Mutlu Hesapçı

Mutlu Hesapçı

İyi ki Adana’dayız, iyi ki Altın Koza’dayız!

Türkiye’nin en köklü film festivallerinden Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali başladı. Bu yıl 33. yaşını kutlayacak olan festival, 26 Eylül – 4 Ekim 2026 tarihlerinde gerçekleşecek. 23 ülke ve 154 yönetmenden toplam 210 filmlik zengin programıyla festival; dünya sinemasının öne çıkan yapıtlarından yerli yapımların en güncel örneklerine uzanan geniş bir yelpazeyi Adana’ya taşıyacak. Gösterimlerin ve yan etkinliklerin ücretsiz gerçekleşeceği festivalde Onur Ödülleri Ferzan Özpetek ile Vahide Perçin’e, Orhan Kemal Emek Ödülleri ise Suna Selen, Macit Koper ve Aydın Sayman’a veriliyor. Gazete Pencere olarak biz de Adana’daki yerimizi alıyoruz ve festival boyunca Adana’dan sizlere bildirmeye devam edeceğim. Adana’yı, festivali ve Adanalıları seviyorum. Yıllardır takip ettiğim festivalin yine bir parçası olduğum için çok mutluyum. Festivalin detaylarını ve yaşadıkları heyecanı Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali Program Direktörü Esin Küçüktepepınar ve Genel Koordinatörü İsmail Timuçin’e sordum. Çukurova Altın Koza Akademi Koordinatörü Akın Kılıç’tan da Akademi’ye dair bilgilendirme aldım.

adana-altin-koza-ff-2026-afis

ESİN KÜÇÜKTEPEPINAR: ADANA SİNEMACI VE SEYİRCİ AÇISINDAN BİR BULUŞMA, KEŞİF VE TAKDİR EDİLME ALANI

Bu yıl 33.’sü düzenleniyor Altın Koza’nın. Siz kaç yıldır festivalin yönetimindesiniz? Geçen yıllara dönüp baktığınızda bu süreç sizin için nasıl geçti? Festivali beklemek ve her yıl yeniden kurmak nasıl bir duygu? Bu yılki heyecanınızdan söz eder misiniz?

Bu yıl üçüncü yılımız, yine sinema yazarı arkadaşım Mehmet Açar ile birlikte yapıyoruz. Aslında yıllar önce danışman olarak başladım, zamansız kaybettiğimiz Kadir Beycioğlu şahane bir ekip kurmuştu, onu da anmak isterim ve bir süre ara verilen festivali yeniden coşturmuştu. Festival bir ekip işi elbette, yaratıcı takım kadar idari takım da çok önemli. Her yıl filmleri heyecanla bekliyoruz, biraz da şekerci dükkanında olmak gibi, hepsini sevinerek karşılıyoruz, inanılmaz bir izleme telaşı oluyor. Ekonomik darboğaza rağmen sinemacılar engel tanımıyor, üretmeye devam ediyor, bu çok sevindirici. Genç sinemacılar çoğalıyor, usta isimlerle birlikte yan yana ve iddialı geliyorlar, bu da geleceğe dair umut veriyor.

esin-kucuktepepinar

“Festivali diğerlerinden ayıran Adana seyircisi“

Altın Koza’yı diğer film festivallerinden ayıran özellikler sizce neler? Adana Altın Koza’yı bugün sinema dünyasında nasıl konumlandırıyorsunuz?

Altın Koza en büyük ve gelenekselleşmiş festivallerimizden birisi ama belki de diğerlerinden ayıran belirgin olanı Adana seyircisi. Doğrudan halka, sokaktaki sinemasevere yaslanan bir etkinlik. Burası sinemacı ve seyirci açısından bir buluşma, keşif ve takdir edilme alanı. Burada gösterilen bir filmin, salonlardaki sohbetin sinemacılar kadar halkın üzerindeki duygusal etkisi de bir başka sanki.

Bu yıl festival programını nasıl oluşturdunuz? Yarışma filmleri, özel gösterimler, buluşmalar ve sizin özellikle heyecan duyduğunuz program başlıkları neler?

