının çok daha farklı bir ekonomik ve toplumsal gerçeklikle karşı karşıya kaldığını anlatıyor.

Arda Ekşigil: “Yılgınlıkla isyan arasında bir insan grubu”

Senarist-yönetmen Arda Ekşigil ise orta sınıfın bugünkü ruh halini “yılgınlıkla isyan arasında” bir yerde tarif ediyor. Bir yandan ekonomik ve siyasi nedenlerle içe dönme ve yılgınlık yaşanırken, diğer yandan bir patlama arayışının sürdüğünü söylüyor. Bu patlama her zaman büyük bir politik eylem olarak ortaya çıkmıyor. Bazen müzikte, oyunda, küçük konserlerde, bir partide ya da kendi çevresini yaratma çabasında kendini gösteriyor.

Ekşigil, Ziya Demirel’in filmindeki evde müzik yapılan sahneyi bu açıdan değerlendiriyor. Dış dünyadan kısa süreliğine soyutlanan, kendi küçük cemaatini yaratan ve orada kendi orta sınıf hayalini sürdüren insanların görüntüsünden söz ediyor. “Bir yandan yılgınlık var, bir yandan da her an ‘Nasıl isyan edebiliriz?’ meselesi var.”

Ancak bu isyanın da belirsizlik taşıdığını belirtiyor. Ortaya çıkacak sonucun ne olacağı bilinmiyor ve hayal kırıklığı ihtimali de var. Bu nedenle ortada devrimci bir perspektiften çok, dönem dönem yükselen bir “patlama arayışı” bulunuyor.

“İnsan ülkesini hangi noktada terk eder?”

Söyleşinin en dikkat çekici başlıklarından biri de yurt dışına gitme meselesiydi. Filmlerde giderek daha fazla karşımıza çıkan bu arzu, yalnızca bir göç meselesi olarak değil, orta sınıfın geleceğe ilişkin sıkışmışlığının bir sonucu olarak ele alındı.

Arda Ekşigil, asıl ilginç sorunun “Nereye gidilir?”den önce “Ne zaman gidilir?” olduğunu söylüyor.

“İnsan ülkesini hangi noktada terk eder? Bu çok ilginç bir soru bence.” İran’dan örnek verdiği bir film üzerinden, iyi eğitimli, orta sınıftan bir gencin yurt dışına gitmek üzereyken yaşadığı kararsızlığı anlatıyor. Kendisinin de gitme ihtimali varken gitmek istememesi, kararın kendisini önemli hale getiriyor.

“Hangi nokta artık dayanılmaz noktadır?” sorusu böylece yalnızca bir film karakterinin değil, bugün orta sınıfın karşı karşıya olduğu bir soruya dönüşüyor. Ekşigil, bu meselenin yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını da vurguluyor. Farklı ülkelerdeki genç orta sınıfların benzer belirsizlikler, göç arzusu ve gelecek kaygıları yaşadığını hatırlatıyor.

orta-siniflar-nereye-gidiyor14-1

Enis Köstepen: “İstanbul’da kira ödeyip ödememek insanın bütün hayatını değiştiren bir mesele”

Enis Köstepen, Sarı Zarflar’ı orta sınıf üzerinden düşünürken senaryo sürecinde Türkiye’deki siyasi gelişmelerin önemli bir yer tuttuğunu belirtti. Bu gelişmelerin senaryoya nasıl aktarılabileceği, nelerin birebir kullanılabileceği ve nelerin belirsizleştirilmesi gerektiği üzerine düşündüklerini anlattı. Türkiye’de yaratıcıların ister istemez kendi sınıflarına bakma zorunluluğu hissettiğini söyleyen Köstepen, işçi sınıfına dair hikâyelerin yerine orta sınıfın sinemada daha fazla görünür olduğuna dikkat çekti. Filmin önemli temalarından birinin evini kaybetme ve yeniden ev kurma meselesi olduğunu belirten Köstepen, Sarı Zarflar’da Ankara’da yaşayan tiyatrocu bir çiftin hikâyesine odaklandıklarını anlattı. Akademisyen olan karakterin bir eyleme destek vermesi nedeniyle işini kaybettiğini, çiftin evini kaybettikten sonra erkeğin İstanbul’daki annesinin yanına gitmek zorunda kaldığını söyledi. Bu durumun “yeni bir ev kurulabilecek mi?” sorusunu ortaya çıkardığını ifade etti.

Ev meselesinin yanı sıra kuşaksal mülkiyet ve servetin de filmde önemli bir yer tuttuğunu vurgulayan Köstepen, kadın karakterin ailesinden kalan arsayı satmak istediğini, ancak ağabeyinin “mal satılmaz, bu değerlenecek” anlayışıyla buna karşı çıktığını anlattı. Bu noktada kuşaksal servete sahip olup olmamanın belirleyiciliğine dikkat çeken Köstepen, İstanbul’da kira ödeyip ödememenin insanın bütün hayatını değiştiren bir mesele olduğunu söyledi.

Orta sınıfın “orta”sı da kayboluyor

Söyleşinin sonunda “Orta sınıflar nereye gidiyor?” sorusunun tek bir cevabı yoktu.

Kimi için başka bir ülkeye, kimi için başka bir mesleğe, kimi için kendi içine, kimi için müziğe, oyuna ya da sinemaya… Ama bütün bu yolların kesiştiği yerde aynı duygu vardı: Bir zamanlar geleceğe ilişkin verilen sözün artık eskisi kadar inandırıcı olmaması. Hayallerin yok olması ve yaşanılan kaygı…

Ve sinema, tam da bu inanç kaybının, sıkışmışlığın, kaçma arzusunun ve gerçekleşmeyen ihtimallerin hikâyesini de anlatıyor.

orta-siniflar-nereye-gidiyor9-1-1

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi