Siz önde erkekleri görüyorsunuz ama Filistin’in de cesur kadınları var!

21. yüzyılın en büyük soykırımı gözümüzün önünde cereyan ediyor. 8 Nisan itibarıyla 34 bin insan katledildi ve bunların yüzde 70’i kadın ve çocuk. Şu ana kadar dünyanın dört bir tarafından Gazze’ye insani yardım yapmak için giden 224 kişi ve 95 gazeteci de öldürüldü, hatta bazıları direkt hedef alınarak. Gazze Sağlık Bakanlığı’nın açıklamasına göre ölü sayısı telaffuz edilen sayılardan çok daha yüksek. Gazze’nin haricinde İsrail askerleri Batı Şeria’da 94’ü çocuk 382 Filistinliyi öldürdü. Şimdiye kadar bu saydıklarımın hepsi bir istatistik. Ve maalesef Stalin’e atfedilen korkunç bir cümleyi hatırlatıyor: “Bir insanın ölümü trajedidir. Milyonların ölümü ise istatistiktir.” O yüzden Avustralya’daki bir sivil toplum örgütü öldürülenlerin ismini tek tek tarihe not düşüyor ki bir istatistiğe indirgenmesinler ve unutulmasınlar. Olur ya, ileride Netanyahu ve kurmayları, işkenceci askerleri ve talancı taifesi Nurnberg Mahkemesine benzer bir uluslararası hukuk mahkemesinde yargılanırsa, her bir canın hesabı sorulsun diye. Hal böyle olunca ben de rakamlardan değil kişilerden hareket ederek, tarihte ve günümüzde müstesna bazı Filistinli kadınların öykülerini aktarmaya karar verdi.

Filistinli kadınları araştırırken karşıma ilk çıkan isim şair Mey Ziyâde oldu. Lübnanlı bir Mârûnî olan İlyas Ziyade ve Filistinli Nüzhet Muammer’in kızı olarak Nâsıra’da 1886 yılında hayata gelen Mey, 1908 yılında ailesiyle birlikte Kahire’ye göç etti. Önce Fransızca kitaplar yazmaya başladıysa da sonrasında Arapça roman ve makaleler yayımladı. 1911 yılına gelindiğinde yazdığı yazılar sayesinde müthiş bir üne kavuştu. Halil Cibran ölene kadar ona aşık oldu, ikili hiç tanışamasa da hayat boyu mektuplaştılar. 1916 yılında Kahire Üniversitesine kaydolup felsefe tarihi ve ahlâk derslerine girdi ve çok geçmeden Şark Feminizminin öncülerinden oldu. 1929 yılında önce babasını, ardından annesi ve platonik aşkı Cibran’ı kaybedince çok sarsıldı. Hatta akrabaları ailesinin servetine konmak için onu Lübnan’da bir tımarhaneye yatırdılar. Onları yalanlarcasına Beyrut’taki Amerikan Üniversitesinde bir konferans vererek akli yetilerine mükemmelen sahip olduğunu kanıtladı ve hastaneden çıktı. 1941 yılında vefat ettiğinde bizlerin onu tanımasını sağlayan şiir külliyatı, romanlar, inceleme ve denemeler ve çeviriler bıraktı. Bu eserlerinde sosyal adalet, sosyal sınıfların doğuşu, kölelik kavramı gibi meselelere değinirken bugünlerde tanıklık ettiğimiz adaletsizlik tarihine de ışık tuttu.

GAZZE’DE İLK YETİMHANEYİ BİR KADIN AÇTI

Bir diğer müstesna kadın ise Hind al Husseyni (1916-1994). Kudüs doğumlu Hind Al Husseyni, 1948 Nakbasından sonra ailelerini kaybetmiş Filistinli çocuklara yetimhane açan ilk Filistinli kadındır. Elinde sadece 138 Filistin Pound’u ile yetimhaneyi kurduğuna kimse inanamamıştır. 55 çocukla başlayan yetimhaneye zamanla civardaki köylerden de çocuklar gelmiş o kadar ki Gazze’ye Kudüs’ten giriş 1995 yılında kapanana kadar okulda 300 kadar yetim çocuk kalıyordu. Varlıklı dedesinden kalma villada hayatını kurtardığı çocuklara iyi birer eğitim vermekle beraber, kadın hakları için mücadele etmiş. Kadınların üniversite eğitimi görebilmesi için 1982’de Hind al-Husseini Kadınlar Kolejini açmış, Arap Kadınlar Birliğini kurmuştur. Şayet hayatını merak ediyorsanız ünlü yönetmen Julian Schnabel’in 2010 yılında çektiği “Mirai” filminde bir yetim kızın gözünden kahramanlığına şahitlik edebilirsiniz.