Sinemaya bakarken yaratıcılığını nasıl kullandığı önemli tabii ki. Aynı zamanda toplumsal meselelere, hafızaya ve geleceğe dair söyledikleri de önemli. İnsan ruhuna bakarken toplumsal çekişmelere veya farklı anlatım denemelerine de giren filmler öne çıkıyor. Ulusal Kurmaca ve belgesel yarışmaları için çok heyecanlıyız. Detay vermeden söylememiz gerekirse, tam da hal ve ahvalimizi anlatan filmlerle karşı karşıyayız. Aile çekişmesi veya kişisel açmazlar, hepsi daha geniş bir yerlere, memleket manzaralarına ve oradan da evrensele bağlanıyor. Ne de olsa dünya da benzer düğümlenmeler var. Dolayısıyla Dünya Sineması programı bize daha geniş bakmaya olanak sağlıyor. Lübnanlı yönetmen Jocelyne Saab’ın dört filmine ayırdığımız 'Direniş ve Yıkım' arasında bölümüne çok önem veriyoruz. Gazetecilikten belgeselciliğe ve kurmaca sinemaya uzanan kariyerinde işgal ve sürgünlerin ortasındaki insanı anlatan cesur bir yönetmen olan Saab’ın filmleri restore edilmiş dijital kopyalarıyla seyirciyle buluşacak. İç savaş dönemine ayna tutan bu filmler sadece kendi dönemini belgelemekle kalmıyor; bugün Ortadoğu’da devam eden yıkıma dair de önemli şeyler söylüyor.

Adana topraklarından çıkan hikâyeler, sinemacılar ve sanatçılarla birlikte yıllar içinde kendiliğinden oluşan bu geleneği nasıl değerlendiriyorsunuz?

Adana Türkiye'nin en önemli buluşma yerlerinden birisi olmuş, malum 'bereketli topraklar' üzerindeyiz. Yılmaz Güney'den Yaşar Kemal'e inanılmaz bir yaratıcılık, direnç ve mücadele yeri olmuş. Ayrıca yanılmıyorsam Türkiye'nin ilk olimpik havuzu da burada, neredeyse yüz yıllık. Deniz yok ama uluslararası kulvarlarda yarışan yüzücüler çıkarmış. Yani gayret ve ileriye dönük bir mücadele hissiyatı her zaman varolmuş.

“Müthiş bir seyirci kitlesi var Adana'da, her zaman böyle oldu“

Festivalin seyirciyle kurduğu ilişki sizin için ne ifade ediyor? Adana seyircisinin festivale yaklaşımında yıllar içinde nasıl bir değişim gözlemlediniz?

Müthiş bir seyirci kitlesi var Adana'da, her zaman böyle oldu. Yıllar içinde bu ilgi daha arttı, festivalde boş salon göremezsiniz, en sessiz filmden sansasyonel bir filme, salonlara ilgi büyük.

Genç sinemacılar ve yeni kuşak açısından Altın Koza’nın nasıl bir alan açmasını önemsiyorsunuz?

Zaten genç sinemacılar ile ustaların en yenilerini, en iyilerini göstermek başlıca hedefimiz. Festivallerin asıl görevi bu. Hiçbir yerde gösterilme şansı olmayan, vizyona girse bile çok az kopya ve tanıtımla geniş kitlelere ulaşamayacak ama kesinlikle görülesi filmlere yer açmaya devam etmek.

“Yurtdışından gelen eleştirmen ve sinemacı sayısını biraz artırmak iyi olurdu“

Bir festivalin devamlılığını sağlamak kadar değişen sinema dünyasına ayak uydurması da önemli. Altın Koza’nın geleceğine ilişkin nasıl bir festival hayal ediyorsunuz?

Klasikleri ve en yenileriyle dünya sinemasını Adana'ya getirmeye çalışıyoruz zaten. Önemli olan özgürce yaratan sinemacının yanıtları ve festivallerin de onlara alan açması. Yurtdışından gelen eleştirmen ve sinemacı sayısını biraz artırmak iyi olurdu.

“Kadir Beycioğlu, Murat Özer, Cüneyt Cebenoyan gibi dostlarımızın yokluğu kalp burucu“

Bu yılki festivalde eksikliğini hissettiğiniz, keşke olsaydı dediğiniz bir şey var mı?

Festivallerin eksiği hiç bitmez, bu da daha kapsayıcı olmak için gerekli elbette, değişim ve gelişim bitmez. Önemli olan filmler ve sinemacılar, onların seyirciyle buluşması. Pink sinemalarına minnettarız ama bir de kendi festival merkezimiz olsa şahane olurdu. Bu arada, sembolik gibi gelecek ama Kadir Beycioğlu, Murat Özer, Cüneyt Cebenoyan gibi dostlarımızın yokluğu kalp burucu.

adana-altin-koza-ff-2026-ulusal-uzun-metraj-yarismasi-filmler

İSMAİL TİMUÇİN: NEREDEYSE 30 YILI AŞKIN SÜREDİR FESTİVALİN HER AŞAMASINDA YER ALMIŞ BİRİYİM

Bir sinema emekçisi olarak festivalin bugün geldiği noktayı görmek sizin için nasıl bir yolculuk? Bunca yıldır festivale eşlik ederken nelerin değiştiğini, nelerin ise değişmeden kaldığını düşünüyorsunuz?

