Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

Ayvalık’ta sinemanın içinde bir zaman

Dört gün boyunca filmlerin, sohbetlerin ve karşılaşmaların arasında kaldım. Bazen bir film, bazen bir oyunculuk, bazen de salondan çıkan bir cümle peşimden geldi. Festivalin ardından aklımda kalan yalnızca izlediklerim değil, sinemanın hayatla kurduğu o güçlü bağ oldu.

img-20260914-wa0061

Ayvalık Uluslararası Film Festivali için geçirdiğim dört kısa günün ardından yine yenilenmiş hissederek döndüm. Bazen birkaç günlüğüne hayatın alışılmış akışından çıkmak, kendini tamamen sevdiğin bir şeyin içine bırakmak iyi geliyor. Benim için bu kez o şey sinemaydı. Günde iki, bazen üç film izlediğim yoğun bir programım vardı. Bir filmden çıkıp diğerine yetişirken, aralarda kahvemi içerken ya da bir sonraki gösterimi beklerken bile aklım izlediğim filmde, birazdan izleyeceğim hikâyede kalıyordu. Dört gün boyunca sinemayla bu kadar iç içe olmak, bir anlamda kendime dönmek gibi geldi. Kısa zaman içinde mümkün olduğunca ilk gösterimlere gitmeye, farklı filmler izlemeye ve Türk sinemasının yaratıcılarıyla bir araya gelmeye çalıştım. Filmler kadar sonrasında yapılan sohbetler, karşılaşmalar ve sinema üzerine kurulan cümleler de hafızamda kaldı. Bir filmin yalnızca perdede başlayıp bitmediğini, üzerine konuşulduğunda ve başka insanlarla paylaşıldığında büyüdüğünü bir kez daha hissettim. Belki de en iyi gelen tarafı, gündemin ağırlığına birkaç günlüğüne ara verebilmekti. Umutsuz giden günlerin içinde insanın kendine nefes alacak küçük alanlar açması gerekiyor. Ben o alanı filmlerin arasında buldum. Başka hayatlara, başka ihtimallere bakmak; başkalarının hikâyelerini dinlemek, kendi hayatının gürültüsünden de bir süre uzaklaştırıyor insanı.

karanlikta-islik-calanlar1

Festival boyunca özellikle Türk sinemasının genç oyuncularını izlemek ayrıca heyecan vericiydi. Perdede yeni yüzlerin, yeni oyunculukların, kendine özgü bir enerji taşıyan gençlerin çoğalması bana umut verdi. Başarılarını izlerken kendi adıma gurur duydum. Karşılaştıklarımda beğenilerimi söylemeyi, onları tebrik etmeyi de elbette ihmal etmedim.

JAVIER BARDEM’İN BIRAKTIĞI İZ

İzlediğim filmler arasında bende en çok iz bırakan iki film oldu: En Sevdiğim ve Muhteşem Bir Hayat. Rodrigo Sorogoyen’in ‘En Sevdiğim’ filmi, Javier Bardem’in oyunculuğuyla uzun süre aklımda kalacak. Bardem’in canlandırdığı Esteban yalnızca geçmişiyle hesaplaşan bir baba değil; sinemadaki gücüyle özel hayatındaki yaralarını birbirine karıştıran, kendi yarattığı dünyanın içinde kaybolmuş bir adam. Film de tam burada sinemanın kendisini meselenin içine çekiyor. Bir yönetmenin “dâhi” olarak görülmesinin ardındaki güç ilişkilerini, aileyle sinema arasındaki sınırların nasıl birbirine karışabildiğini sorguluyor.