ŞİİRLERİYLE MEZALİME SES OLAN KADIN: FADWA TUKAN

Bir başka şair olan Fadwa Tukan’a gelince, o “Filistin’in Şairi” olarak nam salmış, İsrailli işgalcilere karşı kafa tutmuş, korkusuz bir kadındır. 1917’de Nablus’ta önemli bir aileye doğmuş olan Fadwa, çocukluğu boyunca hastalıklarla boğuştuğu için şair abisi tarafından evde eğitim görmüş sonra da Oxford’da okumuştur. Diğer abisi Ürdün’de başbakan olmuştur. Fadwa’nın şiirleri İsrail mezaliminin altında yaşayan Filistinlilerin sesi olmuştur. Günlerle Yalnız (1952), Kapalı bir Kapının Önünde (1967), Temmuz ve Diğer Şey (1989), Çekim Yasasından İlhamla Yazılmış Şarkılar (2003) gibi 10 şiir kitabı var. Otobiyografisinde modern Arap edebiyatının en nitelikli şairlerinden kabul edilir. Zamanın ruhunu, özlü sözleri ve inceliğiyle yakalayan Tukan’ın Filistin davasının sembollerinden birine dönüşmesi tesadüfi değildir. O doğumundan ölümüne kadar Kudüs’te yaşamış bir insan olarak çifte standartlara ve haksızlıklara tanıklık etmiş, sözünü de hiç sakınmamıştır. Bu yüzden günümüzde de “Filistin’in ozanı” olarak bilinir.

gaddarliga-ayna-tutan-sirin-ebu-akleh.jpg

GADDARLIĞA AYNA TUTAN KADIN: ŞİRİN ABU AKLEH

Şirin Abu Akleh (1971-2022) tıpkı pek çok meslektaşı gibi İsrail ordusu tarafından öldürülen bir gazeteciydi. 25 yıllık gazeteciliği boyunca olanları tüm çıplaklığıyla araştırıp yazan, sözünü sakınmayan bir kalemdi. 11 Mayıs 2022’de İsrail tarafından işgal edilen Batı Şeria’da Cenin’deki mülteci kamplarına dair haber yaparken, işgalci İsrail askeri tarafından, üzerinde “Basın” yazılı yeleği olmasına rağmen hedef alınarak öldürüldü. İsrail, Şirin’i öldürmekle kalmadı. Evine baskın düzenleyip Filistin bayrakları dahil pek çok özel eşyasına el koydu. Ölüsüne bile saygı duymadılar. Cenazesine katılanlara saldırdılar, yakınlarının ve arkadaşlarının onu defnetmesini engellediler. İsrail, Filistin’in en önemli gazetecilerinden biri olan Şirin’in ölümüne dair söylemini hızlıca değiştirdi ama sorumluluk almaktan kaçındı. İlk başta “yanlışlıkla” öldü denilmişti ama cinayet Birleşmiş Milletlere kadar gidince söylem biraz da olsa değişti. Olay ABD Adalet Bakanlığına taşınınca İsrail, askerinin sorumlu tutulmasını şiddetle kınadı ve dosyanın üstü kapatıldı. Şirin’in yeğeni Lena Abu Akleh adalet arayışını zorlamaya devam ediyor ama ABD’de böyle yanlı bir medya ve devlet olduğu sürece, yetkililerin üç maymunu oynamaya devam edecekleri aşikâr.

11 YAŞINDA İSRAİLLİ ASKER TOKATLAYAN KADIN: AHED TAMİMİ

Son olarak günümüzden bir örnek vermek istiyorum. Katliamı takip edenleriniz en az bir kez Ahed Tamimi’nin ismine rastlamışsınızdır çünkü o her türlü imkansızlığa rağmen Filistin’den videolar yayımlayıp olup bitenin gerçek yüzünü ifşa etmeye devam ediyor. İsrailli askerler 2001 doğumlu Ahed’in Batı Şeria’daki evini talan edip kuzeni Muhammed Tamimi’yi vurduklarında 11 yaşındaki Ahed İsrailli bir askere tokat atıp tekmelemişti. Ne haddine! O yüzden de onu yaka paça gözaltına alınıp “saldırıda bulunmakla” yargıladılar. Askeri mahkemede, yargıç ona “askeri nasıl tokatladın?” diye sorduğunda, Ahed, “kelepçelerimi açarsanız size gösteririm” diye cevap verdi. Bunun için 8 ay hapis cezası aldı, 2018’de serbest bırakıldı. Çıkar çıkmaz kendisini sorgularken taciz eden İsrailli askerlerle ilgili bir video yayımladı. Korkusuzca gerçekleri bize anlatmaya, Filistin’in haklı davasını savunmaya devam ediyor.

11-yasinda-ahed-tamimi.jpg

Filistin’de kanla, canla mücadele verenlere baktığınızda önde erkekleri görüyorsunuz ama öyle değil. Bunun tek sebebi yazılı ve görsel basında kadınlara dair yeterince bilgi verilmemesi, haklarının teslim edilmemesi. Bahsi geçen önemli şairlerin kitaplarının bile yeni baskıları yok. Gazetecilerin haberlerindeyse her geçen gün başka bir felaket haberi var ve bu durum çirkinleşerek, çirkefleşerek devam ediyor. Bayram günlerinde dahi katliam sürdü. Kimilerimiz ilahi adalete inanır. Kötülüklerin karşılığı belki ilahi bir katta değil ama dünyada bumerang gibi geri döner diyenler de vardır. Ben günümüze tarihin gözlüklerini takarak bakıp büyük resmi görmeye çalışanlardanım. Bu büyük resimde şiddet olaylarını, holokostları, İspanya veya Rusya’da yapılan katliamları ve tecritleri hatırlıyorum. Ve İsrail’de, soykırım çocuklarının torunlarının aynı katliamı gerçekleştirerek kendilerinden sonra gelen Yahudilere en büyük kötülüğü bizzat kendilerinin yaptıklarını düşünüyorum. Filistin davası ne olur bilemem ama bu savaş eninde sonunda bitecek. Kanlar kuruyup toz bulutu dağılınca adaletin sonunda yerini bulacağını ümit ediyorum çünkü bu yaşadıklarımız insanlık adına utanç veriyor

Önceki ve Sonraki Yazılar
Pelin Batu Arşivi