Ayşe Naz Hazal Sezen

Ayşe Naz Hazal Sezen

Yas bayramından bir name

Hane içinde yaşanan bir kaybın ardından yaşanan ilk bayramdır, yas bayramı. Bayram dilekleri, taziyelere karışır. Kaybın yarası yeniden açılır, hane yeniden cenaze evine döner.

Törenler, hayata anlam kazandıran güce sahipler. Yinelenen ritüeller, nesiller arası tecrübe aktarımıdır, rehberdir. Duygusal bir kanal haline gelip, geçmişi günümüze, günümüzü geleceğe bağlama yetisi barındırır. Bir olanı birlik yapan, sosyal bütünlüğün dengeleyicisi ritüeller, kolektif hafızayı dinç tutar, toplulukların bir arada kalmasını sağlar; dolayısıyla grup içi dayanışmayı arttırır. Toplulukların kuşaklar arası aktardıkları ritüeller birliktelik fikrini perçinlerken toplumsal kimliği de tanımlamaya başlar.

Doğum, ölüm ve evlilik gibi içinde envai çeşit geçiş süreci barındıran yaşam olaylarında ritüellerin ehemmiyeti ortaya çıkarken, bayram vakitleri ise kendine has ritüeller barındırır. Bayramın gelişi sadece bayrama atfedilen bir geleneklerden dolayı değil; uzak kalanla kavuşmanın, sevinilenle sarılmanın, unutulanı hatırlamanın, birlikte yemenin, içmenin, yad etmenin ve addetmenin getirdiği bütünleşmeden dolayı mühimdir. Bayramlar kadar bayrama hazırlık ritüelleri; açılmış yufka, dökmüş şerbet, bayram alışverişi, dip köşe ev temizliği dahi bayramın bir parçasına dönüşür.

Yas bayramı

Lakin, bu bayram toplumsal gelenekleri yaşatan geçmiş bayramlardan daha farklı, daha buruk, daha acı… 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinin ardından yaşanan ilk bayram, balaban bir yas taşıyor. Binlerce hanede bayram yası yaşanıyor. Hane içinde yaşanan bir kaybın ardından yaşanan ilk bayramdır, yas bayramı. Bayram dilekleri, taziyelere karışır. Kaybın yarası yeniden açılır, hane yeniden cenaze evine döner.

Tüm topraklarımızda, kalplerimizde yas bayramı yaşandı…

Deprem bölgelerinde tek yürek çalıştığımız, kendi de bir depremzede olan, bizler gidip gelirken onun yeri değişmeyen, enkaz yığınları arasında çocukluğunun sokaklarını bize anlatan bir arkadaşımızdan rica ettim yas bayramında yaşadıklarını yazmasını. Onun mektubudur.

Kahramanmaraş’tan name

Bayram! Sessiz, ağıt dolu… Bayramın neşesiyle dolan çocuklar bir görev gibi el öpüyor veya şeker istiyor. Küçücük bedenlerinde büyük sorular taşıyorlar: Bunca şey yaşandı, biz neden hala bayram kutluyoruz? Niye hayat devam ediyor?  Bayramın tadı gelince gözleri gülen büyüklerin gözleri hep yaşlı bu bayramda. Yine de içlerinde bildikleri bayramların sevinci, kayıplarla dolu yeni bayramların burukluğu var. İlk gün sabah erkenden hemen mezarlıklara gidildi. “Eksik olanı tamamlayalım” dediler. Sevdikleri yerine toprakla konuştular. Uzun uzun konuştular… Susmadılar. Belki de deprem gününün acı uğultusundan başka sesler duysunlar diye susmadılar, belki de içlerindeki öfke aksın diye. Bilmiyorum…

Anneler, kadınlar bayram temizliğini yapamadılar. Ev kalmadığından diye düşünmeyin, yapılan enkaz temizliğinden sonra kalan evlerin sahipleri “Evim kirli olsa ne olur! İçimiz kirlendi.” dedi. Kısacası, bildiğimiz bayram temizliği yapılmadı. Zaten bayram mezarlıklarda geçti. Mezarlıkta en çok da sevdiklerini geri çağıran sesler vardı. Gelmeyeceklerini biliyorlar. Ne kadar acı dolu bilgi ama kabul edemeyiş, biliyor musunuz? Bayramın tatlı ikram telaşı mezarlık yolunun bir parçası oldu, tüm yollara şekerler konuldu. Kimileri enkazın başında acılarını hatırlarken, kimileri camilerde dualarını etti. Bu bayram ve Cuma camilerde hep ibret hakkında konuşuldu. Anlayanlar ve anlamayanlar arasındaki fark öyle çok ki… Farkı anlayanların bazıları hayattan kopuyor, farka varamayanlarsa kabul edemeyişleri ile yaşıyorlar. Ah, bir de küsler en çok bu bayram barıştılar, küçük de olsa el sıkıştılar; çünkü yarını göremem korkusu büyüdü hepimizin içinde.