en-sevdigim-the-beloved-1

Bardem’in oyunculuğunda beni etkileyen de karakterin bu çelişkili taraflarını aynı anda taşıyabilmesi oldu. Müthiş oynuyor. Sertliğiyle kırılganlığı, kendine güveniyle çaresizliği, otoritesiyle geçmişinden taşıdığı yükler aynı karakterin içinde dolaşıyor. Baba-kız ilişkisindeki gerilim de filmi yalnızca bir aile hikâyesi olmaktan çıkarıyor. Emilia ile yeniden karşılaşması, geçmişte yarım kalmış ne varsa yeniden açıyor. Film içinde film, yönetmen ve oyuncu, baba ve kız, geçmiş ve bugün birbirine karışıyor. Bu nedenle En Sevdiğim, benim için yalnızca iyi bir oyunculuk izleme deneyimi değil; sinema yapanların, sinema üzerinden kurdukları iktidarın ve sinemanın insan hayatındaki yerinin üzerine düşündüren bir film olarak kaldı. Bardem ise bütün bu karmaşık duygunun merkezinde çok güçlü bir iz bırakıyor. Bir kez daha ona hayran olarak çıkıyorum filmden. Ve uzun süre Javier Bardem etkisinde kalıyorum. Özellikle bir sahne var ki filmdeki gibi kulaklığımı takıyorum ve düşünmeye başlıyorum.

BİR HAYATIN HAFIZASI

‘Muhteşem Bir Hayat’ ise bambaşka bir yerden yakaladı beni. Sylvain Chomet’in animasyon filmi, Fransız yazar ve yönetmen Marcel Pagnol’un hayatına ve anılarına uzanırken klasik bir biyografi anlatısının peşinden gitmiyor. Pagnol’un hafızasında dolaşan, başarıları ve hayal kırıklıkları arasında gidip gelen, zamanın doğrusal akışını kıran bir anlatı kuruyor.

Animasyonun dünyası, filmin hafıza duygusunu daha da güçlendiriyor. İnsan hayatının bazı anlarının neden yıllar geçse de zihnimizde aynı canlılıkla kaldığını düşündürüyor. Bir çocukluk anısı, bir karşılaşma, bir hayal kırıklığı ya da insanın hayatında iz bırakan bir kişi… Hepsi zamanın içinden çıkıp yeniden karşımıza gelebiliyor. Filmde beni etkileyen şeylerden biri de hayatı yalnızca büyük başarılarla anlatmamasıydı. Bir sanatçının hayatına bakarken geride kalanlara, kaçırılanlara, hayal kırıklıklarına ve hafızada kalan küçük anlara da yer açıyor. Belki de bu yüzden filmin adı gibi, “muhteşem bir hayat”ın aslında ne anlama geldiğini de düşündürüyor. Muhteşem olan gerçekten başarılarla dolu bir hayat mı, yoksa insanın geriye dönüp hatırlayabildiği, kendine ait kılabildiği bir hayat mı?

muhtesem-bir-hayat-a-magnificent-life-marcel-et-monsieur-pagnol

İki film birbirinden çok farklı olsa da bende benzer bir duygu bıraktı: İnsan geçmişinden ne kadar kaçabilir ve geçmişini bugününe nasıl taşır? Biri bunu baba-kız ilişkisi ve sinema üzerinden, diğeri bir sanatçının hafızası ve hayatı üzerinden anlatıyor. İkisinden de geriye yalnızca hikâyeleri değil, üzerine düşünmeye devam ettiğim duygular kaldı.

Festivalin açılış filmi Buruk Noel’e ise hiç girmiyorum. Pedro Almodóvar, bildiğiniz gibi, kendini anlatmaya ve kendi bildiğini okumaya devam ediyor. Filmin bütün o dünyasına, anlatma biçimine ve Almodóvar’ın bildiğimiz sinemasına rağmen bende bir karşılığı olmadı. İzlerken ya da filmden çıktıktan sonra peşimden gelen, bana geçen bir duygu da maalesef olmadı. Bu kez Almodóvar’la arama biraz mesafe girdi diyebilirim.

Dört günün sonunda geriye filmler, karşılaşmalar, sohbetler ve zihnimde dönüp duran sahneler kaldı. Bir de sinemaya neden bu kadar bağlı olduğumu yeniden hatırlatan o tanıdık duygu… Elbette dünyayı sinema kurtarmayacak. Ama insanın kendisine, başkasına ve hayata bakışını değiştirebilir. Bazen de yalnızca birkaç saatliğine iyi gelebilir. Belki iyileştirmek dediğimiz şey de tam olarak budur.

ayuff-ekip4

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi