GENÇLERİN GECESİ…

Sanki birisi kulübün girişine yazmış “Her Fenerbahçeli bir gün sakatlığı tadacaktır”. Öyle ki maçın son 20 dakikasında kulübede oyuna girecek oyuncu kalmamıştı. Tabi bunda sakatlıklar kadar planlamanın ve transferleri zamanında yapamamanın da etkisi vardı. Neyse Kİ geceyi gençler kurtardı.
Maç öncesi isyanla hüzün arasında gidip geliyordum. “Ey Yüce Rabbim” dedim, “şu Fenerbahçeli kuluna acaba bir sene de transferleri zamanında yapılmış, tüm futbolcular kampa katılmış, sakatı, cezalısı olmadan ilk Avrupa kupası maçına çıkılmış bir sezon başlangıcı görmeyi nasip edecek misin?”
Tamam rakip atla deve değil, kimse “futbolun beşiğinden gelen adamlar” diyemez, altı üstü Finlandiya’nın Helsinki’si falan filan ama bizim sahaya çıkacak ilk 11’e bakarsanız kimse de “Fenerbahçe varıyla yoğuyla sahada” diyemez. Bıraktık ideal 11’i, santraforsuz çıkıyor sahaya. Sahada varlığı ve ne işe yaradığı tartışmalı Samatta dahi kadroda yok. Dahası yeni transferlerin hiç biri listede bile yok. La havle…
Zaten Ozan Tufan hepimizi ağlatmış gitmiş. Yahu bu çocuğun meğer ne etkili bir kalemi varmış. Yazdığı veda mektubunu ben olsam çerçeveletip Fenerbahçe müzesine koyarım. On dokuz yaşında kulübe gelip, 6 yıl gibi kısa sürede iyi kötü çok şey yaşayıp kaptanlığa ulaşan Ozan, güzel ayrılmanın mümkün olduğunu da göstermiş oldu. Yolun açık olsun çocuk.
Ozan umuyorum başarılı olacak da lakin biz ne olacağız?.. Aslına bakarsanız hiç umutsuz değilim. Pereira’nın pek meraklısı değilsem de hazırlık maçlarında oynattığı futbol zaman zaman umut verdi. Lüzumsuz onlarca hazırlık pasından, başta Caner’inkiler olmak üzere ceza sahasına yapılan hedefsiz, anlamsız ortalardan kurtulduk gibi. Takım en kısa yoldan ve en kısa sürede rakip kaleye gitmek gerektiğini biliyor gibi.
Elbette başta santrafor olmak üzere yeni transferler sahada yerini alınca bambaşka bir takım göreceğimiz kesin. Keşke biran önce kavuşabilsek.
Neyse işin tesellisi tribünlere kavuşmak. Şükür, artık Fenerbahçe marşlarıyla ilk düdüğü duyabileceğiz. Ne zaman takımın desteğe ihtiyacı olsa 12 Numara orada olacak. Bakmayın siz yan sütundaki Tribün Muhalifinin atarlanmalarına, her şeye burun kıvırmalarına. Ağlar, sızlar, bağırır, çağırır falan bunlar ama ne zaman ihtiyaç duyulsa sonuna kadar çubuklu formanın yanında yerini alır. Gerçekten hoş geldi tribünler.
Böyle karışık duygularla başladı maç.
Santraforsuz ve neredeyse yedeksiz çıktı Fenerbahçe sahaya. İki kaleciyi saymazsak 4 yedek oyuncu vardı kulübede. 3-4-3 ile 3-5-2 arasında gidip gelen dizilişte golcü yoktu ama Mesut, İrfan Can, Sosa, Zajc ve Gustavo’dan oluşan bir becerikli ayaklar beşlisi vardı. Osai de zaman zaman bu ekibe katılınca küçük paslaşma resitalleri izledik orta sahada veya sağ açıkta. Ancak bu paslaşmaların gole kavuşabilmesi için önce pozisyona dönüşebilmesi gerekiyordu, ama yapamadılar.
Zajc’dan sonra Tisserand bu yılın ikinci sürprizi olmaya adam. Geçen sene saç baş yolduran stoper, üçlü defansta kendini bulup, sağ stoperin değişmezi oldu. Pozisyon hatası yapmayan, doğru zamanlama ile doğru yerlerde olan Tisserand daha önemlisi ileri taşıdığı toplar ve verdiği uzun paslarla takımın oyun kurucu ayaklarından birisine dönüşüyor.
Mesut, ligdeki verimli oyunundan hayli uzak kalırken, çalım atmama yeminini sürdürüyor gibiydi. İlk yarı boyunca bir kere sol kanatta denedi çalım atmayı, rakibe takılınca bir daha niyetlenmedi bile. Tek paslarla yetindi.
Fransız hakem Bastien, ceza sahası içinde elle oynamaya çalmadığı düdükle sadece Fenerbahçe’nin penaltısını yemedi düzgün yönetimini de gölgeledi.
İkinci yarıya uzaktan şutlarla başladı Fenerbahçe. Gustavo, Zajc ve İrfan Can üst üste kaleyi yokladı. Ve böyle bir şuttan sonra İrfan Can da Fenerbahçe’nin meşhur şansızlığının kurbanı olarak sakatlar kervanına katıldı. Yerini Ferdi aldı.
Kısa bir süre sonra da Osai’nin yerine Sangare, Mesut’un yerine genç Muhammed’i alan Pereira kötü oynayana seyirci kalmayacağını gösterdi.
Ve Muhammed Gümüşkaya girdikten 2 dakika sonra topla ilk buluştuğunda müthiş bir vuruşla golü buldu. Bu öyle şık ve ustaca bir vuruş ve öyle lezzetli bir goldü ki sanki abilerine bir şeyleri hatırlatmak istiyor gibiydi.
Hemen ardından Novak da sakatlanınca kulübede kalan tek yedek 16 yaşındaki Arda Güler oyuna girdi.
Kalan 20 dakika Ferdi, Muhammed, Arda gibi gençlerin getirdiği canlılıkla daha yüksek tempolu geçti. Seyircinin desteğini alan gençler Pereira’nın da vereceği önemle bu yıl etkili olacaklarının işaretini verdiler.
Sonuçta Avrupa Ligi playoff turu ilk karşılaşmasında tüm bu aksiliklere ve eksikliklere rağmen Fenerbahçe son 16 maçının 13’ünü kazanıp sadece 1 kere yenilen Helsinki’yi eli boş gönderdi.
Enseyi karartacak bir durum yok ama bu kadar üstüste sakatlığı şansızlıkla açıklamak gittikçe zorlaşıyor. İnsan sormadan edemiyor; kamp dönemi bitip maçlar başladıktan sonra bu kadar çok adele sakatlığının sebebi ne olabilir? Buna cevap vermek ve artık şu transferleri bitirmek yönetimin işi. Hadi artık ama…