Bu arada deprem oldu ama kimse iyi bayramlar demeyi. Ancak cenaze evinde -çadırlarımızın adı da ev, içinde biz varız- bilemedim başınız sağ olsun mu diyeceğim, iyi bayramlar mı? Hayatımda hiç böyle ikilem yaşamamıştım… Adı olmayan, tarifsiz duygular yaşamak isteyenleri davet etmek isterdim bugünlere; bir nebze ne deneyimlediğimizi anlasınlar. En azından anlamaya çalışsınlar.

Deprem korkusuyla şehri terk edenler, bayramda geri döndüklerinde hala şaşkındılar. “Bütün bunlar benim başıma nasıl geldi? Sevdiklerim yitti.” derken 75 gündür yaşadıklarını hazmedemediklerini gördük. Nasıl mümkünse zaten! Ufak sarsıntılar onlara büyük depremleri hatırlattı. Bir yandan, “Bayram bitsin de zemini güvenli gelen yeni şehirlerimize dönelim.” dediler. Diğer yandan da vardıkları mezarların yanında kendi memleketinde, toprağında, ait olduğunu hatırladığı yerde kalmak istediler. Bu bayram iç dünyalarımızda adını bilmediğimiz çok fazla duygu yaşandı.

Bir de mezarlıklarda geçen bu bayramdan öğrendiklerimi eklemem lazım. Mezarlıklar dünyevi hiçbir şeyin olmadığı bir alan değil mi? Kırılan kalpler, sahip olunan mallar, şişirilmiş egolar, abartılmış mevkiler burada sıfırlanır; doğum gibi. Sevdiklerinin ziyaretiyle kalabalıklaşan bu mezarlıklar bazılarımıza çok güzel hatırlatıyor zamansız gideceğimizi, yaşarken bir olmanın önemini… Peşinde koşulan mevkilerin, istenilen malların hepsi bir köşeye bırakılmalı. Hepimizin geleceği yer aynı. Yaşarken adil, dürüst ve eşit olmalı…

Bu bayramda her şeyi ileri seviyede hissettik. Ancak insanoğlu acılarına rağmen dik durabiliyormuş, onu öğrendim. Deprem değil ki sadece, envai çeşit afet yaşanmaya devam ediyor, yaşananlara rağmen insan acı da olsa nasıl hayatta kalıyormuş, bunu da öğrendim. Birlik ve manevi tutum sanırım bunun kaynağı; zira hepimizin yası sürerken, kültürümüzün neşeli günleri bayram hala gelenekleri taşıdı. Her çadırın önüne şekerlik konuldu. Bayram kutlamaya gelenler cenaze sahipleri dahi olsa ikramlar eksik olmadı. Fakat, herkes birbirine kayıplarının hatırası gibi bakıyordu. Özellikle şahit olduğum en derin bakışlardan biri, torununu kaybeden babaannenin şekeri alan çocuğa kendi torunlarını izlercesine süzüşüydü. Evladını kaybeden babalara şahit oldum. Onlar bu bayram başka çocukları pek sevemediler, uzaklaştılar. Belki de ya başkasında sevgilerini hissedemedikleri için ya da çok sever de kendini kontrol edemez, yanlış anlaşılırız diye çekindiler…

Bu bayram eğlenceli hale getirilebilsin diye uğraşıldı, yardımcı olmaya çalışanlar çoktu. Yine de bizim, burada kalanların bayrama hevesi yok, dermanı kalmadı. Burada bu acı facianın iki çözümü var derler; zaman ve sessizlik. Zaman unuttursun, sessizlik iyileştirsin diye. Ancak onlar anlık bir yanılgı, çözüm değil. İyi olacağız ve unutmayacağız diyerek sözlerime son vermiyorum, veremiyorum. Anlatacağız, hatırlayacağız ve benim sloganımla “ruhumuz güneş ister, içimizde güneş doğsun biz hepsini aşacağız.”

E.K.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ayşe Naz Hazal Sezen Arşivi