Yoko Ono

O, uzun yıllar boyunca dünyada en nefret edilen kadındı çünkü tüm zamanların en sevilen gruplarından The Beatles’ın dağılmasında parmağı olduğu veya rol oynadığı, solistleri John Lennon’u arkadaşlarından koparıp kendi kariyerini parlatmak için kullandığına inanılıyordu. Beatles-mania’nın ayyuka çıktığı yıllarda John Lennon, “biz İsa’dan daha popüleriz” demesi tepki çekmişti çekmesine ama bir gerçeklik payı da vardı.; Beatles’ın albümleri yok satıyor, nereye gitseler insanlar çıldırıyor, ayılıp bayılıyordu. İşte tam da bu deliliğin ortasında John dünyanın en tanınmış ve sevilen grubunu bıraktığı gibi eşini ve küçük çocuğunu da terk etti ve Yoko Ono ile evlendi. İnsanların suçlayacak bir günah keçisine ihtiyacı vardı, o keçi yıllar boyunca, hatta günümüzde dahi Yoko Ono oldu... Yoko’nun John Lennon’un tüm yaratıcılığını körelttiği, kendisine sergi ve konser ayarlamak için fırsatçılık yaptığı yazılıp çizildi. Oysa gerçekler hiç de öyle değildi. Bugün Yoko Ono’nun doğum günü. John öldürüleli yıllar olmuş ve belki o John’un anısını taze tutmak için dünyada en çok uğraşanlardan biri. Peki kimdi Yoko Ono?

Samuray/bilgelerin soyundan gelen Ono Yoko, 1933 yılında Tokyo’da doğdu. Babası gençliğinde klasik piyanist, annesi ise sanatın pek çok koluyla ilgilenen bir kadındı. Yoko refah içine doğdu, babası bankacılık sektörüne geçtikten sonra Amerika ve Japonya arasında mekik dokudu. 4 yaşında piyano dersine başladı, küçük yaşlardan itibaren annesiyle Kabuki tiyatrosuyla ilgilendi, Japonya’daki en iyi okullara gitti. Fakat İkinci Dünya Savaşı patlayınca, aile her şeyini kaybetti. Bildiğimiz üzere 1945’teki bombardımandan sonra Japonya’da büyük bir kıtlık başladı. Aile varını yoğunu bir avuç pirinç için satmaya başladı. Babası Vietnam’daki bir toplama kampına gönderildi. Savaşın sonunda ailesi New York’a taşınırken Yoko’yu Tokyo’da prestijli bir okula yazdırdılar. Bu okulda gelecekte Japonya Kralı olacak Prens Akihito ile sınıf arkadaşlığı yapıp şan dersleri aldı. 1951 yılında okuldan mezun olduktan sonra Gakushuin Üniversitesinde Felsefe bölümüne kabul edilen ilk kadın oldu. Fakat iki dönem sonra okulu bırakıp ailesinin yanına Amerika’ya gitti ve kızlar için en iyi kolejlerden biri olan Sarah Lawrence kolejine kaydoldu. (1952 yılında hala Amerika’daki pek çok namlı üniversite kızları okula almıyordu, alanlarında da kız öğrencilerin hayatları hiç de kolay olmuyordu.)

 

Üniversitede Yoko Ono, Schoenberg ve Alban Berg gibi bestekârların on iki tonda bestelenmiş eserleri ve atonal müzikle tanıştı ve şiir ve edebiyatın yanında kompozisyon dersleri alıp kendi bestelerini yapmaya başladı. 1957’de mezun olduktan sonra New York’a taşınıp kahramanı John Cage’in öğrencisi oldu ve zamanında New York’ta avangart müzik yapan Fluxus grubuna dahil oldu. Felsefeleri, akan anın içinde olup emprovize sanat yaratmak olan grupta müzisyenler, şairler ve ressamlar vardı. Bir süre sonra Yoko Ono ve bestekâr La Monte Young’ın evi bir tür “salona” dönüşüp zamanın ünlü sanatçılarının uğrak yerine döndü. Yoko burada kendi deneysel sanatını icra etmekten çok başka sanatçılarının performanslarını düzenliyordu. (Bu arada deneysel kelimesini kullanıyorum ama Yoko bu kelimeye karşı çıkıyor. Yeni olmak için yeni şeyler yapmadığını, bir duyguyu aktarmaya çalıştığını söylüyor.) Yoko aynı zamanda da çeşitli yerlerde sahne alıyor ve sergiler düzenliyordu. Yoko Ono’nun eserlerini bilenleriniz bilir, bazıları sinir bozucu düzeyde “kavramsaldır.”  (Bunlardan bir tanesi 1971 yılında New York’taki Museum of Modern Art’ta açtığı sergiydi. Sergiyi New York Times gibi gazetelerde verdiği tam sayfa ilanla duyurdu. İnsanlar akın akın geldiler. Geldiklerinde sergi mergi yoktu. Yoko Ono, çağdaş sanata “kral çıplak” demiş oluyordu. Ama tabii bunu bir de sergiye gelenlere sorun! Başka bir sergisinde tuvalini ateşe veriyordu ya da yerlere kağıtları döşeyip insanların üzerine basmasıyla ayak izleri vasıtasıyla canlı sanat yaratıyordu).

