Özlem Özdemir
Hakkını savunmak
İnsanların eşit olarak sahip olduğu temel ve evrensel haklar vardır. Bu haklar tartışmaya açık değildir ve devletlerin koruması altında olmalıdır. Peki günümüz dünyasında durum böyle mi? Hayır… Türlü hak ihlallerinin yaşandığına ve insanlığın bu en temel sınavdan sınıfta kaldığına tanık olup duruyoruz. Bir de işin "hakkını savunma" boyutu var ki, bu da en temel haklardan biri. Ancak bunun için önce haklarımızı bilmemiz, ardından da haklarımızı ihlal edenlere karşı kendimizi savunmanın en doğal hakkımız olduğunu öğrenmemiz gerekiyor. Bu yazı, büyükten küçüğe birkaç hak mücadelesi örneği içeriyor…
MADENCİNİN ZAFERİ
Eskişehir'de faaliyet gösteren Yıldızlar SSS Holding'e bağlı Doruk Madencilik'te çalışan 113 işçi, ücret ve tazminatlarını alamadıkları gerekçesiyle on beş gün önce eyleme başlamış ve Eskişehir'den Ankara'ya yürümüştü. Talepleri karşılanmayan işçiler, Ankara'da açlık grevine başlamıştı. Tazminat, maaş ve özlük haklarının ödenmesi talebiyle Kurtuluş Parkı'nda sürdürülen bu direniş, işverenin nihayet pabucun pahalı olduğunu anlayıp işçilerin haklarını vermeyi kabul etmesiyle noktalandı. Bu durum sadece madenciler ve aileleri için büyük bir mutluluk değil, toplum için de büyük bir umut kaynağı. Hakkınızı aramaktan çekinmeyin; hakkınız sizindir, kimse onu sizden alamaz. Direnenlerin yolu, er ya da geç kazanmakla bitecektir.
BİR MASKIN PEŞİNDE
Boğaziçi Üniversitesi Kuzey Kampüsü'nde yer alan, 1987 yapımı Atatürk maskı, 40 yıllık Aptullah Kuran Kütüphanesi'nin 2025 yılı Eylül ayındaki yıkım çalışmaları sırasında kaidesinden devrilerek zarar gördü. Akademisyenler bu duruma tepki göstererek olayın güvenlik kameraları incelenerek aydınlatılmasını talep etti; ancak görüntüleri görebilen olmadı. Üniversite yönetimi sadece maskın restore edilerek yeniden yerine konulacağını açıklamakla yetindi.

Akıbetine dair net bir bilgi alınamayan bu heykelle ilgili Hakkını Savun Derneği, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında resmî bir talepte bulunmuş. Boğaziçi Üniversitesi yönetiminden verilen yanıtta, "heykelin zarar görmemesi için üniversite deposunda tutulduğu, yapımını üstlenen Nilgün Bilge ile temas edilerek restorasyonun onun danışmanlığında yapılacağı ve ardından yerine konulacağı" belirtilmiş. Açıklamada kaidenin kırıldığından hiç bahsedilmiyor ve heykelin şu an tam olarak ne durumda olduğunu hâlâ bilmiyoruz. Verilen bilgi doğruysa elbette sevindirici. Süreci teyit etmek için Nilgün Bilge’ye ulaşmaya çalıştım ancak yanıt alamadım. Belki kendisi bizi bu konuda bilgilendirir. Bu meselenin peşini bırakmayan Hakkını Savun Derneği'ne bir yurttaş olarak teşekkür ederim.

TAŞINMA KÂBUSU VE TÜRK TELEKOM
Bir de benden bir hak mücadelesi ama bunda kaybeden benim, size faydası olur diye paylaşmak istedim. Ev sahibi olmayanların çok iyi bildiği üzere taşınma işi çoğu zaman bir kâbusa benzer. Geçtiğimiz iki ayımı yutan bu süreç nihayet yerleşme aşamasına geldiği için, yazarınız ara verdiği yazılarına dönebildi. Bu şahsi meseleyi köşeme taşımamın sebebi ise hak ihlalini gözümüze soka soka yapan Türk Telekom’un, başka kimsenin canını sıkmamasına vesile olabilme ihtimali. Akıl tutulması yaratan ev kiraları, asla zamanında gelmeyen ustalar, nezaketinizi suistimal edip sizi kandırmaya çalışanlar ya da işini düzgün yapma gereği duymayan her meslekten insanlar... Bu konulara uzun uzadıya girmeyeceğim ama paranızla rezil olmanın normalleşmesi bir toplum için gerçekten korkunç. Kimsenin ne yaptığı işe ne de ekmeğini kazandığı insanlara saygısı kalmış. Böyle giderse önümüzdeki on yılda hiçbir işin düzgün yapılamayacağını, bir kaosun içinde delirmemeye çalışarak ya da belki gerçekten delirerek yaşayacağımızı düşünüyorum.
Neyse, oldukça yorucu geçen bu süreçte, taşındığım mahalledeki altyapıları eskiden aldığım hizmeti desteklemediği için Türk Telekom ile yıllardır süren aboneliğimi sonlandırmaktan başka çarem yoktu. Ancak bir yıldan fazla taahhüdüm olduğu için beni bekleyen bürokratik saçmalıklardan da henüz haberim yoktu. Görüştüğüm üç farklı firma çalışanı, süreci birbirinden tamamen farklı aktardı. Üç kez gitmek zorunda kaldığım müdürlükte nihayet öğrendim ki; firmanın kendi teknik yetersizliği sebebiyle ceza ödemeden bağlantımı iptal ettirebilme hakkım var. Fakat bunun için önce yeni eve "nakil" yaptırmam gerekiyormuş! İşe bakın ki altyapı eksikliği sebebiyle nakil de yapılamıyor. Kendi web sitesinden adres sorgulandığında bu altyapı yoksunluğunu açıkça belirten Türk Telekom, nedense kendi sistemine güvenmeyip eve fiziksel nakil işlemi başlatmalı ve önceki hızda internet sağlayamadığını bizzat test etmeliymiş. Başlangıçta söylenen buydu.
Ancak son gidişimde öğrendim ki bu nakil işleminin bin TL'lik bir ücreti varmış. Durum anlaşıldı; amaç teknik kontrol filan değil, haksız bir parayı kılıfına uydurarak tahsil etmek. Bu süreçte eve hiç kullanılmayacak kablolar çekilecek, duvarlar mahvolacak, hayatımdan birkaç saat daha çalınacak ve ben en sonunda "Evet, olmuyormuş, şimdi iptal edelim" diyeceğim. Üstelik nakil sürecini beklemekle geçecek olan on günde; önce durdurdukları internetimi artık oturmadığım eski evde yeniden aktif hâle getirdiler ve bana hiç kullanmadığım bir hizmetin faturasını çıkardılar. Nasıl ama?
En sonunda, lanet olsun diyerek iki bin TL ceza ödedim ve hattımı iptal ettim. Tabii en güzeli; her koşulda vatandaştan para koparmaya çalışan, sağlayamadığı bir hizmet için bile fatura çıkaran Türk Telekom’a hiç yakamı kaptırmamak, baştan doğru düzgün bir şirketle çalışmak olurdu.