Yargı reformu mu?

Asıl söylenecek olanı en başta söyleyeyim: Yargı sistemini, önce baskıcı rejimlerini yerleştirmenin aracı, şimdi de yabancı sermayeyi biraz olsun çekebilmenin sihirli formülü olarak görenlerden tarafsız ve bağımsız bir yargı sistemi beklemek hayaldir. Hukuk dışı yöntemleri kendi otoriter rejimini kurmak için kullanan siyasi iktidarın hukuk reformu yapması da hukukun üstünlüğünü sağlaması da beklenemez. Sorunun kaynağı ve sebebi olanlar çözümün parçası olamazlar. Esasen buna niyetleri de yok. Yapmak istedikleri, örneklerini defalarca gördüğümüz küçük bir makyajdan ibaret.
Gazete Pencere’deki ilk yazımda (22 Ekim 2019), basın özgürlüğüyle ilgili bir yasa değişikliği vesilesiyle şunları belirtmiştim: “Avrupa Birliği sürecinin tıkanması ve yabancı sermaye akışının kesilmesi nedeniyle yapıldığı anlaşılan bu ‘makyaj’ hem sorunu çözmeye yetmeyecek hem de muhataplarını ikna edemeyecektir.” Haber verme ve eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamaları suç olmayacaktı hani. Sokak röportajında görüş açıklayanların bile tutuklandığı bir ülke burası.
Bugün hala aynı yerdeyiz. İç ve dış politikada sıkışan, sebep olduğu ekonomik krizden çıkmak için yapılması gerekenleri yapacak niyeti de gücü de olmayan siyasi iktidar “hukuk reformu” sözleri dile getirmeye başladı. Oysa hukukla bağını koparmış, yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını “vesayet” olarak tanımlayan iktidar istese bile hukuk reformu yapacak durumda değil. Yargıyı hukuk düzleminden o kadar uzakta bir yere koydular ki şimdi onu alıp yeniden hukuk zeminine oturtması kendisini inkâr anlamına gelecek. Temel değer olarak “yürütmeyle uyumlu çalışmayı” esas almış bir Hâkimler ve Savcılar Kurulu’ndan yargı bağımsızlığını sağlaması da beklenemez. Üstelik yargının içine yerleştirdikleri güç odaklarını, kimi yerleşmeye başlamış davranış alışkanlıklarını kırmak iktidar için bile o kadar kolay değil artık.
Basit bir örnek vereyim. HSK’nin başkanı olan Adalet Bakanı, Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarına uygun davranmayan hâkim ve savcıların terfi ettirilmeyeceğini söyledi. Bakanın bu sözleri üzerine HSK hak ihlali kararı verilen bazı davalarla ilgili karar verenlerin isimlerini istedi. Aslında HSK’nin bu isimleri öğrenmek için yazı yazmasına gerek yoktu. Zira AİHM tarafından hak ihlali yapıldığı belirlenen Cumhuriyet Gazetesi davasının iddianamesini yazan savcı ile Osman Kavala iddianamesini yazan savcı şu an HSK üyesi. Kendileri bırakın terfi ettirilmemeyi, bu ve bu tür davaları açmada gösterdikleri “başarı” sayesinde terfi ederek Kurul üyesi oldular. Şimdi bu başarılı yargı mensupları, meslektaşlarını AİHM kararlarına uydular mı uymadılar mı diye incelemeye tabi tutacaklar.
Yarattığı her sorunu bir başkasına fatura edip, kendisini hukuki ve siyasi sorumluluktan azade sayan siyasi iktidar bir kez daha aynı yöntemi deniyor. Ekonomik krizi damada, yargı ve hukuk krizini önce cemaate şimdi pelikana ve işini yapmayan yargı mensuplarına fatura ederek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor. Oysa sorunların kaynağı da çözümü de bellidir.
Son bir söz de yargı mensuplarına olmalı. Siyasi iktidarlarla arasına mesafe koymayan, kararlarını siyasi iklime göre veren yargı mensupları daima açığa düşmüştür. Yargı mensupları tavırları ile bir dönem iktidarları mutlu edebilir, sırtları sıvazlanabilir ve hatta önemli görevlere de getirilebilirler. Ancak milletin kendisine verdiği yargı yetkisini yürütmenin emrine tahsis edenler, yargının onurunu hiçe sayanlar yürütme tarafından günah keçisi ilan edilecek ilk kişiler olacaktır.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Murat Aydın Arşivi