İsmail Timuçin: Bir sinema emekçisi olarak festivalin bugün geldiği noktayı görmek benim için son derece anlamlı ve gurur verici bir yolculuk. 1992 yılında 31 yaşındaydım, bugün ise 65 yaşındayım. Neredeyse 30 yılı aşkın süredir festivalin her aşamasında yer almış biri olarak; pek çok anıyla, zorlukla, yorgunlukla ama bir o kadar da büyük bir keyifle geçen bir zaman diliminden bahsediyorum. Benim Şehir Tiyatroları’ndan sonra Altın Koza’da başlayan hikâyem resmen bir usta-çırak ilişkisi gibi gelişti. 1992’de başladığımızda hiçbirimizin hazır bir festival tecrübesi yoktu; herkes kendi mesleki birikimini ortaya koyarak bu organizasyonu omuzladı. Bense zaman içinde festivalin altyapısından sunuculuğuna, kurgusundan jüri organizasyonuna kadar her aşamasında, her masasında yer aldım. 1992’de Altın Koza’yı kaldığı yerden yeniden başlattığımızda, hem Adana’da hem de Türkiye sinemasında muazzam bir heyecan ve canlılık doğdu. Sektörde büyük bir sevinç yarattı, festival filmleri daha çok konuşulur oldu. O yıllarda hazırlık dönemlerinde şehir ışıklı süslemeler ve kırlangıç afişlerle donatılır, Adana’da tam anlamıyla bir bayram havası eserdi. Atatürk Parkı festivalin kalbiydi; parkta oluşturulan alana 5-6 bin sandalye taşır, havuzun üstünü kapatıp sahne kurardık. O dönem oluşturulan profesyonel jürilerin yanı sıra, Adana’daki sivil toplum kuruluşları, odalar ve vakıflardan temsilcilerin yer aldığı 50-60 kişilik bir "Halk Jürisi" kurmuştuk. Onlar da tüm yarışma filmlerini izler ve puan verirlerdi. Sonraki yıllarda bu gelenek, sinema çıkışına konulan sandıklarla seyircilerin 10 üzerinden puan verdiği bugünkü "Adana İzleyici Ödülü"ne dönüştü. Beni en çok etkileyen anılardan biri de Sinema Dayanışma Geceleri’ydi. Yeşilçam’ın ünlü isimleri 10 binin üzerinde seyircinin önünde tek tek sahneye çıkıp halkı selamlar, ardından düzenlenen dev konserin tüm geliri ÇASOD ve SODER gibi sinema meslek örgütlerine bağışlanırdı; tam anlamıyla muazzam bir dayanışma ruhu yaşanırdı. Zamanla bu etkinliği sadece sinemaya odaklayarak film festivaline dönüştürdük. Eskiden kışlık ve yazlık sinemalar kullanılırken, bugün modern salonlarda ve AVM’lerde seyircimizle buluşuyoruz. Bu uzun süreç beni mesleki ve insani anlamda çok zenginleştirdi, sinemaya hizmet etmiş olmaktan dolayı kendimi çok şanslı hissediyorum. Tüm bu yıllar boyunca değişmeyen tek şey ise festivalin o tutkulu yarışma ruhu ve Adana halkının Altın Koza’ya duyduğu karşılıksız, içten sevgidir.

ismail-timucin-03

“Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması’nı ekleyerek bir ilke imza attık”

Altın Koza’nın 33 yıllık tarihinde festivalin kimliğinde ve yapısında sizce en önemli değişimler neler oldu?

İsmail Timuçin: 33 yıllık süreçte festivalin yapısında çok kıymetli gelişmeler yaşandı. Çok disiplinli bir şehir şenliğinden uluslararası nitelikte köklü bir film festivaline dönüştük.

2019 yılından sonra Adanalı sanatçıların da yer aldığı, içerisinde benim de yer aldığım bir Yürütme Kurulu yapısına geçtik. İçerik bazında belgesel sinemayı ulusal yarışmadan ayırıp bağımsız bir kategori yaptık. Edebiyat Uyarlaması Senaryo Yarışması’nı festivale kazandırdık. Bu yıl ise çağın gereksinimi olarak Yapay Zekâ Kısa Film Yarışması’nı ekleyerek bir ilke imza attık. Ayrıca Türkiye’nin 20’den fazla üniversitesinden genç sinema öğrencilerini Adana’da ağırladığımız Çukurova Altın Koza Akademi’yi kurduk.

“Kentin en büyük ihtiyacı kuşkusuz tam donanımlı bir Festival Sarayı (Festival Kompleksi) olmamasıdır”

33 yıl dile kolay. Bu yılki festivalin heyecanını, farklılıklarını ve varsa eksikliklerini nasıl değerlendiriyorsunuz?