NEREYE EL ATSAN VİZYON…

Fenerbahçe dün Avrupa Kupaları eleme maçına forvetsiz çıktı. Kutlarım. Sanırım daha önce herhangi bir Türk takımı böyle bir şey başaramamıştır. Bitmedi, dakikalar 68’i gösterdiğinde yedek kulübemizde sadece 2 tane kaleci vardı. Yani maçın neredeyse dörtte birlik bölümünü yedek oyunucusu olmadan oynadı Fenerbahçe. Vizyoner Başkanımız sağ olsun gerçekten daha önce hayal bile edemeyeceğimiz şeyleri yaşatıyor bizlere. Artık sadece oyun değil yönetim de kurduğu kadroyla tel tel dökülüyor. Eklemek lazım MHY, Valencia, Pelkas, Serdar Dursun direk ilk 11’de oynayacak oyunculardı ve 4’ü de lige sakat başladı. Hatta maç içerisinde de iki tane ilk 11 oyuncumuz sakatlandı. Bunların hepsinin şanssızlık olduğuna inanmak zor. Teknik ekip belli ki sezon öncesinde ya yeteri kadar hazırlamadı takımı ya da antrenmanlarda ciddi yanlışlar yapıyor.
Sormadan olmaz, bu kadroda Thiam oynayamaz mıydı ? Caulker niye alındı ? Vizyoner başkanımızın “takım yüzde 70 hazır dediği” takım bu mu? Mesut ne zaman hazır olacak, bir sene geçti? Gerekli transferler yapılmazsa ve sakatlıklar böyle devam ederse, yakında yedek oyuncusuz maça çıktığımızı da görebiliriz. Ne de olsa vizyon….
Neyse oyuna sonradan giren iki genç kardeşimizi canı gönülden kutlamak lazım. ‘Dünya yıldızı abilerinin’ yapamadıklarını “bu iş böyle olur arkadaş” dercesine girer girmez başardılar. Muhammed bir kabusu engelledi mükemmel golüyle. Aklı varsa Vitor bu gençlere fırsat vermeye devam eder.

Önceki ve Sonraki Yazılar
Ümit Sezgin Arşivi