Bu arada Yoko Ono kendisi gibi Cage’in müridi olan Ichiyanagi Toshi ile evlenip 1962’de ayrıldı. Ayrıldıktan sonra tımarhaneye taşındı. 1962’de caz müzisyeni Anthony Cox tımarhaneden çıkmasına yardımcı oldu fakat evlenmeye kalktıklarında bir önceki eşinden boşanmadığı ortaya çıktı. Sonunda evlendiler ve Kyoko isimli bir kızları oldu. Bu arada İkinci evlilik kağıt üzerinde devam etse de çok sürmedi fakat ikili beraber çalmaya devam etti. Çocuklarına daha çok Cox bakarken Yoko sanat kariyerinin merdivenlerini hızla tırmandı. 1966 yılında Yoko, John Lennon ile Londra’daki sergi açılışında tanıştı, çift 1969’da evlenmeye karar verdiğinde Anthony Cox’tan ayrıldı. Dünyada en kıskanılan kadına dönmüştü.

 

John Lennon ile ilişkilerine dair çok şey yazılıp çizilmiştir. John Lennon’un şarkılarından da bildiğimiz üzere çok kıskanç ve sahiplenici bir adamdı. Yoko’yu bırakmak istemeyen oydu, Yoko değil. Beatles’ın diğer üyeleriyle arasının açılması da biraz bu yüzdendi. Grup, yıllar önce aldığı bir kararla eşlerini ve sevgilerini kayıt sırasında yanlarına almayacaklardı. Fakat Yoko mevzu bahis olunca John bu kurala hiç kulak asmadı ve Yoko’yu müzikal hayatının her anına dahil etti, hatta bir noktada Yoko hastalandığında kayıt stüdyosuna yatak bile koydurttu ki Yoko kayıtları yatağından dinlesin diye. Sonuçta beklenen oldu ve ipler koptu. 1970 yılında Paul McCartney basın bülteni ile Beatles’dan ayrıldığını beyan etti.

 

John ve Yoko bu süre zarfında sadece Plastic Ono Band gibi bir grup kurup kendi sanatsal oyunlarıyla iştigal edip dünyaya meydan okumadılar. Çift her fırsatta Vietnam Savaşına karşı eylemlere katıldı, hatta balaylarını bir performansa dönüştürüp adına “Bed-in for Peace” (Barış için Yatakta) dediler, bir hafta yataktan çıkmayıp demeç verdiler. Tabii aynı “performansı” tutucu Amerika’da yapmaya kalktıklarında ülkeye girmeleri engellendi. 1969 yılında kaydettikleri “Give Peace a Chance” bir barış marşına dönüştü, 1971 yılında gelen “Imagine” şarkısıysa sınırların ve dinlerin lağvolduğu bir dünya hayal ediyorlardı. Bu şarkılar o kadar çok yankı uyandırdı ki, komplo teorisyenleri hala Lennon cinayetini CIA’nin tasarladığını söylüyor çünkü o emperyalist Amerika için çok büyük bir tehlikeydi diyorlar.

Yoko, 1973’te John’dan ayrıldı, hatta John’a 23 yaşındaki asistanlarını kendi ayarlayıp gitti. Bu Yoko’nun kıskançlık nöbetleri geçirip “beni terk edersen intihar ederim” hikâyesinin zıddıydı. “Bir kadın kocasını bir tanrı gibi kaideye koymaz. O zaman yaşayamaz. Nefes alamaz” diyerek kendisine yapıştırılan rolü ters düz ediyordu. 1975’te barıştıktan sonra, onca eroin ve düşükten sonra mucizevi çocuk Sean dünyaya gelince, 35 yaşındaki John Lennon evde çocuk bakmaya karar verdi ve Yoko’nun soyadını aldı. Yoko bu ayrılık dönemiyle ilgili, “Evet ayrılmıştık ve bu benim/bizim verdiğimiz en iyi karardı...Çünkü bu ilişkimizi güçlendirdi” demişti.

 

8 Aralık 1980’de, John ve Yoko stüdyoda kayıt yaptıktan sonra akşam evlerinin önünde Mark David Chapman adındaki hayranı John’u sırtından dört kez kurşunladı. Lennon 40 yaşındaydı. Chapman ise cinayet mahallinde “Gönülçelen” romanını okumaya devam etti ama çok geçmeden yakalandı ve suçunu kabul etti. John’un hayat tarzına ve İsa sözüne takmıştı. Onca yıldır şartlı tahliye edilmek için uğraşsa da 12 defa reddedildi ve bunda Yoko’nun önemli bir rolü olduğu söyleniyor. O gün bugündür Yoko Ono John Lennon’un anısını her fırsatta yaşatıyor. Bir yerde onun adına bir yarışma açıp John Lennon ödülü/bursu veriyor, başka bir yerde Lennon anıtı yaptırıyor. Doğumunu kutluyor ve ölümünde anma yapıyor. Onun için bu cinayet büyük bir travma olmuş ama Yoko Ono 44 yıldır her şeye rağmen üretmeye, sanatını icra etmeye devam ediyor. Mesela geçen yıl Bilboa Guggenheim Müzesinde bir zeytin ağacını gördüm. Eseri şuydu: koca bir salonun ortasında bir saksının içindeki zeytin ağacı. Sonradan öğrendim ki bu ağaca zaman zaman kağıtlar bağlanıyor ve dilek ağacına dönüşüyor.

 

Onun hayatını okuyunca, ister istemez Beatles ve John Lennon dönemi ön plana çıkıyor ama benim gördüğüm kadarıyla Yoko Ono ne kadar çok üretip sanatın çeşitli dallarında bir öncü de olsa pek çok insan için ağzıyla kuş tutamayan bir kadın olmuştur. Oysaki o çok çalışkan, yaratıcı, korkusuz bir insan. Bize de bu kadına, “iyi ki doğdun Ono-San” demek düşüyor. Arigato (Teşekkür ederim)

 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
Pelin Batu Arşivi