İsmail Timuçin: 33. yıla ulaşmak büyük bir heyecan. Bu yıl festivalimize 1.158 film başvurdu. Bu sayı, ekonomik şartların ve film yapım süreçlerinin zorlaştığı bir dönemde sinemacıların Altın Koza’ya duyduğu güvenin somut bir göstergesidir. Seyircimiz bu yıl yarışma filmlerinin yanı sıra özel seçkilerle birlikte 200’ün üzerinde filmi izleme imkânı bulacak. Eksiklikler noktasında kentin en büyük ihtiyacı kuşkusuz tam donanımlı bir Festival Sarayı (Festival Kompleksi) olmamasıdır. Ayrıca kamu mevzuatından kaynaklanan ihale ve yasal süreçlerin zaman alması, organizasyon hazırlıklarını sıkışık bir takvime zorlayabiliyor. Ancak tecrübeli ekibimizle bu aksaklıkları seyirciye yansıtmadan çözüyoruz.

“Siyaset bu mutfağa müdahale etmemeli”

Festivalin geleceği açısından önünüzdeki dönemde en çok önem verdiğiniz başlıklar neler?

İsmail Timuçin: En çok önem verdiğim konu kurumsallaşma ve hafızanın korunmasıdır. Festivaller yerel yönetimlere bağlı yapılar olduğu için siyasi değişimlerden etkilenebiliyor. Benim en büyük dileğim; burada yıllardır yetişmiş, uzmanlaşmış festival kadrosunun ve biriken arşivin her koşulda korunmasıdır. Siyaset bu mutfağa müdahale etmemeli. Ayrıca Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali’nin uluslararası boyutunu daha da büyütmek, yurt dışından daha fazla yönetmen ve yapımcıyı yarışma bölümlerimize çekmek önümüzdeki dönemin ana hedefidir.

"İyi ki Adana’daydık"

33. Altın Koza sona erdiğinde geriye nasıl bir festival duygusu bırakmasını istiyorsunuz?

İsmail Timuçin: Bittiğinde; tüm konuklarımızın, sinemacılarımızın ve seyircilerimizin Adana’dan mutlu ve ilham dolu ayrıldığı bir festival duygusu kalmasını isterim. Yarışma sonuçlarının adil karşılandığı, sinema üzerine derin sohbetlerin edildiği ve "İyi ki Adana’daydık" denilen tatlı bir iz bırakması en büyük arzumdur.

adana-altin-koza-ff-2026-ulusal-kisa-film-yarismasi-filmler

AKIN KILIÇ: AKADEMİ, FESTİVAL PROGRAMININ BİR PARÇASI OLMANIN ÖTESİNDE BİR BULUŞMA ALANINA DÖNÜŞTÜ

Çukurova Altın Koza Akademi’yi beş yıl önce, sinema eğitimi ile sektör arasındaki mesafeyi biraz olsun azaltmak ve genç sinemacıların yalnızca sınıflarda değil, üretimin kendisiyle ve o üretimi gerçekleştiren insanlarla karşılaşmasını sağlamak amacıyla hayata geçirdik. Bugün geldiğimiz noktada Akademi, festival programının bir parçası olmanın ötesinde; farklı üniversitelerden öğrencilerin, akademisyenlerin ve sektör profesyonellerinin bir araya geldiği, sinema üzerine birlikte düşündüğümüz ve deneyim paylaştığımız bir buluşma alanına dönüştü.

akin-kilic

Beş yıl içinde 20’den fazla üniversiteden yüzlerce sinema öğrencisini farklı kuşaklardan sinemacılar, akademisyenler ve sektör profesyonelleriyle aynı çatı altında buluşturan, her yıl yeni sorularla kendini yeniden kuran bir yapı hâline geldi. Ferzan Özpetek masterclass’ı gibi festivalin en çok merak edilen buluşmalarının yanı sıra, farklı alanlardan değerli konuklarımızın deneyimlerini ve birikimlerini paylaşacağı etkinlikleri de kaçırmamanızı öneririm. Sinema ile dijital oyun arasındaki ilişkiyi, edebiyatın sinemayla kurduğu bağı ve yapay zekânın sinemanın geleceğine dair açtığı yeni tartışmaları ele alan bu buluşmaların, Akademi’nin farklı disiplinler arasında kurduğu diyaloğu görmek açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Programın bütününe yayılan bu karşılaşmaların, öğrenciler için yalnızca bilgi edinme değil, sinemaya ve kendi üretimlerine farklı açılardan bakabilme fırsatı sunacağına inanıyorum.

adanaff-2026-ulusal-uzun-metraj-yarismasi-juri

Önceki ve Sonraki Yazılar
Mutlu Hesapçı Arşivi